Sinemada izlediğim son üç filmin ortak bir noktası var. Hepsi müzik dünyasının bir başka köşesinden çıkıp geliyor. Biri bildiğimiz ‘Müslüm Baba’, diğeri bildiğimiz ‘efsane Freddie Mercury’, bir diğeri ‘bilmediğimiz halleriyle Lady Gaga’.

Birbirinden tamamen farklı bu üç filmin başlangıcı neredeyse ortak. Müslüm’ün aileye eziyet eden bir babası ve çamaşır yıkayarak para kazanan bir annesi var. Zor yaşam koşulları içerisinde saza, söze, müziğe yer yok. Müslüm düzgün bir işe girmeli ve para kazanmalı. A Star Is Born’un Ally’si olmak istediği yerden henüz çok uzakta. Küçük bir barda sahne alıyor. Onun da derdi aynı; para kazanmak. Zanzibar doğumlu Freddie Mercury çıkık ön dişlerinin ona verdiği yeteneğin ve muhteşem sesinin farkında. Yalnız ailesinin Farrokh Bulsara’ya dair hayali müzisyen olması değil. Farrokh Bulsara yani Freddie Mercury, geçmişini tamamen unutmaya kararlı.

Biri kurgusal, ikisi gerçek bu hikayelerin tam ortasında aşk var. Freddie’ninki karışık. Onu çok iyi tanıyan Mary ve bir sürü erkek arasında bol maceralı. Freddie’nin kendini tanıma macerasının sonu Jim Hutton’ın kollarında bitiyor. Müslüm, aşkını küçükken beyaz perdede görüyor; bir açık hava sinemasında. Filmlerden önce şarkı söylemeye başlayınca Muhterem Nur’a ilk defa bu kadar yakın… Kullandığı ilaçların etkisiyle Muhterem Nur’a tokat attığında onunla aynı sahnede… Sonra aynı evde, aynı yatakta. A Star Is Born’da Ally’yi yıldızlaştıran isim aşkın da kahramanı; Jack. Ünlü bir sanatçı. Freddie’nin de, Müslüm’ün de, Jack’in de hayatlarının yanlış kararları alkol etkisi altında veriliyor.

Jack’in bağımlılığı Ally’nin hızla ilerleyen kariyerinin tam ortasında duruyor.

Freddie çılgın partilerde eğleniyor.

Müslüm içtiği zaman hırçınlaşıyor.

“Senin sesin var ya senin sesin. Sen ne zaman susarsan o, o zaman kesilir.”

Müziğin dünyayı dolaşan yolları dolambaçlı, engellerle dolu. Müslüm’ün geçirdiği kaza sonrası sağır olan kulağı müziğinin önündeki engeli. Engel, hocasının söylediği bir sözle aşılıyor: “Sen ne zaman susarsan sesin o zaman kesilir.” Queen zirvedeyken Freddie’nin çevresinde aklını çelmek isteyenler, ekibi dağıtmasını ve solo devam etmesini önerenler var. Freddie’nin “Ben yoluma tek başıma devam edeceğim” kararı grubu bir süreliğine ayırsa da sonunda anlaşılıyor ki Queen’i Queen yapan ne varsa o dört üyenin birbiriyle olan çatışmasında var. Queen, uyumsuzluktan besleniyor. Uyumsuzluk, A Star Is Born’da Ally’nin hayatına pop yıldızı kimliği ile giriyor. Rahat, salaş Ally birden gösterişli kostümler ve dansçılar içinde kendi müziğinden uzaklaşıyor. Hepsinin durup “Neredeyim?” dediği bir an var.

O anın ardından Müslüm, yeniden şarkılar söylemeye başlıyor.

Freddie Mercury, Queen’le bir kez daha yıldızlaşıyor.

Ally, dansçıları sahneden indiriyor.

Üç film de sesini başkalarına duyurabilmenin o muhtemelen hiçbir zaman anlayamayacağımız şahane duygusunu içeriyor. Sahnede olmanın heyecanını, çığlık atan hayranları, bir şarkının oluşum sürecini, bir müzisyenin içini ve ona değip geçen insanları anlatıyor.

Evet, bu okuduğunuz yazıda bir satırda Müslüm Gürses, bir satırda Freddie Mercury var. Öteki satırda Lady Gaga’nın canlandırdığı Ally. Gerçek rockçıların Müslüm filmini izleyip öve öve bitiremediği, kendini “duygusal” olarak adlandırmayanların A Star Is Born’u izleyip gözyaşlarını tutamadığı bu çok karışık iklimde, bu üç film de birlikte anılmayı ve izlenmeyi hak ediyor.

A Star Is Born 19 Ekim’de, Müslüm 26 Ekim’de, Bohemian Rhapsody 2 Kasım’da vizyona girdi. Bugünlerde hepsi sinemalarda. İyi seyirler!

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here