Ankara’da olmanın harika taraflarından birisi şehir merkezinden bir öykü ve yaklaşık 25-30 parçalık müzik listesi mesafesindeki seyahat rotaları. İşte bu rotalardan biri, mis havasını içinize çekip uzun yürüyüşler yapmak, eski sokaklar içinde kaybolmak, manzarada büyülenmek, kendinizi “turist” hissederek bolca hediyelik eşya ve tadımlık bir şeyler alıp yemek için harika bir öneri: Safranbolu.

Ankara’ya yaklaşık iki buçuk saatlik uzaklıkta yer alan bu şirin ilçeye giden yol, en az kendisi kadar huzurlu. Topoğrafyanın baharı kucaklayan havası, yorucu ve yoğun geçecek bir günün enerjisini depolamaya yardımcı olacaktır. Şimdiden önerim müzik listelerinizi öncesinde “dingin” bolca tercihle doldurmanız ve yanınıza ortalama 45-50 sayfalık Zweig kitaplarından iki-üç tane atmanız.

Gelelim Safranbolu’ya. Homeros’un İlyada destanında Paflagonya olarak tasvir edilen ve sonrasında birçok medeniyetin değdiği ilçe, Karabük iline bağlı tarihi ve turistik bir “müze”. Adından da anlaşılabileceği üzere burada her şeye safrandan gelen bir sarı renk eşlik ediyor. Kendinizi sarımtırak yemelere içmelere hazırlayın ama safranı sadece tadın. Çünkü “safran” denen arkadaşın gramı el yakar cinsten.

Safranbolu’ya girdiğinizde sizi karşılayan ve ilçeyi “tarihi bölge-yeni yerleşimler bölgesi” olarak ikiye bölen meydanda rotanızı ilk olarak Hıdırlık Tepesi’ne çevirebilirsiniz.  Öncesinde Safranbolu’ya tepeden bakmak ve içinde kaybolacağınız dar sokakları uzaktan izlemek başlangıç için dinlendirici bir öneri.

Ardından seyahatin sonuna bırakmamanızı önerdiğimiz ikinci rota: Kristal Cam Teras ve Tokatlı Kanyonu. Burası tarihin izlerinde boğulmaya başlamadan önce oksijen komasına girmek isteyenler için benzersiz bir bölge. Kristal terastan manzaraya bakmak kadar keyifli bir şey varsa o da; Tokatlı Kanyonu’ndan Kristal terasta manzarayı izleyenleri izlemek. Malum Ankara’da merdivenler ile aramız hayli iyi olduğundan kanyonda çok yorulacağınızı sanmam. Ama kanyonun ortasında soluklanıp dinlenmek için enfes bir kahveci mevcut.

Burada gezinizi tamamlayıp doğa ile haşır neşir olduysanız sıra geldi tarihi bölgeye. Safranbolu’nun  evleri, konakları, camileri, kiliseleri, müze, çeşme, güneş saati ve yüzlerce taşınmaz eski eseri ile namını ülke sınırından öteye taşıdığı tarihi bölgesinde, içinizi benim gibi “eyvah bir güne nasıl sığacak bu gezi” hissi kaplayabilir. Korkmayın, evet burası bir günde bitmeyecek kadar yoğun ve dolu ama hızlandırılmış bir tur ile belli başlı yerlere uğrayarak akşam dönüş yoluna düşebilirsiniz.

Burada içinden geçeceğiniz Arnavut kaldırımlı dar sokaklara konumlanmış üç katlı Safranbolu evlerini çokça duymuşsunuzdur. Giriş katı kiler, orta katı yaşam alanı ve mutfak olarak kullanılmakta. Son katlarına ise görkemli yaşam odası yerleşip ahşap tavanlar ile desteklenmiş. Vaktiniz varsa turistlere açık olanlarını gezebilirsiniz yoksa aralarından yürüyerek Kaymakamlar Evi’ni görmenizi öneririm. Çarşıda yer alan bu ev, geleneksel yaşam kültürüne ilişkin fikirler verir cinsten. Ardından yine çarşının ortasında yer alan Cinci Hanı uğramanız gereken bir başka tarihi yer. Avlusundan yaşam mekanlarına dağılan han, şimdilerde otel ve kafe olarak kullanılmakta.

Cinci Han

Üçüncü gezi yeri önerim ise Safranbolu’ya sürgün edileni Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılan cami. Tabi bana kalırsa asıl Safranbolu, bu rotalara giderken içinden geçeceğiniz dar sokaklar ve üzerindeki görsel şölen. Gezintide birkaç güzergah izlemeniz mümkün. Tarihi Demirciler Çarşısı, Yemeniciler Çarşısı ya da birbirine bağlanan eski çarşı. İçinden geçtiğiniz bu çarşıların her köşesinde soluklanmak için harika butik kahveciler mevcut. Aklınıza bizim Bülten Sokaktaki kahveciler gelmesin. Burada her kahvecinin pişirme yöntemi, sunumu, ikramları ve servis yöntemi onu butik olmaktan çıkarıp tarihselleştiriyor.

Butik seyahatlerde alışveriş yapmaya meraklıysanız burada, el yapımı ahşap hediyelikler, etnik gelenekse taş baskılı kıyafetler ve örtüler, takılar, çeşit çeşit doğal sabun, bakır ürünler, bizim gezilerimizin olmazsa olmazı magnetler ve Safranbolu lokumu tercihleriniz olabilir. Lokum  burada olmazsa olmaz.  Her köşe başında elinde ikramlık tepsiyle bir ya da birkaç lokumcu sizi bekler. Biz hediyelik Lokumcu tercihimizi İmren Lokumları’ndan yana kullandık ama başka esnaftan da ufak bir iki paket edindik.

Gelelim yorucu gezintiden sonra mide şenlendirme bölümüne. Safranbolu, Anadolu kokan bir çok ürünü, kendine has teknikleri ve baharatları ile harmanlamış, yöresel yemekleri ile de sizi fethedecek bir yer.  Biz tercihimizi Cinci Han arkasında yer alan Zencefil Yöresel Lezzetler’den yana kullandık.

Ev yapımı tarhana ile başladık (Şiddetle tavsiye edilir). Ortaya olsun, çok çeşit olsun, az az hepsinden yiyelim mantığı uyarsa önerilerimiz; bir çeşit mantı olan “peruhi”, ev yapımı eriştenin cevizli ve tereyağlı özel bir sos ile enfes hale dönüştürülmüş hali “yayım”, etli yaprak sarması, etli keşkek ve safranlı pilav. Bunlardan sonra yer kalırsa ev yapımı özel cevizli baklava. (Not: Yeme içme tercihinde “et, et, et” diye gözü dönenler için Safranbolu’nun Kuyu kebabı da meşhurmuş) Bu arada Safranbolu’nun da kendine has meşhur odun fırın simidi varmış. Ankara’nın bol susamlı ince çıtır simidine alışık bizler için daha “sade” ama tarihi simitçinin hoş sohbeti için dahi uğramalısınız buraya.

Safranbolu için özetle “yürüdük, oksijenlendik, fotoğraf çektik, tarih kokladık, tatlandık, alışveriş ettik, lezzetin dibine vurduk” ve en güzeli hepsini Angara’mıza şuncacık mesafede yaptık diyeceksiniz.

Bir sonraki Ankara’ya yakın gezi rotamıza kadar keyifli etkinlerde kalın, iyi haftalar.

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here