Bu ay dört tiyatro oyunu izledim. Oyunlardan öte oyunculuklar aklımda kaldı diyebilirim.

39.Basamak

Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü üçüncü sınıf projesi olan 39. Basamak, İlham Yazar rejisiyle sahnedeydi bu ay. İskoç yazar John Buchan’ın romanından, Parlic Barlow tarafından tiyatroya uyarlanan, farklı tiyatroların repertuarında da yer alan olan oyun 2 perde 2 saat.

Fotoğraf: Gökhan Yolcu

Oyunun konusu kısaca şöyle: Richard Hannay can sıkıntısından kurtulmak için bir tiyatro oyununa gider ve tiyatroda gizemli bir kadın olan Annabella ile tanışır. Kadının evine sığınması ve gizli bir ajan olduğunun ortaya çıkmasıyla, Richard kendini 39.Basamak adlı gizli bir görevin içinde bulur.

39.Basamak rahat izlenen, komik ve eğlenceli bir oyun. Basit bir konusu, güçlü oyunculuk içeren bir yapısı var. Kalıpların dışına çıkan, akışkan oyuncularda vücut bulduğunda keyifli olabilecek bir oyun, aynı Bilkent Tiyatro’nun yapabildiği gibi. Ahmet Kılıç, Berk Cem Göksel, Melisa Berberoğlu, Naz Göktan’dan oluşan ana kadro çok iyiydi. Özellikle de oyun boyunca, kılıktan kılığa anında geçişleriyle Naz Göktan ve Berk Cem Göksel’e bayıldım.

Fotoğraf: Gökhan Yolcu

Oyunun dekoru çok kullanışlı ve keyifli, kostümü, ışığı gayet yerindeydi. Emeği geçenlerin ellerine sağlık. 6. Bilkent Tiyatro Günleri programında yer alırsa izlemenizi tavsiye ederim kesinlikle.

Gülünç Karanlık

Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nun bol ödüllü Gülünç Karanlık oyunu bu ay Sahne Ankara’nın konuğuydu. Çağdaş Alman Tiyatrosu’nun genç yazarlarından Wolfram Lotz’un tek perde 2 saat süren oyunu Nurkan Erpulat rejisiyle sahneleniyor.

Batının sömürü kültürü üzerine ilerleyen bir metni var oyunun. Joseph Conrad’ın “Karanlığın Yüreği” romanı ve Francis Ford Coppola’nın “Apocalyspe Now” adlı filmini ortak bir payda olarak ele alıyor. Baskı kur, alıştır, vaat et ve tüket anlayışının hüküm sürdüğü Afrika, Vietnam ve Afganistan kıyılarını iki askerin gizli görevine oturtan hikaye kapsamlı ve yutulması zor bir metin çıkarıyor seyircinin karşısına.

Oyunda Alican Yücesoy, Doğacan Taşpınar, Erol Ozan Ayhan, Hatice Elif Ürse ve Yelda Baskın rol alıyor. Oyuncularıyla, sahne tasarımıyla, müzikal detaylarıyla çok hoş bir yapıya büründürülmüş oyun farklılığını belli ediyor.

Gülünç Karanlık- Bakırköy Belediye Tiyatrosu

Çok hikaye anlatıyor, kesitler halinde farklı durumlara geçiyor. Belki bu yüzden oyun allak bullak bir etki yarattı bende. Uzun, ağır ve üzücü konusuyla oyun bittiğinde omuzlarım yük içindeymiş gibi hissettim tiyatronun verdiği keyiften öte.

IV.Murat

Turan Oflazoğlu’nun, IV.Murat oyunu Ankara Devlet Tiyatrosu’nun bu sezon sahneye koyduğu Osmanlı temasını taşıyan üçüncü oyunu. Dramaturg ve yönetmen Prof. Dr. Bozkurt Kuruç tarafından sahnelenen oyun; 11 yaşında tahta çıkan ve 28 yaşında hayatını kaybeden çöküş dönemi padişahlarından IV.Murat’ın iktidar serüvenini anlatıyor 2 perde 3 saat süresince.

Fotoğraf: Kerem Kantarcı

IV.Murat’ın ülkedeki kötü gidişatı görüp tahtına sahip çıkma hikayesini anlatan oyun iktidar, hırs, yasak ve baskılarıyla bir döneme ışık tutuyor.

IV.Murat’ın ideallerini, hayatını ve sanrılarını anlatan oyun tarihsel açıdan güzeldi. Fakat oyunun düz bir anlatımla sahneye aktarılmaması, seyircinin de oyunun dışında kalması tempoyu oldukça düşürüyor. Dekorun bir iki parçayla geçiştirilmiş olması da can sıkıcıydı. Kartonumsu bir saray görünümü, küçücük bir döşek, yer kırmızı halıfleks kaplı. Göze batan, boşluğuyla rahatsız eden sahne tasarımı çok kötüydü.

Fotoğraf: Kerem Kantarcı

Kostümleri ve makyajı iyi olan oyunda, oyuncular da iyiydiler. Özellikle Kutay Sungar oyunu yükselten, neredeyse kendini parçalayan bir oyunculuk sergiledi. Keşke daha özenli bir oyun olsaydı IV.Murat. Önümüzde ki sezonda seyirciyle buluşmaya devam edecek IV.Murat.

Woyzeck

Alman yazar Georg Büchner’in sonunu yazamadan hayatını kaybettiği oyunu Woyzeck, Bursa Devlet Tiyatrosu’yla bu ay Ankara’daydı. Muzaffer Aksoy’un yönetmenliğini üstlendiği oyun 2 perde 2 saat.

Herkes bilir ki şiddetin, cinselliğin, yaptırımların birbiri içine girdiği kapitalist dünyada var olabilmenin yolu ezmekten ve çürütmekten geçer diyor kısaca oyun. Rütbesiz bir asker olan Woyzeck çevresi hakkında çok düşünmeyen ve gömüldüğü karanlıktan rahatsız olmayan biridir. Marie ve çocuğuna bakmak için generalin ayak işlerini yapmaya, doktorun deneylerine baş eğmeye mecburdur.

Woyzeck’e aşinalığım birkaç sene önce Tatbikat Sahnesi’nin versiyonunu izlemişliğimden geliyor. Metni okumadığım için tam olarak hakim değilim nasıl aktarılması gerektiğine. Fakat zor bir metin olduğu aşikar. Seyirci tarafından beğenilmesi, anlaşılması kolay olmayan çağrışımlarla yüklü genel anlamda.

Bursa Dt’nin versiyonunda da böyleydi. Farklı bir şeyler yaratılmak istenmiş ama ortaya karışık bir şeyler saçmış gibiydi Woyzeck. Güzel yaklaşımlarla dolu ama çok dağınık bir oyundu. Bazı sahneler gereksiz uzatılmış geldi bana. Woyzeck’in konuşması da iki saat olarak düşündüğümüzde bayıcıydı. En sevdiğim yanı ayrıntılı tasarlanmış, özenli dekoru oldu.

Önümüzdeki ay görüşmek dileğiyle.

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here