<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sema Çavdar, Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı sitesinin yazarı.</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/author/sema/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/author/sema/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Apr 2026 09:58:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Sema Çavdar, Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı sitesinin yazarı.</title>
	<link>https://lavarla.com/author/sema/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mert Üçkardeş: &#8220;Şarkılarla birinin yoluna eşlik edebilmek en büyük motivasyonum&#8221;</title>
		<link>https://lavarla.com/mert-uckardes-sarkilarla-birinin-yoluna-eslik-edebilmek-en-buyuk-motivasyonum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sema Çavdar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Apr 2026 07:06:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Mert Üçkardeş]]></category>
		<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=140380</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Mert Üçkardeş ile yolum ilk kez 2025 yılının ocak ayında, Sofar Ankara’daki performansıyla kesişti. O gün dinlediğim şarkıların ardından, üretimini ve müziğe yaklaşımını yakından takip etmeye başladım. Öğrencilik yıllarında gruplarla başlayan müzik yolculuğu, bugün solo üretim yapan bir şarkı yazarının kendi hikayesini anlatma serüvenine dönüşmüş durumda. Klasik gitar temelli bu çizgi; Bülent Ortaçgil ve Thom [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/mert-uckardes-sarkilarla-birinin-yoluna-eslik-edebilmek-en-buyuk-motivasyonum/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Mert Üçkardeş: &#8220;Şarkılarla birinin yoluna eşlik edebilmek en büyük motivasyonum&#8221;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mert Üçkardeş ile yolum ilk kez 2025 yılının ocak ayında, Sofar Ankara’daki performansıyla kesişti. O gün dinlediğim şarkıların ardından, üretimini ve müziğe yaklaşımını yakından takip etmeye başladım. Öğrencilik yıllarında gruplarla başlayan müzik yolculuğu, bugün solo üretim yapan bir şarkı yazarının kendi hikayesini anlatma serüvenine dönüşmüş durumda. Klasik gitar temelli bu çizgi; Bülent Ortaçgil ve Thom Yorke gibi isimlerden aldığı ilhamla, duygusal olduğu kadar düşünsel bir derinlik de taşıyor.</p>
<p>Müziğin yalnızca duygudan ibaret olmadığını; teknik bilgi ve disiplinle şekillendiğini savunan Mert, bu iki alanı dengeli bir şekilde bir araya getiriyor. Şarkılarında yol, yolculuk ve eşlik etme fikri öne çıkarken, dinleyiciye tek bir anlam dayatmak yerine kendi hikayesini kurabileceği özgür bir alan bırakıyor.</p>
<p>Sahneyi yalnızca şarkıların söylendiği bir yer değil, baştan sona kurgulanan bir deneyim olarak gören Mert, 2025’teki yoğun üretim döneminin ardından 2026’da odağını daha çok sahneye çeviriyor. Mert Üçkardeş’le müziğin teknik ve duygusal katmanlarını, üretim sürecini ve yol fikrinin şarkılarındaki yerini konuştuk.</p>
<p><strong>Lisede bir grup kurma isteğiyle başlayan, bugün solo üretimde devam eden bir müzik yolculuğun var. Bu yolculuk hangi duraklardan geçti; Mert Üçkardeş’i ve müziğini hiç tanımayan biri için nasıl anlatırsın? </strong></p>
<p>Aslında her şey ilkokulda, basketbol tutkumun yanına müziğin eklenmesiyle başladı. Annemin yönlendirmesiyle gitarla tanıştım; çocukluğumun en büyük heyecanı, annemin işten gelmesini beklerken müzik kanallarında yakaladığım şarkıları not ettirip albümlerini aldırmaktı. Hatta henüz altı yaşındayken Athena’nın imza gününe gitmiştim. Gökhan Özoğuz’un, benim yaşımı kastederek &#8220;Bu çocuk da bizi dinliyorsa çok kötü durumdayız beyler,&#8221; diye şaka yapmasını annem hala hatırlatıp gülüyor.</p>
<p>Müzikal yolculuğum klasik gitar eğitimiyle başlayıp o dönem her genç grubun repertuvarının olmazsa olmazı olan Duman şarkılarını çaldığımız okul gruplarıyla devam etti. Lise yıllarında da grup müziğinin içindeydim ancak üniversite sürecinde sadece iyi bir dinleyici olmanın ötesine geçip kendi hikayesini ya da kendi hayata bakış açısını anlatmak isteyen biri olduğumu fark ettim. Bu noktada Bülent Ortaçgil ve Thom Yorke gibi isimlerin hayata bakış açısı benim için tetikleyici oldu. &#8220;Bu insanlar nasıl beni benden daha iyi anlatıp bir de bunu müzikle taçlandırıyor?&#8221; dediğim o büyüye kapılınca kendi bestelerimi üretmeye başladım. Zamanla grup dinamiğinden çok kendi şarkılarını yazan bir ‘singer-songwriter’ olduğumu fark ettim. Yolum Pulsar Records’tan Çınar ile kesişince bu solo proje fikri hayat buldu. Bugün ise Tunalı&#8217;nın tuhaf yerlerinden geçen, o duraklarda duran ve hayatı yol taşları üzerinden okuyan bir müzisyen olarak insanlara &#8220;yol şarkıları&#8221; üretiyorum.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-140407 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1760" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-1-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-1-300x206.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-1-1024x704.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-1-768x528.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-1-1536x1056.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-1-2048x1408.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Elektrik-elektronik mühendisliği eğitimin, müzik üretiminde teknolojiyle kurduğun ilişkiye nasıl yansıyor? Enstrümanları kurcalamak, söküp takmak ya da seslerini dönüştürmek gibi denemeler yapıyor musun? </strong></p>
<p>Aslında üniversite tercihim biraz klasik aile yapısının yönlendirmesiyle oldu. Elektrik-elektronik mühendisliği çok zor bir bölüm. Benim yapımda şöyle bir şey var: Sevmediğim ya da ilgi duymadığım bir şeyi yapmakta çok beceriksizim ama ilgimi çeken bir şey için saatlerce yorulmadan okuyup çalışabilirim.</p>
<p>Eğitim sürecinde bir gün lab dersinde gördüğümüz “low pass filter” veya “high pass filter”  gibi kavramların, aslında gitar pedalboard’umda kullandığım sistemin ta kendisi olduğunu fark etmemle kafamda bir ışık yandı. O heyecanla kendi pedallarımı söktüm ama ilk başta pek beceremedim; sağ olsun luthier Sarp Abi yardımcı oldu. Ondan sonra sekiz dersim kaldı, elektriği bıraktım. Çünkü artık pedal boardlarımı takabiliyordum. Lehim yapabiliyordum. Mühendislik eğitimim geride kaldı ama orada gördüğüm sistemin sesi nasıl etkileyebileceğine dair temel mantığı bugün hala üretimlerimde kullanıyorum.</p>
<p>Thom Yorke’un solo projelerinde, özellikle <em>Suspiria</em> albümünde kullandığı synthesizer’lar çok tuhaf enstrümanlar. Radiohead’de de bunu çok kullanıyorlar. Örneğin &#8220;Present Tense&#8221;te kullanılan piyanonun içindeki kablo yığınlarını gördüğümde ve onlardan çıkan o alışılmadık sesleri ilk duyduğumda gerçekten büyülenmiştim. Teknik derinliğin müzikteki etkisini keşfetmek bana hala çok iyi geliyor.</p>
<p><strong>Analitik düşünme ve öğrenme biçiminin müzikte de güçlü bir karşılığı yok mu?</strong></p>
<p>Müzik bizde genellikle sadece &#8220;evde oturup dertlenerek bir şeyler üretmek&#8221; gibi algılanıyor ama işin çok ciddi bir teknik boyutu var. Eğer o teknik kısmı yönetemezseniz hayalinizdeki sesi ne tam olarak var edebilirsiniz ne de hikayenizi doğru tınlatabilirsiniz. Bu yüzden müziğin analitik ve teknik tarafını anlamayı, bir müzisyen için önemli bir yetkinlik olarak görüyorum.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-140410 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-4-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1760" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-4-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-4-300x206.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-4-1024x704.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-4-768x528.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-4-1536x1056.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-4-2048x1408.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Hayatı bir yol olarak gördüğünü ve şarkılarında yolculuk temasının merkezde olduğunu sıkça vurguluyorsun. Yol ve yol arkadaşlığı, özellikle zor zamanlarda birlikte kalma hali, şarkılarında tekrar eden bir duygu. Bu duygu söz yazımında kendiliğinden mi beliriyor, yoksa zamanla bilinçli olarak devam ettirdiğin bir temaya mı dönüştü? </strong></p>
<p>Aslında her birimiz hayatı bir şeye benzeterek anlamlandırmaya çalışıyoruz; çünkü hayatı olduğu gibi okumak bazen zorlayıcı olabiliyor. Ben de kendimi bildim bileli &#8220;Hayat neye benziyor?&#8221; diye düşünen, hayata dair meselesi olan biriyim. Lise yıllarımda, kendimi pek iyi hissetmediğim ve daha karanlık tarafları merak ettiğim bir dönemde annem bir gün şöyle demişti: &#8220;Hayatını bir şeylere benzetmeye çalışıyorsun ama senin bu hayatta sevdiğin şey yolda olmak. Eğer kafanı asfalta gömüp sadece önündeki siyaha bakarsan başka renk göremezsin. Oysa yolun kenarında binlerce renkte çiçek var ve sen onları görmeyi çok istiyorsun. Hadi, kaldır artık kafanı&#8230;” Bu öğüt, hayatımın kırılma noktalarından birisi oldu.</p>
<p>Yolda olmayı çok seviyorum. Benim için bir yere ulaşmaktan ziyade, yolu gidiyor olmak çok daha keyifli. Doğumla ölüm arasındaki o koca serüveni; devrilmeleri, gülümsemeleri ve yoldaki her şeyi çok kıymetli buluyorum. Eğer hayatı sadece doğmak ve ölmekten ibaret görüyorsak, bence koca serüvene yazık ediyoruz.</p>
<p>Şarkılarımdaki yol arkadaşlığı temasına gelirsek, bu aslında hem kendiliğinden gelişen bir duygu hem de zamanla bilinçli bir tercihe dönüştü. Yazdığım bir şarkıda dinleyiciye belirli bir hissi işaret etmeyi sevmem, anlamı onlara bırakmak isterim. Hiç tanışmadığım, belki hiç aynı yolları gitmeyeceğimiz birine şarkılarımla yolunun bir noktasında eşlik edebilme ihtimali, bu hayattaki en büyük motivasyonum. Örneğin &#8220;<span style="color: #ee8f43;"><a style="color: #ee8f43;" href="https://open.spotify.com/intl-tr/track/0uVtyagwnWwZumeoJ6fyun?si=604303a68303499b" target="_blank" rel="noopener">İnanmıştım</a></span>&#8220;ı mutsuz hissettiğim bir dönemde yazmıştım. Ancak bir gün bir dinleyicimiz bu şarkının duyduğu en umutlu şarkı olduğunu söylediğinde, yolun hiç bilinmeyen bir kilometre taşında birinin yolculuğuna eşlik edebildiğimi anladım. Yol ne getirir bilmiyorum ama o yolculukta bir şeyler anlatmaya devam edeceğim.</p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Ben de &#8220;İnanmıştım&#8221;ı ilk kez Sofar performansında dinlediğimde, <em>&#8220;Bir yol çizmiştim en renkli kalemlerimle&#8221;</em> dizesiyle şarkının içine çekilmiştim. Mesela Birsen Tezer’in &#8220;Çal Kapımı&#8221; şarkısında geçen &#8220;Bir ev boyadım sana kapısı mavi, zili deniz&#8221; cümlesi de bende benzer bir his uyandırır. Sanırım mesleki bir alışkanlıkla, o boyama, çizme ve renkli kalemler meselesi yakalıyor beni.</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Ben de renklere ve mürekkeplere çok meraklıyım; ciddi bir dolma kalem tutkum var. İşin ilginç tarafı, &#8220;İnanmıştım&#8221;ın kapağındaki o dört renk, aslında şarkıyı yazdığım dört Lamy&#8217;nin renkleri. Ben kendi kalemlerimden bahsederken bu hikayenin sende bambaşka anlama temas etmesi gerçekten büyüleyici.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><strong>Sanat sanırım tam da böyle bir şey; bir şarkı, film ya da şiir sen yazdıktan sonra artık senden ayrılıyor ve senin bir parçan olmaktan çıkıyor. O artık dinleyicinin, okuyucunun oluyor. Seninle olan bağı haricinde, dışarıda milyonlarca yeni bağ kuruluyor, milyonlarca ilmek atılıyor. Sanatı kıymetli yapan da bu sanırım. </strong></span></p>
<p><span style="color: #000000;">Çok doğru, başlarda şarkıları paylaşmak benim için büyük bir çıkmazdı. Sonra bir yazarın, &#8220;Paylaş tuşuna bastıktan sonra o artık senin değildir&#8221; sözüne rastladım ve bu beni çok rahatlattı. Üretirken o bağ sana ait ama servis ettikten sonra işin bitiyor; yemeği pişirdin, sundun, artık başkaları tadacak. Şarkının bittikten sonra senin olmaması çok değerli; çünkü o boşluk, yenisini yazman için gereken ateşi yakıyor.</span></p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-140408 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-2.jpg" alt="" width="627" height="630" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-2.jpg 627w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-2-300x300.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-2-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 627px) 100vw, 627px" /></p>
<p><strong>Bir röportajında şarkılarına küçük detaylar sakladığını, bunu bir tür “hazine avcılığı” gibi düşündüğünü söylemiştin. Bu detayların mutlaka bulunması mı önemli, yoksa orada durup dinleyicinin zamanla, tekrar tekrar dinledikçe keşfetmesini beklemek mi? </strong></p>
<p>Şarkılarıma minik detaylar saklarken aslında belirli bir kısıt koymuyorum. &#8220;Bir gün biri bunu mutlaka fark etmeli&#8221; gibi bir yerden de yazmıyorum; çünkü bu, anlatımı baltalayan bir faktöre dönüşebilir. Hatta zaman zaman kendime bile çaktırmadan bir şeyler yazdığımı fark ediyorum. &#8220;Bazen&#8221; şarkısını yazalı yıllar oldu; ama geçenlerde bir provada çalarken o sözlerle aslında neyi, nasıl bir duyguyla anlattığımı kendime bile fark ettirmeden oraya işlediğimi gördüm.</p>
<p>Aslında bu, dinleyicinin perspektifini hafifçe kaydırmakla ilgili bir hazine avcılığı. Fotoğraf çekmeyi çok severim, siyah-beyaz fotoğraflar özellikle ilgimi çekiyor. Hazine avcılığını da o dünya üzerinden anlatabilirim; siyah-beyaz fotoğrafın duayenlerinden biri, en beyaz ile en siyah arasına dokuz ton koyabildiğinizde o fotoğrafın tamamlandığını söyler. Ben de şarkıdaki o gizli detayları buna benzetiyorum. O detayı bulan kişinin perspektifinde çok küçük bir oynama yapıyorum ve o an şarkıyı başka bir yerden dinliyormuş gibi hissettiriyor bana. Bir nevi yolu tersten gitmek gibi&#8230; Bu detayların mutlaka bulunması şart değil ama bulana kameranın eksenini biraz kaydırıyorum.</p>
<p><strong>&#8220;Çocuk Halim&#8221; şarkısını Sofar’da anlatırken “bu benim psikolog seansım” demiştin. Şarkı yazmak senin için böyle durup kendinle konuştuğun, geçmişle yüzleştiğin bir alan mı? </strong></p>
<p>Benim kara kaplı defterlerim var, müsvedde kağıtların çöpe gitmesine kıyamadığım için onlardan kendime özel defterler yaptırıyorum. Gündelik kullanıma kapalı, sadece hayatımda değerli bulduğum şeyleri not ettiğim bir tanesi var; içimde de öyle bir defter olduğunu biliyorum. O defterde Oğuz Atay’ın çok inandığım bir sözü yazıyor: &#8220;Bana oturup boş beyaz duvarları izleten herkese çok kırgınım.&#8221; Benim de o duvarları izlerken hem kızdığım hem kırıldığım hem de teşekkür ettiğim çok gün oldu.</p>
<p>Odamdaki beyaz duvarları izlemek, aslında kafandaki tabloyu duvara çizmek gibi&#8230; Geçmişi kurcaladığım, bazen kendimi bile bile kanattığım yanlar ve bunlarla alakalı şarkılar oluyor. &#8220;Yalnızlık Gittiğin Yolda&#8221;yı o duvara yazdığımı, kafamda çalıp bitirdiğimi ve &#8220;evet, tek gitar bu şarkı&#8221; dediğimi çok iyi biliyorum. O yüzden hala duvar izlemeye devam ediyorum.</p>
<p><strong>Konserlerinde, söyleşilerinde ve şarkı sözlerinde annenden ve onun müzik yolculuğundaki yerinden sıkça bahsediyorsun. Onun yönlendirmesi ya da desteği, müzikle kurduğun ilişkiyi nasıl şekillendirdi? </strong></p>
<p>Çocukluğumdan beri müziğe, konserlere ve müzisyenlerin bir şarkıyı nasıl yorumladığına derin bir merakım vardı. Annem, bu merakın bir alışkanlığa dönüşmesinde hayatımdaki en kilit isimdir. Henüz altı yaşındayken Athena’nın imza gününde saatlerce benimle beklemesinden, ilkokulda Queen hayranıyken yurtdışından bana <em>Best Of</em> albümü getirtmesine kadar her anımda çok destekleyiciydi. Kendisi Sezen Aksu ve ekollerini severek dinleyen biri olsa da zamanla benim sayemde iyi bir Radiohead dinleyicisi de oldu.</p>
<p>Benim dinlediğim şeyleri merak eder, birbirimize şarkılar armağan ederiz ama annem aynı zamanda &#8220;Mert bu şarkı çok kötü, ben bunu dinlemem&#8221; diyebilecek kadar da objektiftir. Müziğe bakış açımı genişleten, şüpheye düştüğümde arkamda olduğunu hissettiğim bir güç. Üretim sürecimde de etkisi büyük; bazen benim şarkıda görmediğim bir noktayı işaret edip perspektifimi genişletiyor. Tabii bazen serzenişte bulunduğu da oluyor, doğal olarak çok üzücü şeyler yazmamı sevmiyor. &#8220;Mutlu Günler&#8221; çıktığında dünyanın en mutlu insanı olmuştu ama ona &#8220;Kuş&#8221;u dinlettiğimde arabada biraz sinirlenip &#8220;Mertciğim, şöyle &#8216;Mutlu Günler&#8217; gibi şarkılar yok mu?&#8221; diye sordu. Ben de ona “&#8217;Mutlu Günler&#8217; bir şarkıydı, şimdi &#8216;Kuş&#8217;u anlatmak istiyorum,” dedim. Arada böyle tatlı atışmalarımız olsa da her anımda yanımda.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-140409 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-3-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1760" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-3-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-3-300x206.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-3-1024x704.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-3-768x528.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-3-1536x1056.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2026/03/mert-uckardes-3-2048x1408.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>2025 yılı senin için oldukça verimli geçti diyebiliriz sanırım. <em>Adakale</em> albümünü ve birçok tekli yayımladın. Konserlerle dinleyicilerinle buluştun. Peki 2026’da seni nerelerde dinleyebileceğiz, yeni şarkılar ya da yeni bir albüm için şimdiden ipuçları var mı?</strong></p>
<p data-path-to-node="4">2026 yılında çok daha fazla konser vereceğimiz bir gerçek çünkü hem talep arttı hem de biz artık daha fazla sahnede olmayı, o anı paylaşmayı istiyoruz. 2025 bizim için yoğun bir üretim yılıydı; <i data-path-to-node="4" data-index-in-node="202">Adakale</i>’nin yanına altı tekli ve birçok canlı kayıt ekledik. Şimdiyse tüm bu üretimi sahneye, o canlı ruhun içine taşımaya odaklanıyoruz.</p>
<p data-path-to-node="5">Konserlerin sadece birer dinleti değil, bambaşka birer deneyim olduğuna inanıyorum ve bunun için gerçekten çok uğraşıyorum. Örneğin &#8220;Yalnızlar Günü&#8221; konseri, onu da bir gelenek haline getirmeye çalışıyorum, o süreçte günlerce uykusuz kaldım. Kendimi bir anda baskıcıda buldum. Konserlerin görselinden atmosferine kadar her detayıyla bizzat ilgileniyorum; çünkü ben de bir dinleyici olarak anın içinde olmaya, o ruhu solumaya çok değer veriyorum. Kısacası 2026; sahnede daha sık buluştuğumuz, müziğin o anlık büyüsüne kapıldığımız çok güzel bir yıl olacak.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/mert-uckardes-sarkilarla-birinin-yoluna-eslik-edebilmek-en-buyuk-motivasyonum/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Mert Üçkardeş: &#8220;Şarkılarla birinin yoluna eşlik edebilmek en büyük motivasyonum&#8221;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seyfettin Tokmak: &#8216;Aslında filmin duygular üzerinden okunmasını istedim&#8217;</title>
		<link>https://lavarla.com/seyfettin-tokmak-aslinda-filmin-duygular-uzerinden-okunmasini-istedim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sema Çavdar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2025 10:06:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[36. Ankara Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Seyfettin Tokmak]]></category>
		<category><![CDATA[Tavşan İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetmen Söyleşileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=139828</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Yönetmen Seyfettin Tokmak’ın ikinci uzun metraj filmi Tavşan İmparatorluğu, dünya prömiyerini 28. Tallinn Black Nights Film Festivali’nde yaptı ve burada En İyi Senaryo ile En İyi Görüntü Yönetimi ödüllerine layık görüldü. Uluslararası festival yolculuğunu Taipei Film Festivali’nde Yönetmenler Birliği En İyi Film Ödülü ile sürdüren film, Türkiye’deki ilk gösterimini ise 62. Antalya Altın Portakal Film [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/seyfettin-tokmak-aslinda-filmin-duygular-uzerinden-okunmasini-istedim/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Seyfettin Tokmak: &#8216;Aslında filmin duygular üzerinden okunmasını istedim&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yönetmen Seyfettin Tokmak’ın ikinci uzun metraj filmi <em>Tavşan İmparatorluğu</em>, dünya prömiyerini 28. Tallinn Black Nights Film Festivali’nde yaptı ve burada En İyi Senaryo ile En İyi Görüntü Yönetimi ödüllerine layık görüldü. Uluslararası festival yolculuğunu Taipei Film Festivali’nde Yönetmenler Birliği En İyi Film Ödülü ile sürdüren film, Türkiye’deki ilk gösterimini ise 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gerçekleştirdi; festivalden En İyi Film dahil yedi ödülle döndü. Ardından 36. Ankara Film Festivali’nde İnci Demirkol En İyi Film Ödülü, Onat Kutlar En İyi Senaryo Ödülü ve FİLM-YÖN En İyi Yönetmen Ödüllerinin sahibi oldu.</p>
<p>Babası tarafından, illegal yollarla devletten maaş alabilmek uğruna engelli taklidi yapmaya zorlanan Musa’nın, kendisi gibi doğasından koparılan ve tazı yarışlarında yem olarak kullanılan yaban tavşanlarını kurtarma çabasını merkezine alan <em>Tavşan İmparatorluğu</em>, sert bir toplumsal arka planı, metaforlarla örülü bir anlatıyla buluşturuyor. Biz de bu söyleşide, filmin estetik ve anlatısal tercihlerini, kurduğu metaforik dili ve uluslararası festival yolculuğunu yönetmeni Seyfettin Tokmak ile konuştuk.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-139888 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/AnkaraFF2025_Seyfettin-Teoman-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1818" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/AnkaraFF2025_Seyfettin-Teoman-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/AnkaraFF2025_Seyfettin-Teoman-300x213.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/AnkaraFF2025_Seyfettin-Teoman-1024x727.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/AnkaraFF2025_Seyfettin-Teoman-768x546.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/AnkaraFF2025_Seyfettin-Teoman-1536x1091.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/AnkaraFF2025_Seyfettin-Teoman-2048x1455.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<h2>&#8220;Filmin, doğrudan duygular üzerinden okunmasını istedim&#8221;</h2>
<p><strong><span class="TextRun SCXW199371223 BCX0" lang="TR-TR" xml:lang="TR-TR" data-contrast="auto"><span class="NormalTextRun SCXW199371223 BCX0">Bir röportajınızda zamansız ve mekansız bir evren kurmak istediğinizi söylemiştiniz. Ankara Film Festivali’ndeki gösterim sonrası</span><span class="NormalTextRun SCXW199371223 BCX0">nda Sermet Yeşil </span><span class="NormalTextRun SCXW199371223 BCX0">de çekimler için </span><span class="NormalTextRun SCXW199371223 BCX0">kar yağışı bitene kadar beklediğinizi</span><span class="NormalTextRun SCXW199371223 BCX0"> söyl</span><span class="NormalTextRun SCXW199371223 BCX0">e</span><span class="NormalTextRun SCXW199371223 BCX0">mişti. Sanıyorum bu bekleyiş </span><span class="NormalTextRun ContextualSpellingAndGrammarErrorV2Themed SCXW199371223 BCX0">mekanı</span><span class="NormalTextRun SCXW199371223 BCX0"> belli bir coğrafyaya sıkıştırmak istememenizdendi.</span><span class="NormalTextRun SCXW199371223 BCX0"> Bu “</span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW199371223 BCX0">mekansızlık</span><span class="NormalTextRun SCXW199371223 BCX0">” tercihi</span><span class="NormalTextRun SCXW199371223 BCX0">yle s</span><span class="NormalTextRun SCXW199371223 BCX0">eyircinin öyküyü belirli bir coğrafya üzerinden değil, daha çok bir </span><span class="NormalTextRun SCXW199371223 BCX0">“</span><span class="NormalTextRun SCXW199371223 BCX0">durum</span><span class="NormalTextRun SCXW199371223 BCX0">”</span><span class="NormalTextRun SCXW199371223 BCX0"> üzerinden okumasını mı istediniz?</span></span><span class="EOP SCXW199371223 BCX0" data-ccp-props="{}"> </span></strong></p>
<p><span class="TextRun SCXW182477297 BCX0" lang="TR-TR" xml:lang="TR-TR" data-contrast="auto"><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">Ö</span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">ncelikle en önemli konu </span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">zamansız, </span><span class="NormalTextRun SpellingErrorV2Themed SCXW182477297 BCX0">mekansız</span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">bir atmosfer </span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">yaratmaktı. Bunu</span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0"> </span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">da genel olarak şöyle konuştuk: Sanki Sovyetler dağılmış da böyle geride parçalanmış bir coğrafya</span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0"> kalmış. </span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">N</span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">et bir lokasyon vermemek için çok çabaladım</span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">. B</span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">u durum</span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">u</span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0"> yaratma</span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">m</span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">daki en önemli </span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">amaç</span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0"> dramatik </span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">anlatıyı </span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">güçlü kılmaktı</span><span class="NormalTextRun SCXW182477297 BCX0">. </span></span>Zamansızlık ve mekansızlıkla ilgili benim tespitim şuydu: Seyircinin filmleri çoğu zaman karakterler ve kültürel kodlar üzerinden okuma ve anlamlandırma refleksi var; bu da ciddi bir zihinsel çaba gerektiriyor. Ben ise tanımlama alanını daralttığımda geriye neyin kalacağını çok düşündüm. Bu sayede seyircinin Musa’nın melankolisine, yani iç dünyasına çok daha yoğun bir şekilde odaklanabileceğini fark ettim. Bunun, filmin içindeki alt anlatılara yaklaşmayı da kolaylaştıracağını düşündüm. Aslında filmin, doğrudan duygular üzerinden okunmasını istedim.</p>
<p data-start="193" data-end="462"><strong>Eleştirmenler, Musa’nın “saf iyiliğinin” sistemle çatışırken bir yandan umut taşıdığını, bir yandan da onu savunmasız bıraktığını söylüyor. Karakterlerin güç ve iyilik eksenindeki karşıt konumlanışı üzerinden, Musa’nın bu kırılgan ama ısrarlı halini nasıl kurguladınız?</strong></p>
<p data-start="142" data-end="575">Musa’nın 12 yaşında bir çocuk olduğunu unutmamak gerekiyor. Bir çocuğun sistemi değiştirmesi ya da bütün bir erkek dünyasıyla tek başına mücadele etmesi, gerçeklik temelli bakıldığında mümkün değil. Benim burada aradığım en önemli ayrıntı şuydu: Sosyolojik akışın tersine, Musa bu durumu değiştirmek için onlara benzememeyi tercih ediyor. Aslında<span class="TextRun SCXW166664644 BCX0" lang="TR-TR" xml:lang="TR-TR" data-contrast="auto"><span class="NormalTextRun SCXW166664644 BCX0"> beğendiğim </span></span>nokta da buydu; Musa, onlara benzemeden varlığını sürdürmeye çalışıyor.</p>
<p data-start="577" data-end="850">Yusuf Atılgan’ın <em data-start="594" data-end="606">Aylak Adam</em>’ında şöyle bir cümle vardır: “Ötekilerin varlığını kabul ettiğimde onlara benzemekten kurtulamıyorum.” Musa ise bir çocuk karakter olarak ötekilerin &#8211; öncelikle de babanın &#8211; varlığını ve etkisini kabul etmiyor; çünkü onlara benzemek istemiyor.</p>
<p data-start="852" data-end="1207">Musa’nın ısrarını, benim zihnimde, kaybettiği annesinden aldığını düşünüyorum. Annesinden sütü, sevgiyi ve merhameti alamamış birinin hayatla mücadele etmesi veya tavşanlara merhamet gösterip onlar için bir dünya kurması çok zor. Musa, annesini kaybetmiş olabilir ama içinde bir anne taşıdığı çok açık. Hayattaki mücadelesini de annesinden aldığını hep düşündüm.</p>
<p data-start="852" data-end="1207"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-139895 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_05-scaled.jpeg" alt="" width="2560" height="1350" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_05-scaled.jpeg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_05-300x158.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_05-1024x540.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_05-768x405.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_05-1536x810.jpeg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_05-2048x1080.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong><span class="TextRun SCXW174616944 BCX0" lang="TR-TR" xml:lang="TR-TR" data-contrast="auto"><span class="NormalTextRun SCXW174616944 BCX0">Film, gücün etkisini artıran çok sayıda metaforla örülü. Bir söyleşide yorganın rengine kadar düşündüğünüzü söylemiştiniz. </span><span class="NormalTextRun SCXW174616944 BCX0">B</span><span class="NormalTextRun SCXW174616944 BCX0">u yoğun</span><span class="NormalTextRun SCXW174616944 BCX0"> sembolik tercihleri </span><span class="NormalTextRun SCXW174616944 BCX0">kurarken nasıl bir denge </span><span class="NormalTextRun SCXW174616944 BCX0">sağladınız</span><span class="NormalTextRun SCXW174616944 BCX0">?</span></span><span class="EOP SCXW174616944 BCX0" data-ccp-props="{}"> </span></strong></p>
<p>Öncelikle, sosyolojik tespitlerle boğulmuş bir film yapmak istemedim. Elbette sosyolojik bir arka plan olsun istedim ama bunun önünde, bir çocukluk melankolisini anlatmaya o kadar odaklanmıştım ki ister istemez sembolik evrenlere, metaforlar dünyasına kapı açmış oldum. Bir çocuğun melankolisine odaklandığınızda, o çocuk için doğadaki ve hayatındaki pek çok şeyin kendi içinde gizli anlamları, çok boyutlu derinlikleri oluyor.</p>
<p>Filmin sembolik evrenini, senaryoyu yazmaya başladığım ilk andan itibaren kurmaya başlamıştım. İsmini <em data-start="681" data-end="703">Tavşan İmparatorluğu</em> koyduğum anda; <em data-start="719" data-end="746">Alice Harikalar Diyarında</em>’dan Musa’nın Kızıldeniz’i yarmasına, Platon’un mağara alegorisinden <em data-start="815" data-end="831">camera obscura</em>ya, ışıklara, renklere, tavşanlara ve tazılara kadar pek çok referans derin anlamlar üreterek ilerlemeye başladı. Bir çeşit İstanbul Boğazı gibi bir yapı oluştu; üst akıntı, alt akıntı ve dip akıntılar gibi birbirine bağlı bir senaryo denklemi kuruldu.</p>
<p data-start="1085" data-end="1497">Bütün bu dengenin temelinde, merkeze 12 yaşında bir çocuğu almam yatıyordu. Musa’nın temas ettiği her dünyanın kendi sembolik evrenini oluşuyor. Benim için en önemli ayrıntılardan biri de şu: Semboller ve metaforlar sinemada çoğunlukla cansız varlıklar olarak kullanılır. <em data-start="1356" data-end="1378">Tavşan İmparatorluğu</em>’nda ise semboller ve metaforlar hem canlı hem cansız halleriyle var oluyor. <span data-contrast="auto"> Birçok geçişkenlik yaratıyorlar.</span><span data-ccp-props="{}"> </span></p>
<p data-start="1085" data-end="1497"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-139890 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_06-scaled.jpeg" alt="" width="2560" height="1358" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_06-scaled.jpeg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_06-300x159.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_06-1024x543.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_06-768x407.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_06-1536x815.jpeg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_06-2048x1087.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<h2 data-start="1085" data-end="1497"><span data-contrast="auto">&#8220;Düşler mağarası kurunca içine ışıklar, parıltılar yerleştirmek gerekiyor&#8221;</span></h2>
<p><strong>Kuyu, maden ve özellikle ışık kırılmaları filmin en güçlü görsel metaforları arasında. Gösterim sonrası “Herkesin bir mağarası olmalı; oraya çekilmedikçe ışığın anlamı yok” demiştiniz. Bu mekanların filmdeki sembolik karşılığı sizin için ne ifade ediyor? </strong></p>
<p>Kuyunun benim için çok büyük anlamları var; hepsini burada anlatmam çok zor. Ama kuyu, bir anlamda Musa’nın bir tavşan gibi saklanacak bir yer ararken babasının tuzağına düşmesini, kapana kısılmasını temsil ediyor. Aynı zamanda Mavi’yle ilk kez orada karşılaşması da önemli. Kuyu, bir yandan da sosyolojik bir tez işlevi görüyor. Babanın kuyuya inmesiyle birlikte Beko’yla eşitlendiği, aynı kuyuda oldukları bir durum ortaya çıkıyor. Baba–oğul olarak kaçacak bir yerlerinin olmadığını, düzenin ikisi için de aynı öfkeyle işlediğini anlatmak istedim.</p>
<p>Terk edilmiş maden ise filmin en önemli alanıydı. Musa için <span data-contrast="auto">birçok anlamı sırtında taşıyan </span> bir mekandı. Kaybettiği annesi için bir altar işlevi görmesinin yanında, bir anne rahmi özelliği de var. Sesleriyle, aydınlatmasıyla Musa’nın kötülüklere ve dış dünyaya karşı korunduğu bir rahim. Bir başka açıdan bakıldığında ise bir düşler mağarası işlevi görüyor. Musa’nın çocuk olduğu olabildiği tek yer burası. &#8220;Musa Harikalar Diyarında&#8221; anlamını da taşıyan bir mekan. Bendeki karşılığı, her çocuğun sığınmak için aradığı, kederini ve üzüntüsünü sağalttığı oyuklar gibi. Tavşanlar için de çoğalıp korundukları bir rahim.</p>
<p><span data-contrast="auto">Işıklar da kendi adıma çocukluktan edindiğim bir kaçış alanıydı diyebilirim. Her çocuk gibi ışıklara ve gölgelere pek çok anlam yükleyerek büyüdüm; bazen bir sobanın yansıması,  bazen sokaktan geçen bir arabanın farlarının akışını tavandan izlemek. Düşler mağarası kurunca içine ışıklar, parıltılar yerleştirmek gerekiyor. Bende Gılgamış Destanı&#8217;ndan beri gelen camera obscura fikrini yerleştirmemin anlamlı olacağını düşündüm. Fiziksel olarak teknik bir sonuç üretse de obscura, Musa’nın ışıklar ve renklerle oynayacağı çevresindeki karanlığı aşacağı bir imkan yaratacaktı. Filmdeki depresif kahverengiyi, koyu sarıyı aşmak için kullandığım, hayallerle birleşen bir ayrıntıydı. </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-139886 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_01.jpg" alt="" width="1919" height="818" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_01.jpg 1919w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_01-300x128.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_01-1024x436.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_01-768x327.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu_01-1536x655.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1919px) 100vw, 1919px" /></p>
<p><strong>Filmin görüntü yönetimi oldukça dikkat çekiyor. Koltuğu emanet ettiğiniz kişi Claudia Becerril Bulos, kendisi Meksikalı. Farklı coğrafyadan gelen bakış açısı, filme nasıl bir etki sağladı? </strong></p>
<p>Filmin en başından itibaren belirlediğim bir görsel dünyası vardı: Diyaloglardan ziyade görüntülerle anlatmak ve bu görüntüleri, Musa için kurduğum o karanlık ve büyülü atmosferi taşıyabilecek bir biçimde aktarmak Bir kadınla çalışmanın çok önemli olduğunu hep düşündüm; bu nedenle birçok kadın görüntü yönetmenini araştırdım, bağlantıya geçtim ve içlerinden en uygunun, eşimle birlikte Claudia olduğuna karar verdik.</p>
<p>Claudia’nın yaptığı işlerde fark ettiğim en önemli şey şuydu: Onun da ışıkla kurduğu, benimkine çok benzer bir dünyası var. Işığı bir duygu anlatımı aracı olarak kullanıyor. Küçük partiküller halinde kullanıyor <span data-contrast="auto">fakat bu duyguyu çok iyi taşıyan bir araca dönüşüyor</span>. Eşimin de desteğiyle Claudia’yla bağlantıya geçmeye karar verdim. Senaryoyu çok sevmesiyle birlikte uzun, görüntülü online konuşmalar yapmaya başladık. Senaryonun onda hissettirdiklerinin, benim yazarken kurmaya çalıştığım duygularla <span data-contrast="auto">ortaklıklar gösterdiğini fark ettim.</span></p>
<p data-start="1109" data-end="1496">Aslında Claudia’nın Meksikalı olması çok büyük bir fark yaratmadı; çok benzer coğrafyalar, çok benzer kültürler söz konusu. Biz, Meksika ile Türkiye’nin ortaklaştığı bir sembolik evren kurmaya başladık. Bence en önemli etki, Claudia’nın teknikten ziyade duyguları önceleyen bir görüntü yönetmeni olmasıydı. Çekim öncesinde ve çekim süreci boyunca sürekli duygular üzerine konuştuk.</p>
<h2>&#8220;Erkan Oğur öylesine mükemmel şarkılar, sesler üretti ki hepsini filme koyamadığıma çok üzgünüm&#8221;</h2>
<p><strong>Erkan Oğur’un müzikleri ve ses tasarımındaki doğal sesler, filmde neredeyse görünmez bir anlatıcı gibi çalışıyor. Erkan Oğur’dan özellikle coğrafyaya referans vermemesini istediğinizi söylemiştiniz. Filmdeki o kuyu bir anlamda Musa&#8217;nın bir tavşan gibi saklanacak bir yer ararken babasının tuzağına düşmüş olması bu evrensellik arayışının sizin için önemi neydi? </strong></p>
<p>Erkan Oğur, yaklaşık 30 yıldır dinlediğim, hayatım boyunca kendime referans aldığım, müzikleriyle hayaller kurduğum bir sanatçı. Onunla yan yana gelmek, benim için hayal edebileceğim bir şey değildi. <em data-start="312" data-end="334">Tavşan İmparatorluğu</em>’nun çekimlerini Elazığ’da yapmış olmamız ve hem benim hem de onun Harputlu olması, bu birliktelik için çok önemli bir başlangıçtı.</p>
<p data-start="467" data-end="916">En önemlisi, Erkan hocam filmi çok sevdi. Daha ilk anda, filmin duygu dünyasının ne kadar geniş olduğundan bahsetmeye başladı. Filmin evrensel tonunu korumak adına, yerel motifleri kullanmak yerine hocamın kendi keşfettiği enstrümanlardan E-bow ile ilerlemenin, filmin atmosferini yaratmakta daha güçlü bir etki oluşturacağına karar verdik. Erkan Oğur öylesine mükemmel şarkılar ve sesler üretti ki hepsini filme koyamadığıma çok üzgünüm.</p>
<p data-start="918" data-end="1028">Sonuçta, filmimin içine Erkan Oğur’un dünyasının da girmiş olması, benim için tarif edemeyeceğim bir mutluluk.</p>
<p data-start="918" data-end="1028"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-139894 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu-03-scaled.jpeg" alt="" width="2560" height="1020" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu-03-scaled.jpeg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu-03-300x120.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu-03-1024x408.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu-03-768x306.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu-03-1536x612.jpeg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/Tavsan-Imparatorlugu-03-2048x816.jpeg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong><em>Tavşan İmparatorluğu</em> dünya prömiyerini 28. Tallinn Black Nights Film Festivali’nde, Türkiye prömiyerini ise 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yaptı. Filmin yurtdışı ve Türkiye gösterimlerindeki tepkiler ve okumalar arasında -evrensellik hedefiniz bağlamında- belirgin bir fark gözlemlediniz mi? </strong></p>
<p>İlginçtir, hiçbir fark olmaması beni çok şaşırttı. Türkiye’deki gösterimlerde daha farklı sorularla karşılaşacağımı düşünmüştüm fakat Meksika, Şangay, Tayvan, Tallin ve Kore’de <span data-contrast="auto">ne duyduysam çok benzer sorular ve duygular dinledim</span>. Amaçladığım evrenselliğe ulaşmış olmak gerçekten çok etkileyici.</p>
<p><strong>Filmin yolculuğu nasıl devam ediyor? Yakında görebileceğimiz yeni festivaller veya netleşen bir vizyon tarihi var mı? </strong></p>
<p>Filmin yolculuğu bitmez ama yakında vizyona girmek için çabalıyoruz. Filmin sinemada var olmasını, izlenmesini çok istiyorum. Umarım seyircisiyle buluşur.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/seyfettin-tokmak-aslinda-filmin-duygular-uzerinden-okunmasini-istedim/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Seyfettin Tokmak: &#8216;Aslında filmin duygular üzerinden okunmasını istedim&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çekirdek Sanat Evi ve birlikte üretmenin hikayesi: &#8216;Bir Kolektifin İzinden&#8230;&#8217;</title>
		<link>https://lavarla.com/cekirdek-sanat-evi-ve-birlikte-uretmenin-hikayesi-bir-kolektifin-izinden/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sema Çavdar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 06:18:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Kolektifin İzinden…]]></category>
		<category><![CDATA[Çekirdek Sanat Evi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=139527</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>1980’ler Türkiye’sinde, popüler müzik dünyasının dışında kendi üretim alanını kurmak isteyen müzisyenlerin buluştuğu Çekirdek Sanat Evi, 2001’de kaybettiğimiz Fikret Kızılok’un öncülüğünde hayata geçirilmiş ve bugün hala bağımsız müzik kültürünün önemli duraklarından biri olarak anılıyor. Bir apartman bodrumunda düzenlenen dinletilerden el çizimi kapaklı kasetlere uzanan bu renkli dünya, kısa belgesel Bir Kolektifin İzinden… ile yeniden hatırlanıyor. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/cekirdek-sanat-evi-ve-birlikte-uretmenin-hikayesi-bir-kolektifin-izinden/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Çekirdek Sanat Evi ve birlikte üretmenin hikayesi: &#8216;Bir Kolektifin İzinden&#8230;&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1980’ler Türkiye’sinde, popüler müzik dünyasının dışında kendi üretim alanını kurmak isteyen müzisyenlerin buluştuğu Çekirdek Sanat Evi, 2001’de kaybettiğimiz Fikret Kızılok’un öncülüğünde hayata geçirilmiş ve bugün hala bağımsız müzik kültürünün önemli duraklarından biri olarak anılıyor. Bir apartman bodrumunda düzenlenen dinletilerden el çizimi kapaklı kasetlere uzanan bu renkli dünya, kısa belgesel <em>Bir Kolektifin İzinden…</em> ile yeniden hatırlanıyor.</p>
<p>Sinemacı, koleksiyoner, araştırmacı ve müzisyenlerden oluşan bir ekibin hazırladığı film, Çekirdek’in hem dönemindeki alternatif üretim pratiklerini hem de bugüne uzanan etkisini odağına alıyor<em>. Bir Kolektifin İzinden…</em> vesilesiyle projenin genel koordinatörleri Kamil Batur, Karaca Yiğit Pehlivanlı ve belgeselin yönetmeni Büşra Bozdemir’le (aka Büjgan) araştırma ve filmin ortaya çıkış sürecini, Çekirdek Sanat Evi’nin müzik dünyasında bıraktığı izleri ve bugünkü karşılığını konuştuk.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-139547 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/bir-kolektifin-izinden-kapak-1024x704.jpg" alt="" width="800" height="550" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/bir-kolektifin-izinden-kapak-1024x704.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/bir-kolektifin-izinden-kapak-300x206.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/bir-kolektifin-izinden-kapak-768x528.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/bir-kolektifin-izinden-kapak-1536x1056.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/bir-kolektifin-izinden-kapak-2048x1408.jpg 2048w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p><strong>Çekirdek Sanat Evi bizlerin yaş olarak yakalayamadığı bir oluşum. Karaca, beş yıl önce Kamil’le katıldığı bir Açık Radyo programında burası için belgesel yapma fikri olduğundan bahsediyordu. Yıllar sonra Ankara’dan bir ekibi Çekirdek Sanat Evi’nin izine düşüren şey neydi?</strong></p>
<p>Kamil: Çekirdek&#8217;in doğal yapısı aslında bizi birleştirdi. Çekirdek, kendi döneminde hayatın farklı noktalarındaki insanları bir araya toplayabilen bir yapıya sahipti. Biz de biraz öyle bir ekibiz. Ben Karaca&#8217;yla tezini yazdığı dönemde tanışmıştım. Radyo ya da sinemadan gelmiyordum, <span style="color: #f3954a;"><a style="color: #f3954a;" href="https://www.instagram.com/turuncukoleksiyon?igsh=ZnpjcGs4bjlzeWVu" target="_blank" rel="noopener">koleksiyoner</a></span> kimliğimle projedeyim. Aramızda fotoğrafçı var, radyodan gelen var. Çekirdek Sanat Evi kendine benzer bir ruhla bizi bir araya getirdi.</p>
<p>Karaca: Motivasyon o zaman da aynıydı, şimdi de aynı: Çekirdek&#8217;in bize hissettirdikleri, merak ediş sebeplerimiz. Esas mesele, Çekirdek&#8217;te bu kadar farklı isim ve grup var ama ortak noktaları olan sanatçılar bir araya gelmiş. &#8220;Neden bir araya gelmiş, bunun bir sırrı mı var? Bunun bir sebebi olmalı&#8221; düşüncesi bizi bu yola düşürdü sanırım. Çekirdek&#8217;i ilk duyduğumuz ve öğrendiğimiz zamana gitmek lazım belki.</p>
<p>Büjgan: Fikret Kızılok, takip ettiğim ve artık dünyada olmadığı için çok üzüldüğüm bir sanatçı. Onu takip ederek ulaştığım bir yer Çekirdek Sanat Evi. Kısıtlı imkanlardan doğan çok yüksek üretim biçimleri, beni sanatçı olarak etkiliyor.</p>
<p><strong>Sen nasıl dahil oldun projeye?</strong></p>
<p>Büjgan: Karaca’nın tezinden yıllar öncesinden haberdardım. Biz ortak müzik listelerine sahip bir arkadaş grubuyuz. Türkiye&#8217;nin mirası müzisyenlere ilgim var. Fikret Kızılok, Ortaçgil, Hüseyin, eskisinden yenisine Ezginin Günlüğü… Böyle tatlı, dantelli şeyleri, ev tınılarını seviyorum. Yapımcımız Sarper Gökbulut da bunu bildiği için, Amerika’dan geldiğinde Kamil ve benimle buluştu ve bu fikrini bize açtı. Ben de seve seve kabul ettim.</p>
<p>Karaca: Bizim o grubun çoğu, benim tez sürecinde tanıştığım sonra da sıkı arkadaşım olan kişiler, hepsi Çekirdek Sanat Evi konusu üzerinden oldu. Tabii benim tez 9 yıl sürünce&#8230; Alper Akçasoy, Can Öktemer&#8230; Üçümüz pandemi zamanı bir <a href="https://open.spotify.com/show/2dbPTOdJlnzGgzWB3Jlkhw" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #ffa03a;">podcast</span></a> de yapmıştık. Mesela Alper&#8217;le, Çekirdeğe dair tez yazdığımı duyunca &#8220;Sen de mi merak ediyorsun, neden merak ediyorsun, peki ne biliyorsun bu konuda?&#8221; soruları üzerine konuşurken samimiyetimiz arttı. Bir de 10 yıl önce şimdiye göre sanki bir tık daha az biliniyordu. Kamil’le de tez sürecinde tanıştık. Görüşme yaptığım Murat Ören, Kamil&#8217;in koleksiyon yaptığından bahsetmişti.</p>
<h2>&#8220;Bağdat Caddesi&#8217;nde küçük bir yer ama ulaştığı insan sayısı organik olarak çok fazla&#8221;</h2>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-139537 size-full aligncenter" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-6-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1760" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-6-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-6-300x206.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-6-1024x704.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-6-768x528.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-6-1536x1056.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-6-2048x1408.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Film düşünce aşamasındayken önceliğiniz ÇSE&#8217;yi belgelemek mi yoksa hatırlatmak mıydı? Çekim süreci ilerledikçe, tanıklarla görüştükçe, mekanın izlerine ulaştıkça ve kurguda bu niyet değişti mi? </strong></p>
<p>Büjgan: Çekirdek Sanat Evi, Bağdat Caddesi&#8217;nde küçük bir yer ama ulaştığı insan sayısı organik olarak çok fazla. Biz de birçok detayı yola çıktıktan sonra öğrendik, gerçi Karaca tezinde bahsetmişti birçoğundan. Mesela Çekirdek Sanat Evi&#8217;ndeki çocuk yuvasında büyüyen bir çocuk var, onun annesi, anaokulu öğretmeni var; sergiye katılmış biri, ÇSE&#8217;de çalmış bir müzisyen var. O yüzden senaryonun bazı kısımlarını değiştirmek zorunda kaldık. İyi de oldu değişmesi. İlk halinden çok daha iyi bir yerde şu an.</p>
<p>Kamil: Sanki ikisi de&#8230; Aslında ilk fikir İngilizce içerik olarak Çekirdek Sanat Evi&#8217;ni dünyaya da tanıtmayı hedeflediğimiz, bilgilendirici kısa bir video yapmaktı.</p>
<p>Büjgan: Çünkü dünyada bilinen bir kolektif değil.</p>
<p>Kamil: Biz filmde bunlara da değiniyoruz ama biraz bireysel kısımları da katmış olduk.</p>
<p>Karaca: Kamil&#8217;le, Zeynep&#8217;i bulma sürecimiz, Büjgan’ın acaba hala bu mekan var mı deyip, gidip yıkıldığını görmesi ve oradaki değişimi de bir şekilde gösteriyor olmak. O yüzden hatırlatma kısmına daha yakın ama belgelemek de var doğal olarak.</p>
<p>Büjgan: Bir de objektif bir yerden bakmıyor aslında bu belgesel. Çünkü bizim serüvenimiz de sürece katıldı. Objektif bir belgesel olduğunu söyleyemeyiz.</p>
<p>Karaca: O anlamda rengi oldu belgeselin. Öbür türlü de çok tekdüze bir anlatım olabilirdi.</p>
<p>Büjgan: Bilgi verme kısmı da var, biz böyle baktık ve bunları yaşadık kısmı da.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-139539 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-8-scaled-e1764335620758.jpg" alt="" width="2560" height="1442" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-8-scaled-e1764335620758.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-8-scaled-e1764335620758-300x169.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-8-scaled-e1764335620758-1024x577.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-8-scaled-e1764335620758-768x433.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-8-scaled-e1764335620758-1536x865.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-8-scaled-e1764335620758-2048x1154.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Filmde, kasetinden yola çıkarak Zeynep Emçioğlu’na ulaşma hikayenizi dinliyoruz. Yine Kamil’in koleksiyonu sayesinde birçok sanatçının yolunun ÇSE’den geçtiğini öğreniyoruz. Bunların bir kısmı hala müzikal üretimlerine devam eden, bildiğimiz isimler. </strong><strong>Sizi araştırma sürecinde ya da filmin yapın sürecinde bulduğunuz, en çok şaşırtan bulgular, karşılaşmalar nelerdi? Belki filme girmemiş ama sizlerde yer eden bir detay da olabilir. Ben en çok, Karaca’dan öğrendiğim, Ahmet Kaya’nın da ÇSE’ye uğramış olmasına şaşırdım mesela.</strong></p>
<p>Kamil: Beni şaşırtan şey, Zeynep&#8217;in dahil olma hikayesini anlattığı andı.</p>
<p>Büjgan: Çünkü biz bunu çekim sırasında telefonda öğrendik. Zeynep Hanım anlatırken kayıttaydık.</p>
<p>Kamil: Zeynep Hanım &#8220;Beni bir arkadaşım ittirdi, kendimi bir anda Fikret Kızılok’un önünde, kayıt stüdyosunda buldum,&#8221; diye anlattı. Utangaç bir yapısı varmış o zaman.</p>
<p>Büjgan: Beni çok şaşırtan Kına Abla, Kına Arcak. Çocukken Çekirdek Sanat Evi&#8217;ni görmüş, oradaymış. Tanıdığımız, Çekirdek Sanat Evi&#8217;ni gören tek kişiydi. Çekirdek Kolektif olarak filmin sonunda da görünen bir dinleti yaptık. Kına Abla, &#8220;Burada ben o hissi aldım, burası Çekirdek Sanat Evi&#8217;ne çok yakın,&#8221; demişti ve bunu duyunca kalbim çok hızlı attı.</p>
<h2>&#8220;Sınırları olan bir yer Çekirdek&#8221;</h2>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-139533 size-full aligncenter" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1760" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-1-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-1-300x206.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-1-1024x704.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-1-768x528.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-1-1536x1056.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-1-2048x1408.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>ÇSE genellikle müzikle anılıyor ama resim heykel gibi görsel sanatlara da alan açmış çok yönlü bir yer. Farklı disiplinlerin bu küçücük mekanda bir araya gelmesi oradaki üretim biçimini nasıl şekillendiriyor sizce? Filmde bu çok disiplinli ruhu yansıtmak sizin için ne kadar mümkün oldu?</strong></p>
<p>Karaca: Birçoğumuzu bu maceraya sürükleyen, Çekirdek kasetlerinin varlığı. Çekirdek Sanat Evi’nin de esas odak noktası müzik. Birçok kaset kaydedilmiş, bu kasetler sayesinde hangi müzisyenlerin oradan geçtiğini öğreniyoruz. Biz bu odakta olduğumuz için disiplinlerarası mevzuya çok giremedik.</p>
<p>Büjgan: Müzik dışındaki diğer disiplinlere değinmedik ama kasetlerin kapakları el çizimi. Onların da özellikle yakın çekimlerini yaptık.</p>
<p>Karaca: Dinletiye uygun çizimler yapan sanatçılar var. Sergilerin yapıldığını da hep biliyorduk ama görselleri yoktu. Yakın zamanda çıkan, Uğur Biryol&#8217;un <span style="color: #f3954a;"><a style="color: #f3954a;" href="https://iletisim.com.tr/kitap/cekirdek-sanat-evi/10827" target="_blank" rel="noopener"><em>Bir Müzik Rüyası Çekirdek Sanat Evi </em></a></span>kitabında sergi resimleri, görselleri var.</p>
<p>Kamil: Bayağı görsel var ama bu kısmı kullanmadık pek. Çünkü iş daha uzayabilirdi, kısa tutmaya çalıştık.</p>
<p>Büjgan: Bu arada, ileride yapacağımız sergide aslında eksik bıraktığımız görsel kısmını tamamlamayı hedef koyduk. Çünkü belgeselde hepsini gösteremedik ama somut bir sergi yapmak istiyoruz.</p>
<p>Karaca: Sergi fikri hem onun için hem de insanları, ilgilileri daha çok bir araya getirmek istediğimiz için. Biz film çekerken açtığımız Instagram sayfasına <span style="color: #f3954a;"><a style="color: #f3954a;" href="https://www.instagram.com/cekirdekcollective?igsh=MWZtZjduZnZtM3U1dw==" target="_blank" rel="noopener">Çekirdek Collective </a></span>adını koyduk. Film dışında da bir sürü şey yapma planımız olduğu için.</p>
<p>Büjgan: Aslında bir uzun metraj fikrimiz de var. Hemen ufukta gözükmese de bir süre sonra olacak diye düşünüyorum. Orada da eksik bıraktığımız noktaları tamamlayacağız.</p>
<p><strong>Büjgan’ın ÇSE’nin olduğu apartmanın izine düşüp sonunda yıkıntılarıyla karşılaşması iz sürme hissini fiziksel bir iz sürmeden belleğin iz sürümüne dönüştürüyor. Bu anla filmin sonuna yaklaştığımızı da hissettiğimiz bir kırılma noktası yaratılıyor. </strong><strong>Sizce kentlerde &#8220;dönüşüm&#8221; adı altında süren bu sürekli yıkımla mekanların yokluğu bireysel ve ortak hafızayı nasıl etkiliyor?</strong></p>
<p>Büjgan: Orada gerçek bir hayal kırıklığı yaşadım, kasetin üstünde bir adres var. Değişiyor mu o adres?</p>
<p>Kamil: Adres değişmiyor. 429 Osmanbey.</p>
<p>Büjgan: Orada yoldan geçenlere soruyoruz, yaşlılara soruyoruz. Onlar diyorlar ki: &#8220;Buranın zaten sürekli çehresi değişiyor. Bir gün olan bina diğer gün yok.&#8221; Eskiden orada çalışan ana okulu öğretmenini, Pakize Şensivas Kınıklı’yı arıyoruz: &#8220;Pakize Hanım şu bina mı, bu bina mı?&#8221; O bir şeyler söylüyor. Ben bakıyorum. Yanımda erkek arkadaşım Paul vardı. O da gazeteci olması sebebiyle belli izlerden binanın varlığına baktı. Sonunda yıkılan binanın ÇSE&#8217;nin bulunduğu bina olduğunu teyit etmiş olduk. Bu kadar değerli, müze olabilecek bir yer bina olarak dahi yoktu. Tamamen bir bellek yıkımı. O anda gerçekten büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Film adına değil, gerçekten o anda duygum öyleydi ve onu yansıttık zaten.</p>
<p>Kamil: Ben orayı hep görmeyi düşünmüştüm. Adresini buldum. Bir gün giderim diye planladım ama çok geç kaldım. Fotoğraflarını görmüştük, yerini de aşağı yukarı çıkarmıştık ama gitmek kısmet olmadı. Gitseydim mutlaka içeri bir şekilde giderdim ve oradaki duyguyu hissederdim diye düşünüyorum. Müzikler başlardı kulağımda.</p>
<p>Büjgan: Bu arada Ankara adına belki şunu da ekleyebilirim. Saklıkent, ben ilk Ankara&#8217;ya geldiğimde hep konuşulan bir mekandı. Şu an yerinde pavyon var. SSK İşhanı&#8217;nında bir sürü yer olduğunu ve iyi müzik gruplarının oradan çıktığını biliyorum. Ankara da müzik adına belleğini koruyacağı yerleri kaybediyor. Çoğu barın kapandığını söyleyebiliriz ve 10 sene içinde Ankara&#8217;da çok fazla değişim oldu.</p>
<p><strong>ÇSE’nin kurulduğu dönem, kültür ve sanatın siyasi baskı altında olduğu 80’ler Türkiye’siydi; yasaklar, sansürler ve tek tipleşme. Bugün de iptal ettirilen festivaller, sansürlenen filmler, hedef alınan sanatçılarla benzer bir atmosferi yaşıyoruz. </strong><strong>O dönemin alternatife kucak açan kolektif Çekirdek ruhu son yıllarda birbiri ardına açılan bağımsız müzik alanlarıyla yeniden mi filizleniyor?</strong></p>
<p>Karaca: Çekirdek Sanat Evi&#8217;nin kurulduğu dönemde, Türkiye’de ve dünyada başka örnekleri var. Çekirdek&#8217;i ele alırken bazı noktaları eleştirebiliriz. Ahmet Kaya örneğinde olduğu gibi. Niye orada çalmadı değil, bu tabii müzikal tercih olabilir ama o dönemin tanıklarının anlattığına göre çekinceden dolayı orada çalamıyor. Demek ki belli bir sınır var. Ama o sınırının içinde de başkalarının cesaret edemediği şeylere onlar imza atabiliyor. Kimse zaten yüzde 100 hayal edileni veya en ideal olanı yapamıyor. Bunu acımasız bir eleştiri olarak söylemiyorum. Böyle anlaşılmasın ama sınırları olan bir yer Çekirdek. Bugün de belli sınırları aşmaya çalışan, alternatif alanlar açmaya çalışan mekanlar Ankara&#8217;da da İstanbul&#8217;da da var. Biz de o mekanlarda olmaya ve etkinlik yapmaya çalışıyoruz. Hatta önümüzdeki günlerde yine filme dair, bize Çekirdek&#8217;i hatırlatan bir mekanda etkinlik planımız var.</p>
<p>Kamil: Dönemi için çok önemli grupların ilk dinletilerinin gerçekleştiği yer. O açıdan çok önemli bence. Mesela Ezginin Günlüğü 82&#8217;de bir konser yapabilmek için çok büyük emek sarf ediyor. Belediyeden zar zor izin alıyorlar ve o konseri Hodri Meydan&#8217;da yapıyorlar.</p>
<p>Karaca: Çekirdek&#8217;ten önce.</p>
<p>Kamil: Onlar kendilerine yer olarak burayı buluyor. Gündoğarken, Yeni Türkü bunlar Çekirdek&#8217;ten geçen gruplar.</p>
<p>Büjgan: Ben bağırmadan muhalefet kavramını kullanmak istedim onlar adına. Çünkü Fikret Kızılok da Bülent Ortaçgil de bağırmayı seven insanlar değil ama bir yandan da muhalif bir noktaları var. Şarkı sözlerinde slogan laflar bulmak mümkün değil. Ama yine de orada bir kolektif bilinç ve politiklik var.</p>
<p>Karaca: Bir yandan da Çekirdek&#8217;in geleneğinden etkilenip, yıllar içinde benzer şeyleri yapan müzisyenler hatta bunu açık açık söyleyenler de var. Çok bilinmeyen &#8220;Daha çok duyabilsek, daha çok yerde sahne alsalar&#8221; dediğimiz isimler var. 80&#8217;lerde yaşanan sorunlar yüzde 100 benzer olmasa da hala devam ediyor. Çekirdek&#8217;le paralellik kurabileceğimiz mekanlar var. Ama aslında internet bunun yerine geçti: MySpace, SoundCloud&#8230; Son dönemde Spotify üzerinden tekelleşme tartışmaları yoğunlaşmışken hatırlamak lazım galiba alternatifi Soundcloud duruyor ya da başka yerler.</p>
<p><a href="https://x.com/yilmaz_hakan/status/1334961239173308423?s=20" target="_blank" rel="noopener"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-139614 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/CSE-10-scaled-e1764763280628.jpg" alt="" width="2560" height="1553" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/CSE-10-scaled-e1764763280628.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/CSE-10-scaled-e1764763280628-300x182.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/CSE-10-scaled-e1764763280628-1024x621.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/CSE-10-scaled-e1764763280628-768x466.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/CSE-10-scaled-e1764763280628-1536x932.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/12/CSE-10-scaled-e1764763280628-2048x1242.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<h2>&#8220;5 Aralık&#8217;ta Longplay Müzik Filmleri Festivali’nde olacağız&#8221;</h2>
<p><strong>Filmin sonunda izleyiciyi de bir kısmına misafir ettiğiniz kapalı bir dinleti gerçekleştirmişsiniz. Ancak film izleyicilerinden ve ÇSE meraklılarından bu deneyimi yaşamak isteyenler çıkacaktır. Filmle bağlantılı olarak izleyicilerinize açık, benzer dinletiler düzenlemeyi düşündünüz mü?</strong></p>
<p>Kamil: Kolektif olarak bir araya geldik. Tabii ki bunun devamı gelecektir. Sergi haftası içerisinde dinletiler düzenlemeyi düşünüyoruz. O dönem dinleti veren isimler de olabilir, bugün Çekirdek benzeri işler üreten kişiler ya da yakın çevremizdeki insanlar da olabilir. Ama mutlaka olacak. Ben çok istiyorum tekrar bir dinleti yapmayı.</p>
<p>Büjgan: Ben o dinleti fikrinin çıkış sürecinde durmadan “Ya bunu yapacağız ama fake bir şey olmasın” diye düşünüyordum. Bir şey olmuş bitmiş ve o anın büyüsü var, bir daha yakalanamaz. Bir daha denemek çok mu zorlama diye düşünmüştüm. Ama etkinlikten sonra hepimizin gözleri dolu doluydu ve gelen insanlardan çok güzel dönüşler aldık.</p>
<p>Kamil: Kına Ablaya özellikle teyit ettirdik. Gerçekten benziyor mu, diye. &#8220;Evet, aynı o gün gibiydi,&#8221; dedi.</p>
<p>Büjgan: &#8220;Dinletide, aynı sessizliği, aynı samimiyeti ve aynı sıcaklığını gördüm,&#8221; dedi. Ben bundan çok etkilendim. O yüzden bir daha olsun isterim.</p>
<p>Karaca: Bu müzik filmin sonunda olmasa ne olurdu diye düşündüm. Bu müziği çalmasak. Ersu&#8217;yla Kay’ı dinlerken bunu düşündüm. Bu sahneyi çekmesek yine bir şeyleri anlatırdık, güzel olurdu ama konuştuğumuz şey müziğin kendisiydi. O dinleti olmasa çok anlamsız kalırdı. O yüzden Kay, Ersu ve Modart&#8217;a da teşekkür etmek gerek.</p>
<p>Büjgan: Bizim istediğimiz şeyi ve Çekirdek ruhunu sadece bir bakışla anlayıp çok güzel bir müzik dinletisi verdiler. Keza Uğur Erbaş da tek bakışta anlaştığımız insanlardan. Çizimleri ve animasyonuyla ruh verdi filme. O yüzden onlara da buradan teşekkür ediyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-139542 size-full aligncenter" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-7-scaled-e1764335814749.jpg" alt="" width="2560" height="1650" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-7-scaled-e1764335814749.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-7-scaled-e1764335814749-300x193.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-7-scaled-e1764335814749-1024x660.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-7-scaled-e1764335814749-768x495.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-7-scaled-e1764335814749-1536x990.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-7-scaled-e1764335814749-2048x1320.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Son olarak filmin yolculuğu nasıl devam edecek. Gösterimler, festivaller ya da çevirimiçi platformlar için plan var mı? Çekirdek Sanat Evi’nin hikayesini merak edenler filmi nerede, ne zaman izleyebilecek?</strong></p>
<p>Büjgan: Aslında birkaç festivale geç kaldık. Başvurmak istediğimiz bir sürü festival vardı. Kurgumuz sandığımızdan daha geç bitti. Ama başvurduğumuz festivallerden geri dönüş aldık. Kısadan Hisse Film Festivali&#8217;ne finalist olduk. 21 Kasım Cuma günü İstanbul&#8217;da bir söyleşimiz ve gösterimimiz oldu. Yönetmen olarak ben oradaydım. 5 Aralık&#8217;ta da <span style="color: #f3954a;"><a style="color: #f3954a;" href="https://www.instagram.com/lpmusicfilmsfestival/" target="_blank" rel="noopener">Longplay Müzik Filmleri Festivali</a></span>’nde olacağız. Orada da genel koordinatörümüz Kamil Batur ve filmde bulunan Murat Beşer söyleşiyor olacak.</p>
<p>Karaca: Aralıkta da Ankara&#8217;da yine söyleşili bir buluşma fikrimiz var. Netleşen gösterim tarihlerini ve demlenmekte olan sergi fikrimizle ilgili gelişmeleri Çekirdek Collective Instagram sayfasından takip edebilirler.</p>
<p>Büjgan: Son olarak, &#8220;Eksik bırakılan bir şey var mı?&#8221; diye düşünenler için söyleyeyim: Evet var. İzlediğimde kendimi eleştirebiliyorum. Ama kısa filmlerin şanındandır: “Bütçemiz kısıtlıydı.” Yeterine zaman ve bütçe olsaydı daha iyi bir iş çıkarabilirdik. Mesela Çekirdek&#8217;in bazı önemli figürleri yok. Biliyoruz; birini katmadığımız zaman diğerini katmamak adil olmayacağından biraz da bilerek dahil etmedik filme. Bu mütevazılığı Çekirdek’in ruhuna da yakıştırdık.</p>
<p>Karaca: Aslında filmin ismi de bunu karşılıyor. Bir Çekirdek Sanat Evi belgeseli demedik. &#8220;Bir Kolektifin İzinden&#8230;&#8221; Biz o izi nasıl sürdük kısmını gösterdik.</p>
<p>Büjgan: O yüzden izleyicilerden, bütün üyeleri görmeyi beklememelerini; sadece o hissi almaya, onu ve onun verdiği öğretileri hatırlamaya odaklanmalarını dilerim. Beraber üretimin hatırasına.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-139543 size-full aligncenter" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-4-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1760" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-4-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-4-300x206.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-4-1024x704.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-4-768x528.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-4-1536x1056.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/CSE-4-2048x1408.jpg 2048w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p>Meraklısı için:</p>
<p>Karaca Yiğit Pehlivanlı (2021), &#8220;1980&#8217;li yıllar Türkiye&#8217;sinde alternatif bir kültürel deneyim: Çekirdek Sanat Evi&#8221;. Yüksek Lisans Tezi. Yayın No. 685073</p>
<p>Çekirdek Collective <span style="color: #f3954a;"><a style="color: #f3954a;" href="https://www.instagram.com/cekirdekcollective?igsh=MWZtZjduZnZtM3U1dw==" target="_blank" rel="noopener">sosyal medya hesabı</a></span></p>
<p>Uğur Biryol (2025) &#8211; <em>Bir Müzik Rüyası Çekirdek Sanat Evi</em>. İletişim Yayınları</p>
<p><a href="https://lavarla.com/cekirdek-sanat-evi-ve-birlikte-uretmenin-hikayesi-bir-kolektifin-izinden/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Çekirdek Sanat Evi ve birlikte üretmenin hikayesi: &#8216;Bir Kolektifin İzinden&#8230;&#8217;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Singles Night: Samimi bağlar kurmak için hala bir araya gelmeye ihtiyacımız var</title>
		<link>https://lavarla.com/singles-night-samimi-baglar-kurmak-icin-hala-bir-araya-gelmeye-ihtiyacimiz-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sema Çavdar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 14:32:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Singles Night]]></category>
		<category><![CDATA[Sofar Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Sofar Sounds]]></category>
		<category><![CDATA[Sofar Sounds Ankara]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=139410</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Sofar Sounds, 2009’da Londra’da doğup kısa sürede dünyanın pek çok şehrine yayılan, 2013 itibarıyla Türkiye’de de düzenlenmeye başlayan gizli ve samimi bir konser formatı. Temel fikri; küçük bir dinleyici kitlesi önünde “sürpriz” sanatçıların sahne alması, mekanların ev, galeri, atölye gibi konser için sıra dışı olması ve samimi bir atmosfer.  Yalnızlar Günü ise 1990’da Çin’deki Nanjing Üniversitesi’nde okuyan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/singles-night-samimi-baglar-kurmak-icin-hala-bir-araya-gelmeye-ihtiyacimiz-var/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Singles Night: Samimi bağlar kurmak için hala bir araya gelmeye ihtiyacımız var&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span data-contrast="auto">Sofar Sounds, 2009’da Londra’da doğup kısa sürede dünyanın pek çok şehrine yayılan, 2013 itibarıyla Türkiye’de de düzenlenmeye başlayan gizli ve samimi bir konser formatı. Temel fikri; küçük bir dinleyici kitlesi önünde “sürpriz” sanatçıların sahne alması, mekanların ev, galeri, atölye gibi konser için sıra dışı olması ve samimi bir atmosfer.</span><span data-ccp-props="{}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Yalnızlar Günü ise 1990’da Çin’deki Nanjing Üniversitesi’nde okuyan dört öğrencinin kendi aralarında başlattığı bir kutlamayla ortaya çıkıyor. Başlangıçta bu gün; öğrencilerin kendilerine küçük hediyeler aldığı, arkadaşlarıyla parti düzenlediği ve “yalnızlığı kolektif biçimde kutladıkları” neşeli bir etkinlik.</span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;335551550&quot;:0,&quot;335551620&quot;:0,&quot;335559738&quot;:240,&quot;335559739&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">2009’da Alibaba’nın öncülüğünde büyük bir alışveriş kampanyasına dönüşmesiyle hızla yayılıyor ve Çin devleti tarafından zamanla resmi bir alışveriş festivaline çevriliyor. “1” rakamının yalnızlığı, “11.11” tarihinin de dört genci simgelemesiyle Yalnızlar Günü tam da bu tarihte kutlanıyor.</span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;335551550&quot;:0,&quot;335551620&quot;:0,&quot;335559738&quot;:240,&quot;335559739&quot;:240}"> </span></p>
<h2>Peki Sofar ile Yalnızlar Günü’nün yolları nasıl kesişiyor?</h2>
<p><span data-contrast="auto">Sofar ekibi, yıllar içinde konserlerinde tanışıp ilişkiye başlayan, evlenen ya da çok yakın arkadaş olan birçok insanla karşılaşıyor. Aynı zamanda dijital flört uygulamalarının insanları tatmin etmediğini, hatta bazılarını daha da yalnızlaştırdığını gözlemliyorlar.</span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;335551550&quot;:0,&quot;335551620&quot;:0,&quot;335559738&quot;:240,&quot;335559739&quot;:240}"> </span><span data-contrast="auto">Ve şu soru ortaya çıkıyor: </span>“İnsanların yüz yüze tanışabileceği güvenli ve keyifli alanlar neden yaratmayalım?”</p>
<p><span data-contrast="auto">Bu fikirle Sofar, müzik odağını koruyarak &#8220;Singles Night&#8221; etkinliklerini hayata geçiriyor. Ortak noktaları olan insanların eğlenceli, güvenli ve baskı hissetmedikleri bir ortamda tanışabilmesini sağlamak elbette kolay değil; Sofar tam da bu alanı yaratmaya çalışıyor. Amaç, gecenin sonunda bunun bir &#8220;yalnızlar gecesi&#8221; olduğunu unutturmak; belki yeni bir arkadaş edinmek, belki birlikte konser izleyecek birini bulmak, belki de yeni keşiflere ortak olacak biriyle tanışmak. Önemli olan herkesin benzer bir motivasyonla orada bulunması ve yeni insanlara açık olması.</span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;335551550&quot;:0,&quot;335551620&quot;:0,&quot;335559738&quot;:240,&quot;335559739&quot;:240}"> </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-139413 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night2-1024x704.jpg" alt="" width="800" height="550" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night2-1024x704.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night2-300x206.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night2-768x528.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night2-1536x1056.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night2-2048x1408.jpg 2048w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p><span data-contrast="auto">Singles Night farklı şehirlerde düzenlendikçe formatın çok sevildiği görülüyor. Bu ilginin sonucunda bu yıl ilk kez 11.11’de, 16 şehirde eş zamanlı Uluslararası Yalnızlar Gecesi etkinlikleri gerçekleştiriliyor. Atlanta, Austin, Berlin, Boston, Chicago, Denver, Edinburgh, Hamburg, Londra, Los Angeles, New York, San Diego, San Francisco ve Vancouver’ın yanında Ankara da bu şehirlerden biri.</span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;335551550&quot;:0,&quot;335551620&quot;:0,&quot;335559738&quot;:240,&quot;335559739&quot;:240}"> </span></p>
<h2>Paylaşılan anlar, kurulan bağlar</h2>
<p><span data-contrast="auto">Sofar Sounds Ankara’nın düzenlediği Singles Night, Homies Pub ev sahipliğinde gerçekleşti. Girişte katılımcıları dört farklı sticker karşıladı; herkes ruh haline ve etkinliğe geliş amacına uygun bir sticker seçti. Böylece “Arkadaşıma destek için buradayım”, “Yeni insanlarla tanışmak istiyorum” ya da “Yalnızım” gibi katılım niyetleri baştan anlaşılır hale geldi.</span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;335551550&quot;:0,&quot;335551620&quot;:0,&quot;335559738&quot;:240,&quot;335559739&quot;:240}"> </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-139421 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night4-1024x704.jpg" alt="" width="800" height="550" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night4-1024x704.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night4-300x206.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night4-768x528.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night4-1536x1056.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night4-2048x1408.jpg 2048w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p><span data-contrast="auto">Konsept kolektif bir kutlama ve yeni tanışıklıklar üzerine kurulduğu için ister yalnız ister arkadaşıyla gelsin herkes başkalarının sohbetine dahil olmaktan çekinmedi. Öyle ki etkinlik başlamadan önce bile barda küçük sohbet halkaları oluşmuştu.</span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;335551550&quot;:0,&quot;335551620&quot;:0,&quot;335559738&quot;:240,&quot;335559739&quot;:240}"> </span><span data-contrast="auto">Gece, Leyla Ezgi Dinç’in stand-up gösterisiyle başladı. Ardından, insanların birbirleriyle kolayca sohbet etmesini ve kaynaşmasını sağlayan sorularla hazırlanmış Bingo oyunu oynandı.</span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;335551550&quot;:0,&quot;335551620&quot;:0,&quot;335559738&quot;:240,&quot;335559739&quot;:240}"> </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-139416 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night9-1024x704.jpg" alt="" width="800" height="550" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night9-1024x704.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night9-300x206.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night9-768x528.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night9-1536x1056.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night9-2048x1408.jpg 2048w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p><span data-contrast="auto">“Birini bul…” diye başlayan sorulardan oluşan Bingo’da; “Sofar’a bir arkadaşını getirmiş biriyle tanış”, “Enstrüman çalan biriyle tanış”, “Evcil hayvanı olan biriyle tanış” gibi eğlenceli görevler vardı. Tanışıklık kurmayı artırmak için bir kişiye en fazla iki soru sorulabiliyordu; bu da salonu hızlıca kaynaştırdı. Kahkahalarla geçen oyunun kazananları konser, sinema bileti gibi ödüller aldı.</span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;335551550&quot;:0,&quot;335551620&quot;:0,&quot;335559738&quot;:240,&quot;335559739&quot;:240}"> </span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-139414 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night1-1024x704.jpg" alt="" width="800" height="550" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night1-1024x704.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night1-300x206.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night1-768x528.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night1-1536x1056.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/11/sofar-singles-night1-2048x1408.jpg 2048w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p><span data-contrast="auto">Bingo sırasında ve sonrasında Deniz Agah (heavie), müziğiyle gecenin enerjisini yükseltmeye devam etti.</span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;335551550&quot;:0,&quot;335551620&quot;:0,&quot;335559738&quot;:240,&quot;335559739&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Sofar’ın Singles Night formatı yalnızca bir müzik deneyimi sunmakla kalmıyor; yüz yüze sosyal etkileşim yaratmayı da amaçlıyor. Etkinlik, adında “Singles” geçse de bir “yalnızlar gecesi” algısı oluşturmaktan özellikle kaçınıyor. Amaç yalnızlığı vurgulamak değil; yeni tanışıklıklar, müzik üzerinden paylaşılan doğal bir bağ kurmak. Böylece ister tek başına ister arkadaşıyla gelsin herkesin baskı hissetmeden gecenin tadını çıkarabilmesi hedefleniyor.</span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;335551550&quot;:0,&quot;335551620&quot;:0,&quot;335559738&quot;:240,&quot;335559739&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Sofar Sounds Ankara, alışıldık aylık buluşmalarının dışında gerçekleştirdiği ilk konsept etkinliğiyle karşımıza çıktı. Avrupa ve Amerika’daki büyük şehirlerle birlikte Ankara’nın da bu etkinlik için seçilmiş olması, ekibin başarısının güzel bir göstergesi. Bir katılımcı olarak söylemeliyim ki ilk kez yapmalarına rağmen gecenin altından çok başarılı bir şekilde kalktılar.</span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;335551550&quot;:0,&quot;335551620&quot;:0,&quot;335559738&quot;:240,&quot;335559739&quot;:240}"> </span></p>
<p><span data-contrast="auto">Gelecek dönemde daha fazla konsept etkinlikle yeniden bir araya gelmeyi heyecanla bekliyoruz.</span><span data-ccp-props="{&quot;134233117&quot;:false,&quot;134233118&quot;:false,&quot;335551550&quot;:0,&quot;335551620&quot;:0,&quot;335559738&quot;:240,&quot;335559739&quot;:240}"> Siz de gelecek etkinlikleri <a href="https://www.instagram.com/sofarsoundsankara/" target="_blank" rel="noopener">Sofar Sounds Ankara&#8217;nın Instagram hesabından</a> takip edebilirsiniz.</span></p>
<p><a href="https://lavarla.com/singles-night-samimi-baglar-kurmak-icin-hala-bir-araya-gelmeye-ihtiyacimiz-var/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Singles Night: Samimi bağlar kurmak için hala bir araya gelmeye ihtiyacımız var&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehrin alternatif sahnesi: Sofar Ankara&#8217;yı keşfediyoruz</title>
		<link>https://lavarla.com/sehrin-alternatif-sahnesi-sofar-ankarayi-kesfediyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sema Çavdar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2025 08:03:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Konser]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Sofar Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Sofar Sounds]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=135830</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Yıllar önce YouTube kayıtlarıyla hayatımıza giren ve kısa sürede dünya çapında bir fenomene dönüşen Sofar Sounds, iki yıldır Ankara’da sanatçılar ve müzikseverleri sürprizlerle dolu, birbirinden özel mekanlarda bir araya getiriyor. Ankara’nın kültür ve sanat hayatına da yeni bir soluk kazandıran Sofar Sounds, samimi ortamı ve gizemli konseptiyle hem yerel yeteneklere hem de katılımcılarına unutulmaz bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sehrin-alternatif-sahnesi-sofar-ankarayi-kesfediyoruz/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Şehrin alternatif sahnesi: Sofar Ankara&#8217;yı keşfediyoruz&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllar önce YouTube kayıtlarıyla hayatımıza giren ve kısa sürede dünya çapında bir fenomene dönüşen Sofar Sounds, iki yıldır Ankara’da sanatçılar ve müzikseverleri sürprizlerle dolu, birbirinden özel mekanlarda bir araya getiriyor.</p>
<p>Ankara’nın kültür ve sanat hayatına da yeni bir soluk kazandıran Sofar Sounds, samimi ortamı ve gizemli konseptiyle hem yerel yeteneklere hem de katılımcılarına unutulmaz bir müzik deneyimi yaşatıyor.</p>
<p>Sofar’ın Ankara’daki hikayesine bir adım daha yaklaşıyoruz. Bu deneyimin Ankara küratörü Dilan Pala, Sofar’ın dinleyicilere sunduğu benzersiz atmosferi, sanatçılarla paylaştığı ilham dolu alanları ve şehirle kurduğu bağı anlatıyor.</p>
<p><strong>Hala bilmeyenler kaldıysa, Sofar nedir ve ilk olarak nasıl ortaya çıkıyor bahsedebilir misin?</strong></p>
<p>Sofar Sounds, aslında Songs from a Room’un (Bir Odadan Şarkılar’ın) kısaltması. İlk kez 2009 yılında Londra’da başlıyor. O dönemde müziğe olan odağın az olması, konserlerde insanların aralarında sohbet edip gürültü yapmaları yada sadece telefonlarıyla ilgilenmelerinden rahatsız olan bir grup insan tarafından ortaya çıkıyor. Sofar’ın kurucusu Rafe Offer ve arkadaşları, samimi bir ortamda insanların tamamen müziğe odaklanabileceği bir etkinlik hayal ediyorlar ve evlerinde birkaç kişilik küçük bir konser organize ediyorlar. Bu etkinliği de kayda alıp yayınlıyorlar ve daha sonra diğer şehirlerde aynı konseptte etkinlik yapmak isteyenler bir akım başlatıyor. Hatta son küratör buluşmamızda bize bunun hikayesini anlatıp kaydını izlettiler. Böylece Sofar, sanatçılar ve müzikseverler arasında bir köprü kurarak, farklı şehirlerde benzersiz bir deneyim yaşatmayı amaçlayarak yolculuğuna başlıyor. Etkinlikler genellikle gizli mekan ve gizli sanatçı mottosuyla ilerliyor. İlgi çekici olması tamamen bu konsept üzerine kurulu olmasından kaynaklanıyor. Gelen katılımcılarda bu deneyimi yaşamaya ve aslında açık fikirli bir şekilde belki de kendilerine hitap etmese de dinledikleri müziğin tadını çıkarmaya odaklanıyor.</p>
<p><strong>Senin yolun Sofar’la nasıl kesişti? </strong></p>
<p>Takipçi olarak 2010 yılında üniversitede okurken keşfetmiştim. Küratör olmamsa 2018 yılında Stockholm’de katıldığım bir Sofar etkinliğindeki girişimim sayesinde gelişti ve 4 yıl sonra 2022 yılında bu göreve başladım.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-135920 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/image0-scaled-e1736880935122.jpeg" alt="" width="1638" height="1019" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/image0-scaled-e1736880935122.jpeg 1638w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/image0-scaled-e1736880935122-300x187.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/image0-scaled-e1736880935122-1024x637.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/image0-scaled-e1736880935122-768x478.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/image0-scaled-e1736880935122-1536x956.jpeg 1536w" sizes="(max-width: 1638px) 100vw, 1638px" /></p>
<p><strong>Pandemiden önce Sofar İstanbul’un altında Ankara’da etkinlik düzenleniyordu fakat ulaşmak katılmak imkansızdı. Etkinliği olup bittikten sonra duyuyorduk. Sizin üstlenmenizle yani resmi olarak Ankara küratörlüğünün oluşturulmasıyla beraber hem görünürlüğü arttı hem de meraklısının ulaşması, katılması kolaylaştı. Diğer ülkelerde ya da şehirlerde etkinlikler nasıl düzenleniyor, katılımcı olmak için aynı yollar mı izleniyor? Hem yurt dışı gezilerinde hem de diğer şehirlerde Sofar’ı deneyimlemek isteyen Ankara dinleyicisi nasıl bir yol izlemeli?</strong></p>
<p>Hem ev sahipleri hem sanatçılar hem de katılımcılar için başvurular her şehir için aynı sistemle yürütülüyor. Ama küratör ve ekibinin etkinlik programlaması, pazarlama faaliyetleri, sosyal medya araçlarının kullanımı farklılık gösterebiliyor. Büyük bir konser etkinliği olmadığı ve pop-up yerlerin kapasitesine göre belirlendiği için, bilete erişim sağlayacak katılımcı sayısı da haliyle kısıtlı. Sofar Ankara özelinde de tabii ki bilet bulmak oldukça zor ama kesinlikle kendi aramızda toplanarak yaptığımız bir etkinlik değildir, müziğe ve deneyime ilgi duyan herkese erişime açık. Sadece bilet başvurusu sırasında katılımcıların hızlı olması gerekiyor, sistem kapasite dolduğunda kapanıyor. Şuan farklı yöntemler araştırıyorum ki bilet için girişimde bulunup, alamamış tüm takipçilerimizde dahil olsun ve üzülmesinler.</p>
<p>Ben genellikle yurtdışı gezilerimde yine Sofar Sounds web sitesinden katılımcı başvurusu yaparak katılıyorum.</p>
<p><strong>Son 10-15 yılda Türkiye’de alternatif müzik yapan ve artık herkesin çok iyi bildiği kişi ve grupların Sofar’dan yolunun geçtiğini biliyoruz. Albümleri yokken Youtube&#8217;dan Sofar kayıtlarını açıp açıp dinliyorduk. Öznel bir soru olacak fakat Sofar Ankara’da çıkan sanatçılardan hangisinin birkaç yıla adını daha sık duyacağımızı düşünüyorsun?</strong></p>
<p>Sofar’ın uzun vadede sanatçıların kariyerlerinin gelişmesinde destekleyici bir platform olduğu doğru. Ancak günümüzde hızlı tüketim toplumuna dönüşmemizden kaynaklı; sanatçıların aynı hızla albüm, kayıt ve konser trafiğine girmeleri çok kolay olmuyor. Sofar’lar artık birer canlı müzik deneyimlerine dönüştü. Ancak biz Sofar Ankara olarak Radyo ODTÜ ile başlattığımız Sofar Ankara Sohbetleri ile sanatçıların kariyer gelişimleri ve Sofar deneyimlerini dinleyerek onları daha yakından tanıma şansı buluyoruz. Bu sohbetlerde sanatçıların, Sofar’ın hayalleri olduğunu, müzik yapmaya çekindikleri veya küstükleri noktada Sofar’ın onlara yeniden hayat verdiğini ve motive ettiğini, hayatlarında unutamayacakları bir deneyim yaşadıklarını dile getirdiklerine şahit oluyoruz. Bunun bizdeki değerinin oldukça yüksek. Sofar Ankara’da sanatçılar arasında tabii ki de adını duyacağımız müthiş yetenekler var ama bende gizli kalsın, zaman ilerledikçe duyacağız.</p>
<p><strong>Bence Sofar’ın ruhu Ankara’ya çok uyuyor. Evlerde toplanmanın samimiyeti, etkinlik mekanında bir arkadaşınla karşılaşmak… Geçmiş kuşakların anlattığı meşhur Ankara edebiyat mahfillerinin müzik versiyonunu yaşatıyor sanki bize. Sen yurtiçi ve yurtdışında birçok Sofar’a katıldın. Koordinatörle de diyalog halindesin. Kıyaslama yaptığında Ankara’da Sofar yapmanın avantajları ve dezavantajları neler?</strong></p>
<p>Ankara’da her yere ulaşımın, toplu taşımanın kısıtlı olmasından kaynaklı zor olduğunu düşünüyorum. Ev sahipliği başvurularını incelerken ulaşımdan kaynaklı bazen zorlanıyorum.</p>
<p>Avantajı ise sanatçılar bakımından yer altı kaynaklarının oldukça zengin olması diyebilirim. Çünkü Ankara müthiş yetenekler barındırıyor.</p>
<p>Son olarak da ekip ruhu Sofar’larda çok önemli. O bakımdan da aramıza katılmak isteyen çok fazla kişi oluyor ve katılıp aktif çalışan ekip arkadaşlarımın dinamizmi ve severek bu platformda yer almaları konusunda da şanslı olduğumu söylemek isterim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-135838 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/sofar-ankara-3-scaled-e1736763690446.jpeg" alt="" width="1442" height="1067" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/sofar-ankara-3-scaled-e1736763690446.jpeg 1442w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/sofar-ankara-3-scaled-e1736763690446-300x222.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/sofar-ankara-3-scaled-e1736763690446-1024x758.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/sofar-ankara-3-scaled-e1736763690446-768x568.jpeg 768w" sizes="(max-width: 1442px) 100vw, 1442px" /></p>
<p><strong>Sizin ekip olarak sıklıkla vurguladığınız benim için de ayrıca kıymetli bir amacınız var: Ankara’da farklı mimari özellikteki yapılarda etkinlik yapmak. Bu bazen modern bir mimarlık örneği olabiliyor, bazen sivil mimari bellek yapısı bazen de tarihi bir bina. Bu fikir aklınıza nasıl geldi, bu seçim ve bunu vurgulamak sizin için neden önemli?</strong></p>
<p>Bu fikir aslında müzikolog olan erkek arkadaşım Alp’in kendi geliştirdiği bir projenin; modern mimari yapıların içerisinde müzik yapma isteğinden doğdu. Sofar Ankara’ya hayat vermeden önce bunu biraz farklılaştıralım, klasik bir Sofar olmasın, bize ve Ankara’ya özgü olsun, şehri de ön plana çıkartsın dedik. Çünkü sanatçılar beste yaparken en temelde yaşadıkları şehir ve o şehrin dokusundan, havasından ilham alırlar. Bizde bu etkinliği şehrin modern mimari yapılarına taşıyarak Sofar çatısında, gelen katılımcılara, sanatçılara ve bizlere farklı bir deneyim alanı açmak istedik ve istiyoruz. Oldukça da başarılı olduğunu söyleyebilirim. Hatta Sofar’ın ana ekibi tarafından da ilgi gördü, Fransız Büyükelçiliği etkinliğimizin akışıyla ilgili de tüm küratörlere çevrim içi buluşmamızda sunum yaptım.</p>
<p><strong>Sofar’ın gerçekleştiği tüm lokasyonlar sürpriz ama yeni yılda -Sofar Ankara’nın da üçüncü yılında- katılımcıları da sanatçıları da şaşırtacak kesinleşmiş bir mekan var mı? Biraz ipucu alabilir miyiz?</strong></p>
<p>Bu sene sürpriz mekan ve sürpriz işbirlikleriyle dolu bir yıl olacağını şimdiden söyleyebilirim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-135845 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/DSC06618-152-scaled-e1736763996760.jpg" alt="" width="1706" height="1996" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/DSC06618-152-scaled-e1736763996760.jpg 1706w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/DSC06618-152-scaled-e1736763996760-256x300.jpg 256w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/DSC06618-152-scaled-e1736763996760-875x1024.jpg 875w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/DSC06618-152-scaled-e1736763996760-768x899.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/DSC06618-152-scaled-e1736763996760-1313x1536.jpg 1313w" sizes="(max-width: 1706px) 100vw, 1706px" /></p>
<p><strong>Bu sene çok güzel bir heyecan ve mutluluk yaşadık. Sofar Ankara’da sahne almış sanatçılardan senin seçip oylamaya gönderdiğin sevgili Barçın, Avrupa kıtasında düzenlenen Spotlight Region’ın kazananlarından biri oldu. Daha önce Barçın’a da bu deneyimi <a href="https://aposto.com/s/avrupa-kitasinin-ilk-spotlight-region-kazananlarindan-barcin" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #f3954a;">sormuştuk</span></a>. Bu süreci bir de senin açından dinleyebilir miyiz? Senin göndereceğin sanatçıyı seçme ve etkinliğin oylama süreci nasıl ilerledi?</strong></p>
<p>Spotlight Region etkinlikleri ilk kez 2024 yılında başladı; Sofar şehirlerini ve küratörlerini kıtalara ayırarak her kıta için bir tarih belirleyerek bir oylama sistemi geliştirildi. Küratörlerin seçtikleri birer sanatçı, yine o kıtada bulunan diğer küratörler tarafından oylandı ve son üçe kalan şehirlerde özel Spotlight Region etkinlikleri düzenlendi. Kazanan sanatçılarda hem tekrar Sofar’da sahne alma şansı yakaladı hem de global Sofar Sounds sosyal medya hesaplarında tanıtıldı. Barçın’ın hem amatör ruhunun ve heyecanın yüksek olmasını seviyorum hem de çok yetenekli olduğunu düşünüyorum. Yaratıcı gücünü çok güzel kullanıyor ve tek başına hem yayınlarını yönetiyor hem de bestelerini geliştiriyor. Ona oldukça güvendiğim için bu fikirle telefon açtığımda çok heyecanlandı ve kabul etti. Sonrasında süreci beraber yürüttük. İleride sıkça göreceğimiz bir isim olacağını düşünüyorum.</p>
<p><strong>Biletler satışa çıktığı gibi bitiyor. Sofar’a katılmak isteyenlerle paylaşacağın bir bilet yakalama tüyosu var mı? </strong></p>
<p>Bunu çözmeye çalıştığımı tekrar belirteyim, çünkü herkesin katılmasını çok çok istiyorum. Sadece hızlı davranmak gerektiği için katılımcının bilet alım sırasında istenilen bilgileri önceden kaydetmesi, hızlıca ilerlemesini kolaylaştıracaktır. Biraz da gerçekten şans işine dönüştü.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-135869 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/sofar-ankara-13-scaled-e1736767954518.jpeg" alt="" width="1442" height="1629" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/sofar-ankara-13-scaled-e1736767954518.jpeg 1442w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/sofar-ankara-13-scaled-e1736767954518-266x300.jpeg 266w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/sofar-ankara-13-scaled-e1736767954518-906x1024.jpeg 906w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/sofar-ankara-13-scaled-e1736767954518-768x868.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/01/sofar-ankara-13-scaled-e1736767954518-1360x1536.jpeg 1360w" sizes="(max-width: 1442px) 100vw, 1442px" /></p>
<p><strong>Son olarak bilmeyenler için Sofar’a ev sahipliği yapmak ya da sanatçı olarak katılmak için ne yapmak gerekiyor?</strong></p>
<p>Sofar’a ev sahipliği yapmak isteyenler Sofar Sounds web sitesi üzerinden <span style="color: #f3954a;"><a style="color: #f3954a;" href="https://www.sofarsounds.com/about/hosts/apply" target="_blank" rel="noopener">başvurularını </a></span>yapabilirler. Sanatçıların da yine aynı<a href="https://www.sofarsounds.com/about/artists/apply" target="_blank" rel="noopener"><span style="color: #f3954a;"> yolu</span></a> izlemeleri yeterli, Sadece Sofar Ankara’da yer almak için şehir seçimini Ankara olarak işaretlemeliler.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sehrin-alternatif-sahnesi-sofar-ankarayi-kesfediyoruz/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Şehrin alternatif sahnesi: Sofar Ankara&#8217;yı keşfediyoruz&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ümran Safter&#8217;le Kabahat filmi üzerine: &#8220;Karanlığı kız çocuklarının, kadınların kahkahalarıyla aşacağız&#8221;</title>
		<link>https://lavarla.com/umran-safterle-kabahat-filmi-uzerine-karanligi-kiz-cocuklarinin-kadinlarin-kahkahalariyla-asacagiz/</link>
					<comments>https://lavarla.com/umran-safterle-kabahat-filmi-uzerine-karanligi-kiz-cocuklarinin-kadinlarin-kahkahalariyla-asacagiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sema Çavdar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Dec 2022 05:39:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[27. Gezici Festival]]></category>
		<category><![CDATA[Gezici Festival]]></category>
		<category><![CDATA[Kabahat]]></category>
		<category><![CDATA[Ümran Safter]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetmen Söyleşileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=124061</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Kadın Olmanın Günahı ve Kapıyı Açık Bırak belgeselleriyle tanıdığımız Ümran Safter bu defa kurmaca türündeki uzun metraj filmi Kabahat ile izleyici karşısına çıktı. 2022 Adana Altın Koza Film Festivali&#8217;nde, Jüri Özel Ödülü, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve Umut Veren Kadın Oyuncu ödüllerini alan film, Ankara Film Festivali&#8217;nin ardından Gezici Festival kapsamında ikinci kez Ankara [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/umran-safterle-kabahat-filmi-uzerine-karanligi-kiz-cocuklarinin-kadinlarin-kahkahalariyla-asacagiz/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ümran Safter&#8217;le Kabahat filmi üzerine: &#8220;Karanlığı kız çocuklarının, kadınların kahkahalarıyla aşacağız&#8221;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Kadın Olmanın Günahı</em> ve <em>Kapıyı Açık Bırak</em> belgeselleriyle tanıdığımız Ümran Safter bu defa kurmaca türündeki uzun metraj filmi <em>Kabahat</em> ile izleyici karşısına çıktı. 2022 Adana Altın Koza Film Festivali&#8217;nde, Jüri Özel Ödülü, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve Umut Veren Kadın Oyuncu ödüllerini alan film, Ankara Film Festivali&#8217;nin ardından Gezici Festival kapsamında ikinci kez Ankara izleyicisiyle buluştu.</p>
<p style="font-weight: 400;">13 yaşındaki Reyhan, toplumsal baskının hissedildiği dindar bir ailede büyümektedir. Yaz tatillerini geçirmek için her sene olduğu gibi İstanbul&#8217;dan babaannesinin yaşadığı köye gider. İlk regl deneyimini annesinden bile gizli olarak bu köyde yaşamak zorunda kalır. Dini kurallara göre gusül abdesti alarak temizlenmesi gerekmektedir. Evde din kuralları üzerine konuşulanlar, köydeki arkadaş çevresinin bu kuralları yerine getirmeyenlerin başına gelenlerle ilgili anlattığı hikayeler, üstüne köydeki banyonun arızalanması ve kuraklık nedeniyle başlayan su kesintileri Reyhan’ı büyük bir açmaza ve korkuya sürükler.</p>
<p>27. Gezici Festival kapsamında yeniden Ankara&#8217;ya gelerek izleyicileriyle buluşan Ümran Safter&#8217;le <em>Kabahat</em> filmi özelinde bir röportaj gerçekleştirdik.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-124091 size-full aligncenter" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/12/kabahat8-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1088" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat8-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat8-300x127.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat8-1024x435.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat8-768x326.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat8-1536x653.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat8-2048x870.jpg 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat8-800x340.jpg 800w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Sizi belgesel filmlerinizle tanımıştık. <em>Kabahat</em>, kurmaca olarak ilk uzun metraj filminiz. Fakat profesyonel olmayan oyuncularla çalışma, mekan seçimleri, doğal ışık kullanımı, yazdığınız diyaloglar gibi tercihlerinizle belgesele oldukça yakın. Kurmacadaki ilk işiniz için riskli sayılabilecek bu tercihlerin kararları nasıl bir süreç sonunda alındı</strong><strong>? </strong></p>
<p>Doğal mekanlarda, doğal ışıkla ve çoğunluğu amatör oyuncularla çalışmak aslında benim açımdan çok riskli bir durum değildi. Çünkü zaten senaryoyu yazmaya başladığımda filmi nerede ve nasıl çekeceğimi aşağı yukarı tasarlamıştım. Biraz el yordamıyla, biraz gazetecilik ve belgeselcilikten edindiğim tecrübelerimle ve daha çok da sezgilerimle yola çıktım. <span style="font-size: 1.21429rem;">Dokuz kişiden oluşan teknik bir ekiple çalıştım. Ekip başta görüntü yönetmeni Bertan Özer olmak üzere son derece profesyoneldi. Yapımcım Suraj Sharma bu projeye gönülden inandı ve tüm imkanlarını seferber etti. Oyuncuların ise çoğunluğu amatördü.</span></p>
<blockquote><p>Amatör oyuncularla çalışmak kısıtlı bütçenin dayattığı bir zorunluluktan ziyade benim tercihimdi. Benim için önemli olan senaryonun gerekliliği ve karakterlerin uygunluğu.</p></blockquote>
<p>Bunu amatör sayılan, daha az deneyimli, yetenekli oyuncular bularak başarmak pekala çok mümkün. Üstelik diyalogları gözlemlerimden edindiğim birikimle yazdığım için replikler hiçbir oyuncunun ağzında eğreti durmadı. Filmi benim de büyüdüğüm köyde çektim. Yabancısı olduğum mekanlar ve insanlar değildi. Köy sakinlerini ve yakınlarımı da filme dahil ettim. Samimi, yalın ve sade bir film olsun istedim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-124088 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/12/kabahat2-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1088" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat2-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat2-300x127.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat2-1024x435.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat2-768x326.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat2-1536x653.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat2-2048x870.jpg 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat2-800x340.jpg 800w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Bir s</strong><strong>ö</strong><strong>yleşinizde sizin için belgesel ve kurmacanın keskin bir ayrımı olmadığını dile getirmiştiniz. Özellikle filmografinize hakim izleyicilerin <em>Kabahat</em> filmini izledikten sonra eserin türü hakkında çelişkiye düştüklerini, net bir ayrım yapamadıklarını g</strong><strong>ö</strong><strong>rüyoruz. Bu iki türü neden </strong><strong>ay</strong><strong>ı</strong><strong>rmad</strong><strong>ığınızdan ve sinemada kullanmayı seçtiğiniz dilden, anlatım biçimlerinden bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p>Benim açımdan kurmaca, belgesel ya da deneysel film ayrımı hiç yok. Hepsine film gözüyle bakıyorum. Üstelik izlemekten büyük keyif aldığım <em>Hiroşima Sevgilim, Narın Rengi</em> ya da Türkiye’den <em>Aidiyet</em> gibi filmler de tür anlamında çok belirsiz çizgideki filmler.<em> Kabahat</em> de aslında tutarlılığı ve inandırıcılığı öncelemesi ile belgesel tadı bulunabilecek bir film.</p>
<blockquote><p>Türkiye’de &#8216;belgesel mi, kurmaca mı&#8217; tartışması hala yapılırken, dünyada kurmaca ve belgesel arasındaki sınırlar giderek kalkıyor.</p></blockquote>
<p>Belgesel gibi çekilmiş kurmaca filmlerin, kurmaca gibi çekilmiş belgesel filmlerin sayısı giderek çoğalıyor.</p>
<p><strong>Filmde kadın izleyicilerin hangi yaş grubundan olurlarsa olsunlar duygudaşlık kurabileceği bir kadın karakter var. Özellikle son birkaç jenerasyon, kendisini Reyhan ile çok kolay </strong><strong>ö</strong><strong>zdeşleştirecektir. Örneğin, 13 yaşındaki Reyhan&#8217;ın isyanında 20 yıl </strong><strong>ö</strong><strong>nce att</strong><strong>ığım çığlığın yankısını duyuyorum. Bu durum toplumun cinsiyet eşitliğini sağlamada ne kadar yavaş ilerlediğini g</strong><strong>ö</strong><strong>stermekle birlikte filme de geniş bir kitlenin otobiyografisi olmak gibi bir güç sağlıyor. Siz karakterleri kurgularken filmdeki hangi kadınlarla kendinizi </strong><strong>ö</strong><strong>zdeşleştirdiniz? Hangi karakterin oluşumuna sizin yaşadıklarınız ışık tuttu?</strong></p>
<p>Her eser az ya da çok onu yazan kişinin hayatından izler taşır. <em>Kabahat</em>’teki Reyhan karakterinde de benim çocukluğumdan izler var elbette. Yine diğer karakterleri yazarken de çevremdeki kadınların hikayelerinden, onların deneyimlerinden çokça beslendim. Ama nihayetinde <em>Kabahat</em> bir kurmaca senaryo. Türkiye’deki pek çok kadın ergenlik döneminde çok benzer sorunlar yaşıyor, aynı süreçlerden geçiyor. Kimimiz rahat atlatıyoruz bu süreci kimimiz ise ileride travmalara neden olabilecek zorluklardan geçiyoruz. O nedenle hikayeyi yazım sürecinde çok zorlanmadım. Çocukluğumdan itibaren etrafımda Reyhan, Şükran gibi isyankar karakterler, Hatice gibi sıkışmış, arada kalmış genç kadınlar, Ümmü gibi otoriter ve buyurgan kadınlar ve Münevver gibi ayrıksı olduğu için dışlanmış kadın karakterler vardı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-124086 size-full aligncenter" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/12/kabahat1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1088" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat1-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat1-300x127.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat1-1024x435.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat1-768x326.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat1-1536x653.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat1-2048x870.jpg 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat1-800x340.jpg 800w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Reyhan birçok baskıya, dayatmaya kafa tutuyor, bunları sorguluyor. Fakat kadın olduğu için duyması beklenen utanç kuyularından birisine düşüyor. Regl, büyükşehirlerde dahi hala bir tabu; kadınların kendini &#8220;suçlu&#8221; ve &#8220;</strong><strong>kirli&#8221;</strong><strong> </strong><strong>hissetmesi beklenen bir d</strong><strong>ö</strong><strong>ngü. Sorgulayan, reddeden bir karakter olmasına rağmen Reyhan bu t</strong><strong>ö</strong><strong>kezlemeyi neden yaşıyor?</strong></p>
<p>13 yaşındaki Reyhan ne istediğini bilen, dikbaşlı ve özgür ruhlu bir karakter. Fakat şahit olduğu bir dedikodu ve batıl inanış, hayata karşı oluşturduğu çocuk yaştaki zırhını deliyor. Reyhan esasında içinde yaşadığı kültüre, onun inanç sistemlerine oldukça mesafeli biri. Ama sonuçta henüz 13 yaşında bir çocuk. Bilinçaltı dehlizini ve oradaki korkuları tetikleyen bu dedikodu onun köy hayatını geceli gündüzlü yaşayacağı sürekli bir kabusa çeviriyor. Genel olarak bakılırsa özellikle muhafazakar yerlerde regl meselesi hala tabu. Hala siyah poşetlerde satılıyor ve hala konuşulması yasak konulardan biri. Yaz tatillerini muhafazakar bir köyde geçiren Reyhan için de durum çok farklı değil. Üstelik tüm bu kabusların üzerine bir de ergenlik sorunları ekleniyor. Reyhan’ın durumundaki gibi pek çok kız çocuğu var. Filmin bir yerinde Reyhan “Gülmek de mi kabahat?” diyor ya, sanırım üzerimize çöken karanlığı kız çocuklarının, kadınların kahkahalarıyla aşacağız.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-124087 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/12/kabahat7-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1088" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat7-scaled.jpg 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat7-300x127.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat7-1024x435.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat7-768x326.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat7-1536x653.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat7-2048x870.jpg 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/12/kabahat7-800x340.jpg 800w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p><strong>Filmde gençliğini g</strong><strong>ö</strong><strong>rdüğümüz Reyhan’ın hayatının farklı d</strong><strong>ö</strong><strong>nemlerini de g</strong><strong>ö</strong><strong>rebilecek miyiz? Filmde kısmi olarak tanıklık ettiğimiz, toplumda kadının yerinin ve maruz kaldığı toplumsal şiddetin yaş farklılıklarına g</strong><strong>ö</strong><strong>re değişimini Reyhan&#8217;ın hayatı üzerinden izlediğimiz bir seri yapma planınız var mı</strong><strong>?</strong></p>
<p>Şimdilik böyle bir projem yok ama bundan sonra da ana karakterleri kadın olan filmler çekmeye devam edeceğim. Öyle görünüyor. Halihazırda yazdığım senaryoda da odağıma bir kadının hikayesini aldım. Umarım senaryoyu filme dönüştürme olanağı yaratabilirim.</p>
<p><strong>Filmi izlerken, kadınların aslında ne kadar basit şeyler için bile mücadele etmek zorunda bırakıldığını yeniden fark ediyoruz. Sıradan, basit ve masum g</strong><strong>ö</strong><strong>rünen, birikerek kadınları nefes alamaz hale getiren müdahaleleri yalın bir dille perdeye taşımak, toplumun bu sistematik baskısına uğrayan uğramayan çoğu izleyiciyi dürtecek ve üzerine düşündürecek bir iş. Sizi bu bağlamda düşünmeye teşvik eden, mücadeleye y</strong><strong>ö</strong><strong>nlendiren, aynı zamanda kaynaklarınızı oluşturan yazarlar, y</strong><strong>ö</strong><strong>netmenler ve onların eserlerinden izleyicilerinize de </strong><strong>ö</strong><strong>neri olması için bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p>2018 yılında, Osmanlı ve erken dönem Cumhuriyetteki kadın hareketini ve Nezihe Muhiddin’in mücadelesini anlatan <em>Kadın Olmanın Günahı</em> filmini çekmiştim. O filmin araştırma sürecinde o dönemki kadın yazarları ve kadın aktivistleri ne kadar az tanıdığımızı fark ettim.</p>
<blockquote><p>Nezihe Muhiddin’in yanı sıra Fatma Aliye, Suat Derviş gibi yazarların tüm kitaplarını okumaya çalıştım. Ne kadar çok şey kaçırdığımızı anladım.</p></blockquote>
<p>O dönemki tüm feministlerin hayatları, mücadeleleri ilham verici. Genç kuşaklara daha çok anlatmak lazım. Kadın yönetmenlerden de Agnes Varda’nın, Jane Campion’un, Yeşim Ustaoğlu’nun filmlerini izlemekten büyük keyif alıyorum.</p>
<p><strong>Filmin yurtiçi ve yurt dışında serüveni nasıl devam edecek? </strong></p>
<p>Filmin festival yolculuğu Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali ile başladı. Jüri özel ödülü aldık. Aynı zamanda iki genç oyuncumuz Mina Demirtaş ve Ece Demirtürk de ödül aldı. Güzel bir başlangıç yaptık. Filmin yolculuğu Gezici Film Festivali ile devam ediyor. Ankara haricinde Sinop ve Kastamonu’da da filmimizin gösterilecek olmasından büyük mutluluk duyuyoruz. Gerçekten çok keyifli bir festival. Müthiş bir izleyici kitlesi var. Festivalin tüm ekibine teşekkür ederim.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/umran-safterle-kabahat-filmi-uzerine-karanligi-kiz-cocuklarinin-kadinlarin-kahkahalariyla-asacagiz/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ümran Safter&#8217;le Kabahat filmi üzerine: &#8220;Karanlığı kız çocuklarının, kadınların kahkahalarıyla aşacağız&#8221;&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/umran-safterle-kabahat-filmi-uzerine-karanligi-kiz-cocuklarinin-kadinlarin-kahkahalariyla-asacagiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Her birimizin arkadaşı birer parça buluttu” &#124; Ferit Karahan&#8217;la Söyleşi</title>
		<link>https://lavarla.com/okul-tirasi/</link>
					<comments>https://lavarla.com/okul-tirasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sema Çavdar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Nov 2021 10:51:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Festival]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Ferit Karahan]]></category>
		<category><![CDATA[Gezici Festival]]></category>
		<category><![CDATA[Okul Tıraşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=116205</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Berlin Film Festivali&#8217;nde Türkiye’yi temsil eden ve “FIPRESCI” ödülüne layık görülen aynı zamanda uluslararası ve ulusal birçok festivalden çeşitli ödüllerle dönen, son olarak da Chicago Film Festivali’nin &#8220;New Directors Competition&#8221; (Yeni Yönetmenler Yarışması) dalında “En İyi Film” (Golden Hugo) ödülünü alan Okul Tıraşı filmini, yönetmeni Ferit Karahan&#8217;la konuştuk. Okul Tıraşı’nın sizin için otobiyografik unsurlar taşıdığını [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/okul-tirasi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;“Her birimizin arkadaşı birer parça buluttu” | Ferit Karahan&#8217;la Söyleşi&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Berlin Film Festivali&#8217;nde Türkiye’yi temsil eden ve “FIPRESCI” ödülüne layık görülen aynı zamanda uluslararası ve ulusal birçok festivalden çeşitli ödüllerle dönen, son olarak da Chicago Film Festivali’nin &#8220;New Directors Competition&#8221; (Yeni Yönetmenler Yarışması) dalında “En İyi Film” (Golden Hugo) ödülünü alan <em>Okul Tıraşı </em>filmini, yönetmeni Ferit Karahan&#8217;la konuştuk.</p>
<p><strong><em>Okul Tıraşı</em>’nın sizin için otobiyografik unsurlar taşıdığını biliyoruz. Sizi yıllar sonra çocukluğunuzdaki yatılı okul travmasıyla hesaplaşmaya iten etmenler neydi?</strong></p>
<p>Firuzan, “Yatılı okul bir ömür boyu sürer,” der. Yatılı okul kişisel olarak benim de hem ailemle hem de toplumla olan ilişkilerimi belirliyordu ve genelde olumsuz etkiliyordu. Bir terapi almam, bu süreçten kendimi azat etmem gerektiğini hissediyordum. Yani artık çocukluğumu bitirmeliydim, çünkü çocuğum olmuştu. Bir noktadan sonra insanın büyümesi gerekiyor ben de büyümek için bu filmi yapmalıydım.</p>
<p><strong>Film, geçtiği yıllar net olmamakla berber -cep telefonu da görmüyor olsak- darbe sonrasının Türkiye’sinde; 80’lerde ya da 90’larda geçtiğini düşüneceğimiz bir atmosfere sahip. Yemekhanedeki dua, ceza biçimleri, filmin ismi bile askeri düzeni çağrıştırıyor. Sizin senaryoyu yazma sürecinde ve akabinde film için düşündüğünüz bir zaman dilimi var mıydı?</strong></p>
<p>İlk başta filmin ismiyle başlayayım. Filmin ismini çok uzun süre aradım. Birkaç tane isim değiştirdi. İlk başta “Kalem”di. Çünkü bu bir okul üçlemesi, bu film de üçlemenin ilk filmiydi.</p>
<p>Filmin ismi bize disiplini çağrıştırıyor. Tıraşlamak zayıf olanı elimine etmek, vücuttan atmak, toplumdan atmak; bunun simgesel karşılığı meme oluyor. Hem de okula dair bir şey anlatıldığını seyirciye hissettiriyor, o yüzden filmin adını “Okul Tıraşı” koydum. Filmde de geçiyor, okul tıraşı bir ceza yöntemi olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Filmin dönemine gelince, senaryo yazarken geçmişin konforuna kapılmak istemedim. Geçmişin konforu bize çok rahat bir eleştirel alan bırakır. Herkes her şeyi söyler, suçlu başkasıdır.  O yitip gitmiştir. Biz onun sadece özeleştirisini yapıyoruzdur. Fakat bunu cep telefonlarının kullanıldığı bugünlerdeki bir zaman dilimine taşımamın temel sebeplerinden bir tanesi bu güç dengelerinin, bu eğitimin, bu toplumun hala şu anda burada geçiyor oluşu duygusunu vermek içindi, o yüzden günümüze taşıdım.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-116210 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-1-1.png" alt="" width="3024" height="2079" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-1-1.png 3024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-1-1-300x206.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-1-1-1024x704.png 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-1-1-768x528.png 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-1-1-1536x1056.png 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-1-1-2048x1408.png 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-1-1-800x550.png 800w" sizes="(max-width: 3024px) 100vw, 3024px" /></p>
<p><strong>Filmde okul gibi küçük bir ölçekte karşımıza</strong><strong> çıkan güç sahibinin kurduğu baskı, korku ve şiddet düzenini toplumun birçok alanında, ataerkil düzende ailede, iş yerinde patron işçi arasında, büyük ölçekte hükümet–halk ilişkisinde gözlemlemek mümkün. Ve bu sistemlerde güç paydaşlarının kriz anında zeminin ne kadar kaygan olduğunu fark ederek kendilerini kurtarmak için günah keçisi arayışlarını da. Size göre izleyiciye küçük ipuçları vererek seyirciyi düşünmeye sevk etmek yazar ve yönetmenlerin sorumluluğu mudur? Belki şöyle de sorabilirim sanat toplum için midir?</strong></p>
<p>Tabii ki ama kendin için de sanat yapıyorsun. Sonuçta şöyle bir soru sorduğum vakit: “Bir adada yalnız olduğum zaman senaryo yazar mıyım?” Emin değilim. O yüzden sanat bir toplumla birlikte anlamlıdır. Sen de toplumun bir parçası olarak yer edindiğinden senin için de önemlidir.</p>
<p>Bu güç dengeleri benim için önemli gerçekten. Çünkü birini tanımanın en iyi yollarından bir tanesi onun eline güç verip, geriye çekilip karakterini gözlemlemek. Genelde böyledir. Güçle kurduğu hukuk kişinin karakterini belirler. Bu filmi biraz da evrensel kılan şey, sizin buna benzer güç ilişkilerini aile içinde de, fabrikada da, askeriyede de, hükümet içinde de, devletlerarası ilişkilerde de ya da Japonya’nın bir okulunda da, bir hastanesinde de görebilirliğinizdir. Zaten ben sanatın bu sularda dolaşması gerektiğini, daha evrensel olması gerektiğini düşünüyorum. Sadece bizim dertlerimizi, çok lokal düzeyde, sadece bizim anlayabileceğimiz düzlemde değil daha bütün insanlığa hizmet eden birleştirici bir unsur olduğunu düşünüyorum. Bugünüyle baktığımda senaryo yazarının -ki bu bizim ülkemizde genelde yönetmen de oluyor- sorumluluğundadır bence. Biz bunu masa başında düşünürüz, zaten o yüzden yaparız. Çıkış noktamız da bunun kendisidir ve onun ağırlığını da hissederiz.</p>
<p>Bir konteksti vardı filmin, buna filmin fonu da diyebilirsiniz siz. Öykü, kontekstin içinden çıkar ve basittir. Bir çocuk bir çocuğu hastaneye götürmek ister, filmde başka da bir şey yoktur aslında. Ama filmi katmanlı kılan, bu güç ilişkileri, politik düzlemler, politik bakış açısı, çocukluk, çocukluğun ve büyümüş olmanın getirdiği sıkıntılar, Kürt olmanın, Türk olmanın ya da azınlık olmanın, erkek olmanın getirdiği sıkıntılar filmin ayrıntılarını böyle dizmemize neden oldu.</p>
<p><strong><em>Okul Tıraşı</em> yurtdışında onlarca festivalde gösterildi. Türkiye’de de Antalya, İstanbul ve</strong><strong> akabinde Ankara izleyicisiyle buluştu. Yurtdışında ve yurtiçinde seyirciden aldığınız eleştirilerden bahsedebilir misiniz? Özellikle dikkatinizi çeken bir okuma farkı var mıydı?</strong></p>
<p>Yurtiçindeki insanlar biraz daha meseleye vakıf oldukları için onlar daha “Evet böyle okullar var ve biz bu okulların bu kadar olduğunu bilmiyorduk” gibi bir bakış açısıyla seyrediyorlar. Daha izlenebilir bir film olduğu için herkes başından sonuna kadar izliyor, sinema salonundan çıkmıyor. Yurtdışındaki izleyiciler filmin ilk yarım saatini distopya olarak izliyor. Gerçekten distopya olduğunu zannediyorlar.</p>
<blockquote><p>Bir iki yerde daha dile getirmiştim: Bizim gerçeğimiz onlara distopya gibi geliyor.</p></blockquote>
<p>Bu anlamda bizim açımızdan üzüntü verici bir durum. Genel olarak izleyiciden iyi bir tepki alıyoruz. Çünkü herkes aslında filmi bütün her şeyiyle anlıyor.</p>
<p>Buna bakarak film yapmamayı yeğledim ilk filmin eleştirisi üzerine. Ben filmlerimi şöyle yapmaya çalışıyorum: Bu filmde ne olmadı, ben nerede hata yaptım? Ve orada bir manifesto yazıyorum. Biz Gülistan’la birlikte 52 maddelik bir manifesto yazmıştık <em>Cennetten Kovulmak</em>&#8216;tan sonra. Onun da görece başarısı vardı. Burada (25. Ankara Uluslararası Film Festivali) en iyi ilk film ödülünü aldı, Antalya’da en iyi film ödülünü almıştı. Yurtdışında biraz dolaştı. Biz filmde problemler görmeye daha meyilliydik. Bunda da gerçi öyle. Henüz hiç kimsenin eleştirmediği şeyleri eleştiriyoruz. Özellikle ben. Bir sonraki filmde bu noktaları cevap gibi görebilirsiniz. Yaptığınız şeyin üstüne çıkmak&#8230; Sizin gerçek rakibiniz odur. Arkadaşların, dünya sineması falan değildir. Onun bir sonu yoktur, o sizi bitirir. Gerçek referans noktanız bir öncekidir. Üstüne nasıl çıkacaksınız? Nasıl daha iyi yapabilirsiniz?</p>
<p><strong>Manifesto yazdığınızı başka bir söyleşinizde okuyup disiplininize hayran kalmıştım. Bu disipline sahip olmak Türkiye&#8217;de herhangi bir meslek için zor bulunur bir iş etiği.</strong></p>
<p>Disiplinin kendisi biraz da yatılı okul muhtevası ile ilgili. Yatılı okul tümden kötü bir yer değildir, bende bu disiplini oluşturan şey yatılı okulun kendisi. Ben çok çalışkanımdır. Bu durum genetikten çok yatılı okulda edindiğim kültürle ilgili.</p>
<p>Manifestoya da çekimden önce sık sık bakıyordum ve senaryoyu yazmadan önce de bakmıştım. Geçen gün Gülistan&#8217;la birlikte baktık. 52 maddenin hepsini yapmışız. Ama bir bütün hepsini: kamera hareketinden tutun da sesine, senaryo yazma biçiminden, karakterlerine, filmin bakışından, mekânına.</p>
<p>Ben filmlerin gerçekten bir tasarım nesnesi olduğunu düşünüyorum. Bir mimar nasıl bir mekân tasarlıyorsa neden ben filmi masa başında tasarlamayayım? Tüm planları tasarladım. Şimdi size belgesel gibi gözükebilir, çekerken harala gürele çektiğimizi düşüneceksiniz ama benim hesabını veremeyeceğim tek bir <em>frame</em> yok, çünkü masa başında çalıştım. Ya da görüntü yönetmeniyle sete gittiğimizde nereden neyi çekeceğimi, sesini de ışığını da ben belirlemiştim. O yüzden benim setlerim çok öngörülebilirdir ve sette senaryo değişmez. Senaryoları eksik bırakmamaya çalışırız.</p>
<p><strong>Bu durum herhalde oyuncuları mutlu ediyordur, senaryonun değişmemesi?</strong></p>
<p>Bilakis belki de bazıları çok sevmeyebilir.  Ama bana gelen oyuncular en azından mutlulardı. Çünkü ne diyeceğini bilir, ne yapacağını bilir.</p>
<p>Bu arada ben prova da almıyorum. Provanın genelde oyunculukları mekanikleştirdiğini düşünüyorum, özellikle çocuk oyuncularda. Hiç denemedim bile.</p>
<blockquote><p>Bu da manifestonun bir parçası aslında: Prova almayacaksın.</p></blockquote>
<p>Masa başında okuma provaları yapılıyor. Oyuncular karaktere giriyor, konuşuyorlar ama bana o kadar yalan geliyor ki senaryoyu parçalamak istiyorum ben. Böyle bir şey değil benim oluşturmaya çalıştığım hissiyat.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-116214 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-3.png" alt="" width="3024" height="2079" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-3.png 3024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-3-300x206.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-3-1024x704.png 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-3-768x528.png 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-3-1536x1056.png 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-3-2048x1408.png 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-3-800x550.png 800w" sizes="(max-width: 3024px) 100vw, 3024px" /></p>
<p><strong>Aslında filmi planlayarak çektiğiniz izlerken de anlaşılıyor. Çok derli toplu, çok yerinde biten ve bunların etkisiyle de kendini izleten bir film.</strong></p>
<p>Biraz da kurgu ile ilgili bu. Kurguda bir felsefe geliştirmem gerekiyordu. Felsefe şöyleydi: Ben kesmeler yapıp zamanı genişletebileceğimi fark ettim. Eğer hatırlarsanız bir örnek vereyim. Selim Hoca, Yusuf ile birlikte Atatürk büstünün yanına gidecek. Yoldayken kesiyoruz. Bir sonraki planda Selim Hoca telefon ile uğraşıyor ama çekmiyor telefon. Selim Hoca ne zamandır orada? Evet az önce oradaydı, bir saniye önce belki ama kesme olduğu için biz bilemiyoruz aslında ne kadardır onunla uğraştığını. Bu zamanı genişleten bir durum. Bunu yaparken şöyle fiili bir durum ortaya çıktı. Herhangi bir fazla plan filmi sarkıtıyordu. O yüzden diyorum filmin her <em>frame</em>’inin arkasındayım diye. Tek bir fazla plan bulamazsınız. Bir şey attığınızda sanki bütün duvar yıkılacakmış gibi, öyle bir hissiyat var filmde. Gerçekten de öyledir. Atabileceğim her şeyi attım. Yoksa görüntüler çok fazla yani. 79,5 saatlik bir çekimimiz var ve ondan 1 saat 20 dakikalık bir film ortaya çıktı.</p>
<p><strong><em>Okul Tıraşı</em> için sıklıkla Rumen sineması ve İran sinemasının etkilerinden bahsediliyor. Filmin kurgusunda Hayedeh Safiyari ile çalıştığınızı biliyoruz. Filmdeki bu etki, kurgucu seçiminden mi kaynaklanıyor yoksa film için düşündüğünüz biçim mi sizi kurgucu seçimine yönlendirdi?</strong></p>
<p>Yok aslında o biraz tesadüf oldu. İlk başta Hayedeh ile çalıştık ama kurgusunu hiç kullanmadık. Onun kurgusunu çöpe attım ben. Hayedeh ile çok iyi anlaşamadık. Birincisi o İngilizce bilmiyor. İkincisi kuşak farkından ötürü.</p>
<blockquote><p>O çok sakindi, benim nefretim çok diri.</p></blockquote>
<p>Ben çok daha agresifim. Öyle görünmeyebilir aslında ama öyleyim. Filmde görmüşsünüzdür zaten agresifliğimi. Kameram agresif, kurgum agresif, oyunculuklar agresif, fragman agresif, afiş bile agresif. Sercan (Sezgin) ile iyi bir dil tutturduk. Bir o yaptı bir ben yaptım. Birlikte yaptık. O buraya geldi. Ben Paris&#8217;e gittim. O Paris&#8217;te yaşıyor. Ve bitirdik filmi. Yani böyle bir süreç var. Bu arada filmin kurgusu 1,5 sene falan sürdü.</p>
<p><b>Filme hakim olan iklim ve Yusuf’un Memo’yu taşıması filmi izlerken aklıma </b><em style="font-weight: bold;">Yol</em><b> filmini, Seyit Ali’nin Zine’yi taşımasını getirmişti. Sizin film için kaynaklarınız nelerdi? Hangi yönetmen ve yazarların sinema dilinizin oluşmasında etkili olduğunu düşünüyorsunuz?</b></p>
<p>Ben iyi bir sinema izleyicisiyim. Şimdi her ne kadar şuradan buradan etkilenmedim desem de mesela muhtemelen Bahman Ghobadi&#8217;nin <em>Sarhoş Atlar Zamanı</em> ya da <em>Yol,</em> ya da ne bileyim Tarkovsky&#8217;nin <em>Ayna&#8217;</em>sı ya da <em>Jauja</em> gibi filmlerden etkilenmişimdir. Benim çok sevdiğim filmler bunlar. Fakat ben senaryo yazarken -şimdi mesela bir senaryo yazıyorum- asla film seyretmiyorum. Dışarıdan bir etkiyi kabul etmiyorum. Oradan direkt bir etkilenme olursa eğer kendimi kötü hissediyorum, kopya çekmiş çocuk gibi. Fakat şöyle bir durum vardı. Aslında filmi doğuran şey oydu. Herta Müller’i o dönem çok sık okuyorduk.  Herta Müller, Çavuşesku döneminde Romanya’da yaşamış, aslen Alman. Romanya&#8217;daki azınlık Alman topluluğundan. Herta Müller&#8217;den önce de Romanyalı şair Gellu Naum&#8217;un bir şiiri vardır asıl filmin temelini oluşturan:</p>
<blockquote><p><em>Her birimizin arkadaşı birer parça buluttu</em><br />
<em>Korku dolu dünyada arkadaşlar böyle işte&#8230;</em><br />
<em>Annem de dedi ki, bu çok normal. Arkadaşları boşver.</em><br />
<em>Kafanı daha ciddi işlere ver.</em></p></blockquote>
<p>Korku dolu bir dünyayı yani Çavuşesku dönemini kastederken, ben de aslında bir yatılı okul sisteminden, bir ülke sisteminden bahsediyorum. Bu anlamda Herta Müller&#8217;i ve Gellu Naum’u dönüp dönüp okuduk. Sayısını hatırlamıyorum ne kadar okuduğumuzla ilgili, geceli gündüzlü okumaya başladık. Aynı kitaptan birkaç tane var ve biz sürekli okuyorduk. Bu ikisinden çok etkilenmiş olabilirim.</p>
<p>Tabii ki Kiyarüstemi’nin <em>Arkadaşımın Evi Nerede</em> filminde etkilenmişimdir. Benim en sevdiğim filmlerden bir tanesidir. Yılmaz Güney bizim zaten ustamız sayılır. Bilge Abi&#8217;nin bizim üzerimizde nasıl sinema yapılması veya yapılmaması gerektiği üzerine çok ciddi etkileri var. Sonuçta <em>Bir Zamanlar Anadolu</em> ya da <em>Kış Uykusu</em> gibi filmleri var.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-116212 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-2.png" alt="" width="3024" height="2079" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-2.png 3024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-2-300x206.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-2-1024x704.png 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-2-768x528.png 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-2-1536x1056.png 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-2-2048x1408.png 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/okul-tirasi-lavarla-2-800x550.png 800w" sizes="(max-width: 3024px) 100vw, 3024px" /></p>
<p><strong>Türkiye’nin Oscar’a göndereceği film olarak sinema camiası <em>Okul Tıraşı</em>’nı işaret ediyordu. Sizin de Oscar sürecinin yönetimiyle ilgili planlamalar yaptığınızı okumuştum. <em>Okul Tıraşı</em>’nın seçilmemesiyle ilgili çok sayıda tepkiye denk geldim. Siz neler söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Hiçbir şey söylemem bu süreçle ilgili. Benim müdahale edebileceğim bir alan değil. Belirleyebileceğim bir alan değil. Jüri üyesi olduğum bir alan değil. Serzenişte bulunacağım bir alan da değil. Sadece bu tür bir durumda kendime yönelirim. Daha iyi bir film yapmalıyım duygusu bende daha hakim.</p>
<p><strong>Son olarak filmin belirlenmiş bir vizyon tarihi var mı? Genel bir dağıtım şirketiyle, Başka Sinema aracılığı ile ya da bir platform üzerinden festivalde kaçıran izleyiciler filme ulaşabilecek mi?</strong></p>
<p>Hem bir dağıtımcısı var hem de ilgilenen platformlar var. Öyle bir şey ki bu dağıtım ağı, hepsine birlikte karar vermek gerekiyor. O işi daha çok Kanat (Doğramacı) yürütüyor. Üstüne çalışıyor bugünlerde, görüşmeleri sürdürüyordu. Herhalde bir hafta, on güne belli olacak diye tahmin ediyorum.</p>
<p><strong>Çok teşekkür ederiz bize vakit ayırdığınız için.</strong></p>
<p>Ben teşekkür ederim. İyi çalışmışsınız. Keyif aldım.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-116215 " src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2021/11/ferit-karahan-lavarla.png" alt="" width="3024" height="2079" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/ferit-karahan-lavarla.png 3024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/ferit-karahan-lavarla-300x206.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/ferit-karahan-lavarla-1024x704.png 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/ferit-karahan-lavarla-768x528.png 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/ferit-karahan-lavarla-1536x1056.png 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/11/ferit-karahan-lavarla-2048x1408.png 2048w" sizes="(max-width: 3024px) 100vw, 3024px" /></p>
<p>Ferit Karahan&#8217;la buluşmamızı sağlayan <a href="https://netreklam.net/bir-gocebe-sinema-kumpanyasi-26-gezici-festival/" target="_blank" rel="noopener">Gezici Festival</a>&#8216;e ve ekibine, söyleşinin transkripsiyon sürecindeki desteği için Ahmet Emre&#8217;ye teşekkür ederim.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/okul-tirasi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;“Her birimizin arkadaşı birer parça buluttu” | Ferit Karahan&#8217;la Söyleşi&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/okul-tirasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hep &#8216;Küçük Şeyler&#8217; Bizi Usandıran*</title>
		<link>https://lavarla.com/hep-kucuk-seyler-bizi-usandiran/</link>
					<comments>https://lavarla.com/hep-kucuk-seyler-bizi-usandiran/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sema Çavdar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Dec 2019 10:45:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Alican Yücesoy]]></category>
		<category><![CDATA[babamın kanatları]]></category>
		<category><![CDATA[Karlovy Vary Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Kıvanç Sezer]]></category>
		<category><![CDATA[Tolga Karaçelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=40094</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Babamın Kanatları filmiyle tanıştığımız Kıvanç Sezer’in ikinci filmi Küçük Şeyler vizyona girdi. Gezici Festivali kapsamında Ankara’da izlediğimiz filmin akabinde film ekibiyle kısa bir sohbet gerçekleştirdik. Dünya prömiyerini Karlovy Vary Uluslararası Film Festivalinde yapan film, &#8220;56. Altın Portakal Film Festivali&#8221;nde Alican Yücesoy&#8217;a &#8220;En İyi Erkek Oyuncu&#8221; ödülünü, filmin kurgusunu üstlenen Selda Taşkın&#8217;a da &#8220;Cahide Sonku Ödülü&#8221;nü getirdi. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/hep-kucuk-seyler-bizi-usandiran/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Hep &#8216;Küçük Şeyler&#8217; Bizi Usandıran*&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Babamın Kanatları filmiyle tanıştığımız Kıvanç Sezer’in ikinci filmi <span style="text-decoration: underline;">Küçük Şeyler</span> vizyona girdi. Gezici Festivali kapsamında Ankara’da izlediğimiz filmin akabinde film ekibiyle kısa bir sohbet gerçekleştirdik.</p>
<p style="text-align: justify;">Dünya prömiyerini Karlovy Vary Uluslararası Film Festivalinde yapan film, &#8220;56. Altın Portakal Film Festivali&#8221;nde Alican Yücesoy&#8217;a &#8220;En İyi Erkek Oyuncu&#8221; ödülünü, filmin kurgusunu üstlenen Selda Taşkın&#8217;a da &#8220;Cahide Sonku Ödülü&#8221;nü getirdi. &#8220;9. Malatya Uluslararası Film Festivali&#8221;nde de &#8220;En İyi Film&#8221; seçilen &#8220;Küçük Şeyler&#8221;, &#8220;En İyi Erkek Oyuncu&#8221; ödülünü Alican Yücesoy&#8217;a &#8220;En İyi Kadın Oyuncu&#8221; ödülünü de Başak Özcan&#8217;a kazandırdı. Ayrıca &#8220;33. Herceg Novi- Montenegro Film Festivali&#8221;nde de filmdeki performansıyla Alican Yücesoy &#8220;En İyi Erkek Oyuncu&#8221; ödülüne değer görüldü.</p>
<p style="text-align: justify;">Üçleme olarak planlanan serinin ikinci filmi, ilk film olan <span style="color: #00ccff;"><a style="color: #00ccff;" href="https://lavarla.com/kivanc-sezer-ankarada-film-ceksem-kisin-cekerdim/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Babamın <span style="color: #3bc1e3;">Kanatları&#8217;</span></a></span><span style="color: #000000;">nda</span> henüz inşaat halinde gördüğümüz siteden ev almış beyaz yakalı bir çiftin hayatına odaklanıyor. Filmin konusuna kısaca bakacak olursak, Onur gerçeklikten kopuk, sorumluluk almayan bencil bir insan ve büyümemiş bir erkek çocuğu gibidir. Öğretmen olan Bahar ise Onur&#8217;un aksine ayakları yere basan, geldiği sınıfsal konum sebebiyle risk almaktan çekinen bir bireydir. Bu farklılıklar, Onur’un üst düzey yönetici olarak çalıştığı ilaç şirketindeki işinden çıkarılmasıyla beraber; çiftin ev kredilerini ödeyemez hale gelmeleri ve yaşam standartlarındaki değişim sonucu patlak veren kavgalarla gün yüzüne çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">Film, ilk bakışta bir ilişki draması gibi görünürken aynı zamanda kurumsal yaşamın sahte ve saçma yönlerini absürt komedi türünde yüzümüze vurarak izleyiciye kendi hayatını sorgulatıyor. Çalışma hayatına, beyaz yakalılığa ve özellikle plaza dünyasına sıkışmış herkesin filmde kendinden bir şeyler bulması kaçınılmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Keyifli sohbetimize geçerken yazının devamında filmi henüz izlememiş olanlar için ufak tefek spoiler&#8217;lar bulunduğunu hatırlatmak isterim.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Küçük Şeyler filmi için Kültür Bakanlığı desteği alamadınız, bu durum yurt dışındaki festivallere katılım ya da kabul sürecini etkiliyor mu? </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kıvanç Sezer: Hayır festivallere katılımı etkilemiyor. Eurimages gibi yurt dışından alınan yapım ve dağıtım fonlarında kendi ülkenden destek almış olman gerekiyor. Ama yeni yönetmelikle birlikte bu sorunlar da başka şekilde çözülebiliyor. Kültür Bakanlığı desteği alamadığımızı ilk zamanlarda fazlaca dile getirdik; destek alamadık ama biz bu filmi başka bir şekilde yapacağız, diye duyurduk. Kültür Bakanlığı’na yılda 400-450 başvuru oluyor ve bunların 20-30 tanesine destek veriliyor, yani sadece ben değilim destek alamayan o yüzden bu argümanın üzerinde daha fazla durmadık. Bunun arkasına sığınarak bir mağduriyet durumu yaratmak istemedik. Destek alamamak önemli değil; şu mesajı vermek daha önemli: “Bir filmi gerçekten yapmak istiyorsanız o filmi yaparsınız.”  Tabi önemli olan gerçekten istemek ve yapılabilir bir şeyler yazmak.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>Farklı türlerde film yapmak risklidir. Küçük Şeyler de Babamın Kanatları’ndan farklı bir yerde, absürt komedi unsular barındırmakta. Bildiğiniz sulardan çıkıp farklı bir türde film yapmak size nasıl hissettirdi, kaygı mı yoksa heyecan mı uyandırdı, yazım süreci nasıl geçti?</b></p>
<p style="text-align: justify;">K.S: Kaygı olmadı. Bir süre filmi yazarken şuna inandım; bu filmin böyle bir tonu olmalı. Bu film biraz Ionesco&#8217;dan beslenmeli, biraz Mike Leigh&#8217;den esinlenmeli, biraz daha absürt tiyatronun bir takım unsurlarını barındırmalı. Orta sınıfın daldığı yerlerden, Harold Pinter’dan esinlendiğimi, buralarda yüzdüğümü fark ettim ve ne kadar açılıyorsa oraya kadar gittim. Zihinsel olarak kendimi açık bıraktım, herhangi bir kısıtlama koymadım. Bu hikâyenin buna ihtiyacı olduğu için böyle ilerlendi. Bu yüzden hikâyeye göre zihni özgür bırakmak önemli.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Beyaz yaka hikayelerini çoğunlukla varoluş kaygısı üzerinden anlatan filmler izliyoruz. Aslında dönüp hayatlarımıza, çevremizdeki beyaz yaka yaşantısına baktığımızda genellikle filmle paralel, hayatı anlamlandırma üzerine bir kaygısı olmayan, entelektüel olarak kendini doldurmaya çalışmayan, tüketerek var olabilen bir sınıf görüyoruz. O yüzden filmde yansıtılan beyaz yakalı örneği tam da içinde bulunduğumuz gerçeklik. </strong></p>
<p style="text-align: justify;">K.S: Evet, varoluş değil bir boşluk kaygısı var, bu filmde de Bahar üzerinden ve Onur üzerinden bunu çok konuştuk. Bu insanlar biraz havada asılı kalmış durumdalar çünkü bazı yönleri ile gerçek değiller. Alt sınıfa baktığınızda gerçektir. Eleştirebilirsiniz, kızabilirsiniz ama gerçektirler. O, o insandır! Üst sınıf da gerçektir. Çıkarları, hedefleri çok nettir, stratejiktir fakat o da gerçektir. Ama orta sınıf ne devedir ne kuştur diyebiliriz. En azından Türkiye özelindeki orta sınıfın böyle bir kültürel boşluk durumu var. Onu da tüketim ile kapatmak istiyor. Dolayısıyla sohbetlerinde de neyi tüketiyorsa onu konuşuyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Başak Hanım, sizin canlandırdığınız Bahar karakteri Türk sinemasında örneklerini daha sık izlemek istediğimiz bir kadın. Kadınlar sürekli olarak Onur gibi erkeklerle karşılaşıyor ve Onur&#8217;u  besleyen toplumsal zihniyetle çatışıyor. Siz rolünüzü ilk okuduğunuzda ne hissettiniz? </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Başak Özcan: Ben çok severek oynadım Bahar’ı. Çok güçlü bir karakter ve hikâyede gittikçe de güçlendi Bahar. Kendi kararlarını kendi verebilen ve bana karışma diyebilen gözünü içeri çevirebilen bir kadın oldu. Ben de çok mutluyum bu noktadan baktığımızda. Genelde kadınlar bir şey istediğinden “daha çocuksu” hiç bitmek bilmeyen istekleri olan kişi olarak lanse ediliyor. Burada tam tersini gösterdik, Onur evin ergen çocuğu Bahar ise ayakları yere basan, aklıselim kadın.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dikkatimi çeken bir husus da filmde kitap okurken yalnızca Bahar’ı görüyoruz. </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bahar başından beri de bahsettiğimiz gibi sosyoekonomik olarak daha makulken, Onur ve Onur’un arkadaş grubu gerçeklikleriyle çelişen samimiyetsiz ve hatta Bahar da bu sahte dünyaya yer yer tahammülsüz.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Başak Özcan: Evet. Bahar&#8217;ın burada sınıfı da başka, orta sınıfa sıçramış alt sınıftan bir öğretmen ve tam o iki sınıf arasında kalmış. Onur&#8217;un kurduğu ilişkilerin dışında bir ilişki kuruyor. Emekle doğrudan bir ilişkisi var. Daha gerçekçi bir hayatın içinde, daha sahici şeylere temas ediyor. Tabi ki o da orta sınıfın bütün konforundan yararlanmak istiyor ama bu koşullar değişince kendini sorgulayıp geliştiren bir karakter. Onur her şeyi değersizleştirirken Bahar sürekli kendine sahip çıkıp haysiyet savaşı vermek zorunda kalıyor. Filmde erkek karakterin &#8216;küçük şeyler, önemsiz şeyler bunlar&#8217; diye geçiştirdikleri aslında bizim hayatımızı oluşturuyor, gündelik pratiklerimiz var bizim, koca koca şeyler yaşamıyoruz her gün hayatta, o yüzden çok kıymetli Bahar’ın bu savaşı.</p>
<p style="text-align: justify;">K.S: Bahar bu savaşı verdiği için olduğunu sandığı kişi. Ama Onur’un böyle bir dilemması var, olduğunu sandığı kişi ile olduğu kişi aynı değil. Bunu da bir türlü kabul etmiyor zaten Onur’un çelişkisi de burada başlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Babamın Kanatları&#8217;nın müzikleri için Bajar ile çalışmıştınız. Filmin mimarisinin, müziğinin sesiyle birbirine benzemesi gerektiğini söylemiştiniz. İnşaattaki sesleri rock müziğe benzetmiştiniz. Bu filmde de mekan olarak sık sık hiç geçirgenliği olmayan, insan ölçeğinden çok uzak ve çok soğuk kütle yapıları görüyoruz fakat filmde klasik müzik ve daha soft müzikler duyuyoruz. Bu film için müzik seçiminizi ne etkiledi?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">KS: Babamın Kanatları için düşündüğümüz bir şeydi o. Tabi ki film mimari ile uyumlu olmalı ama bir taraftan bakınca da hikâyenin duygusunu destekleyen müzikler de kullanılmalı. Bu filmde ben farklı türleri kullanmak istedim; fasıl da var, disco da var farklı farklı ambiyans müzikleri de var.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Babamın Kanatları kendine sadece 18 salonda yer bulabilmişti. Küçük Şeyler de ilk seferde 100 salonda gösterime girdi. Bağımsız sinema adına bizleri çok mutlu eden bir gelişme oldu. Bu kapıların açılmasını sağlayan şu an vizyonda salonları bloke eden ana akım filmlerin olmaması mı yoksa film dağıtımcınızın değişmesi mi? Ödüllerin salon sayısına etkisi oluyor mu?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">KS: Beni de çok mutlu etti. Sebebi ödüller değil kesinlikle. Ödüller ters etki yaratır, tam tersi kapıları kapatır, seyirci &#8216;bu çok ödül almış sıkıcıdır, gitmeyelim&#8217; der. Bu sefer çalıştığımız dağıtımcı filmin içindeki mizah duygusu ve anlattığı hikâyenin seyircinin kendisini yakın hissedebileceği etkisiyle bu salonları zorladık. Dünya prömiyerinin gerçekleştiği <strong>Karlovy Vary Film Festivali’</strong>nden bu yana biz de elimizden geldiğince bu filmi duyurmaya çalıştık. Mesele 100 salonda gösterime girebilmek değil 100 salonda kalabilmek. Biz bu 100 salonda 2 hafta kalabilirsek en azından izleyen insanların da bir diğerine söyleyerek kulaktan kulağa yayılması sağlanır. Çünkü bizim reklam, tanıtım yapma şansımız yok. Biz bir Naim değiliz billbordlara afiş asalım. Öyle bir bütçemiz de, imkânımız da yok. Babamın Kanatları&#8217;nı 25.000 kişi izlemişti benim hedefim bu filmi 25.001 kişinin izlemesi. Bir öncekinden bir kişi fazla izlesin benim için yeterlidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Son olarak filmden bağımsız merak ettiğim bir sorum var. Bir söyleşinizde, film çekmeyi senaryo yazmaktan daha çok sevdiğinizi söylemiştiniz. Türkiye sinemasında bir filmi yeniden çekecek olsaydınız bu hangi film olurdu?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Güzel, hiç düşünmemiştim ilk defa şimdi düşünüyorum. Herhalde Yol’u çekmek isterdim. Müthiş bir hikâye anlatımı var orada ve bambaşka hikâyelerin parçalı gibi görünen müthiş bütünlüklü bir yapısı var. Tabi ki Yol kadar iyi bir film olmazdı ama senaryo üzerinden bakılırsa onu çekmek isterdim.</p>
<p style="text-align: justify;">Başta Kıvanç Sezer olmak üzere Alican Yücesoy ve Başak Özcan’a bize vakit ayırdıkları için teşekkür ederiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-40116 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-scaled.png" alt="küçük-şeyler-kıvanç-sezer-gezici-festival-lavarla" width="2560" height="1760" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-scaled.png 2560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-300x206.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-1024x704.png 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-768x528.png 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-1536x1056.png 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-2048x1408.png 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-100x70.png 100w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-218x150.png 218w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-696x478.png 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-1068x734.png 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/kucuk-seyler-kıvanc-sezer-ankara-lavarla-1-611x420.png 611w" sizes="(max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Yazar Notu: Biz bu röportajı yapalı 1 hafta olmadan Küçük Şeyler’in gösterildiği salon sayısı 100’den 4’e düşürüldü. Maalesef, yine seyircinin izleyeceği filmi seçme özgürlüğünü engelleyen tekelleşme problemi yaşıyoruz. Fakat gittiğiniz sinemada görmek istediğiniz film yoksa sinema yönetimine bastırarak bu filmleri gösterime sokabilirsiniz. Nitekim Küçük Şeyler’in gösterimleri seyirci dayanışmasıyla şu an için 9 salona çıkmış durumda. Ankara’da Büyülü Fener ve Kızılırmak&#8217;ta izlenebilir. Daha fazla salonda gösterilmesini sağlamak isterseniz sinema salonlarına istekte ve bir miktar baskıda bulunabilirsiniz. İzleyiciler olarak aslında azımsanmayacak bir gücümüz olduğunu unutmayın. <span style="color: #3bc1e3;"><a style="color: #3bc1e3;" href="https://lavarla.com/bagimsiz-sinemalar-icin-birlesin-giseleri-kapatiyoruz/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Bağımsız yapımcı ve yönetmeleri</a></span> desteklemek ve izleyiciler olarak film çeşitliliğimizden olmamak için dayanışmayla kalın.</p>
<p style="text-align: justify;">*Bülent Ortaçgil &#8211; Küçük Şeyler</p>
<p><a href="https://lavarla.com/hep-kucuk-seyler-bizi-usandiran/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Hep &#8216;Küçük Şeyler&#8217; Bizi Usandıran*&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/hep-kucuk-seyler-bizi-usandiran/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehirden Kaçış: Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Müzesi</title>
		<link>https://lavarla.com/metin-yurdanur-acik-hava-heykel-muzesi/</link>
					<comments>https://lavarla.com/metin-yurdanur-acik-hava-heykel-muzesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sema Çavdar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Nov 2019 08:29:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Eskişehir Gezisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Gezi Rotaları]]></category>
		<category><![CDATA[Ballıhisar Pessinus Antik Kenti]]></category>
		<category><![CDATA[Gordion Atik Kenti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=36488</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Hafif serin, güneşli ve güzel bir sabah, bir otobüs dolusu meraklı ve heyecanlı kalabalık olarak Sivrihisar’a doğru yola çıkıyoruz. Hedefimiz Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Müzesi, rehberimiz ise Metin Yurdanur. Metin Hoca&#8217;yı tanımayanlar için öncelikle kısaca özgeçmişinden bahsetmek isterim. Metin Yurdanur, 1951 yılında Sivrihisar’da doğmuş, çocukluk ve gençlik yıllarını burada, üç bin yıllık Frigya, Roma [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/metin-yurdanur-acik-hava-heykel-muzesi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Şehirden Kaçış: Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Müzesi&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Hafif serin, güneşli ve güzel bir sabah, bir otobüs dolusu meraklı ve heyecanlı kalabalık olarak Sivrihisar’a doğru yola çıkıyoruz. Hedefimiz <span style="text-decoration: underline;">Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Müzesi</span>, rehberimiz ise Metin Yurdanur.</p>
<p style="text-align: justify;">Metin Hoca&#8217;yı tanımayanlar için öncelikle kısaca özgeçmişinden bahsetmek isterim. <a href="http://metinyurdanur.com.tr/tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Metin Yurdanur</a>, 1951 yılında Sivrihisar’da doğmuş, çocukluk ve gençlik yıllarını burada, üç bin yıllık Frigya, Roma ve Selçuklu uygarlıklarının kalıntıları arasında geçirmiştir. 1972 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümünden mezun olmuştur. Sanatçının dünya çapında 100’den fazla heykeli bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı Almanya, Japonya, Macaristan, Libya, Türkmenistan, Moğolistan ve Küba’dadır. Uzun yıllar çalışmalarına Ankara’da devam eden Metin Hoca&#8217;nın birçok eserine de, ne mutlu ki, Ankara ev sahipliği yapmaktadır. Olgunlar&#8217;daki Madenci Heykeli, Yüksel Caddesi&#8217;ndeki İnsan Hakları Heykeli, Abdi İpekçi Parkı&#8217;ndaki Eller heykeli birçoğumuzun sürekli karşılaştığı ve aşina olduğu heykellerinin başında gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dönelim keyifli gezimize, Metin Hoca otobüsün mikrofonunu aldığı gibi başlıyor anlatmaya. Güldüre bilgilendire, yorulmadan yol boyunca anlatıyor. Hepimiz gözümüzü, kulağımızı dört açıyoruz. Hiçbir şeyi kaçırmamalıyız. Kaç kişi Metin Yurdanur rehberliğinde bir geziye katılma şansı yakalayabilir ki?</p>
<h3 style="text-align: justify;"><strong>Friglerin İzinde Gordion İlk Durağımız</strong></h3>
<p style="text-align: justify;">Ankara&#8217;nın Polatlı ilçesinin Yassıhöyük köyünde bulunan Gordion Atik Kenti’ndeyiz. Yapılan arkeolojik kazılarda kentteki ilk yerleşimin Friglerden önce MÖ 3000 yılında başladığı bulunmuş. Kazılarda, Hatti, Hitit, Frig, Lidya, Pers, Kimmer, Galat Uygarlığı, Roma, Helenistik Dönem, Selçuklu gibi birbirinde farklı 10’a yakın medeniyetin bu bölgede yaşadığı ortaya çıkmış. Tabii Friglere başkentlik yapmış olması sebebiyle en çok onlara ait eserleri görmek kaçınılmaz.<span style="color: #000000;"> Ayrıca s</span><span style="color: #ff0000;"><span style="color: #000000;">adece Polatlı ilçesinde değil, Ankara&#8217;nın merkezinde de aynı dönemlere ait birçok</span><a href="https://lavarla.com/ankaranin-yasina-bak-tumuluslerin-hikayesi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> tümülüs</a> <span style="color: #000000;">bulunuyor.</span></span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-36496 aligncenter" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-2-1024x768.jpg" alt="Midas Tümülüsü" width="727" height="545" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-2-1024x768.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-2-300x225.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-2-768x576.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-2-80x60.jpg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-2-265x198.jpg 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-2-696x522.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-2-1068x801.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-2-560x420.jpg 560w" sizes="(max-width: 727px) 100vw, 727px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Gordion kenti, o dönemde örnekleri sıkça görüldüğü gibi, ismini kralı Gordios’tan almış. Gordion&#8217;a yaklaşırken etrafınızda gördüğünüz irili ufaklı tepecikler Friglerin en önemli yapılarından olan &#8220;tümülüs&#8221; mezarlarıdır. Bölgede 128 tümülüs bulunmaktadır. Bunların en büyüğü ve Anadolu’daki tümülüs mezarların ilk ve en güzel örneği, Gordion’daki <span style="text-decoration: underline;">Midas Tümülüsü</span> olarak bilinen fakat muhtemelen Midas’ın babası olan Gordios’a ait olan tümülüstür. Gordion müzesinin karşısında bulunan bu tümülüsün yapımı MÖ 740’a tarihlendirilmektedir. Dört ahşap duvarla çevrili ve üstü açık olarak yapımı başlayan mezar, kral içine konulduktan sonra etrafına ikinci bir ahşap duvar ve taş duvar örülerek, akabinde de üzerine çakıl ve toprak yığılarak suni bir tepe oluşturacak şekilde yapılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">1956 yılında tepenin üstünde 50 noktadan sondaj yapılarak mezar odası tespit ediliyor. 2 yıl süren çalışmalar sonucunda, 170 metre uzunluğunda bir tünel kazılarak tespit edilen mezar odasına ulaşılıyor.  Mezar odasında 1,59 metre boyunda, 60-65 yaşlarında bir erkek iskeleti ile tunç objeler ve ahşap eşyalar bulunuyor. Bu kazılarda bulunan eserlerin birçoğu Anadolu Medeniyetleri Müzesi&#8217;nde sergilenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gordios Tümülüsü’nün komşuluğunda bulunan Gordion Müzesi&#8217;nde de kazılarda bulunan Erken Demir Çağı’na ait el yapımı çanak-çömlekler, Erken Frig Çağı’na ait demir aletler, tekstil üretim aletleri, Antik Yunan kapları, Helenistik Çağ ve Roma dönemine ait eserler ile Gordion’da ele geçen mühür ve sikke örnekleri görülebilmektedir.</p>
<h3 style="text-align: justify;"><strong>Antik Kent, Midas Tümülüsü ve müzeyi gezdikten sonra Sivrihisar’a doğru yola çıkıyoruz</strong></h3>
<p style="text-align: justify;">Sivrihisar’a girdikten sonra ilçedeki Metin Yurdanur heykellerini takip ederek <span style="text-decoration: underline;">Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Müzesi</span>&#8216;ne ulaşıyoruz. Burası yaklaşık yüz bin metrekarelik bir alanda kurulan Türkiye’nin ilk açık hava heykel müzesi. Ayrıca alanda Surp Yerrortutyun Kilisesi ve kilisenin yanında da sanatçıya ait Kültür Sanat Evi ve Heykel Bahçesi olarak kullanılan tarihi bir konak bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-38773" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_7035-2-1024x768.jpg" alt="Surp Yerrortutyun Kilisesi" width="723" height="542" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_7035-2-1024x768.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_7035-2-300x225.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_7035-2-768x576.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_7035-2-80x60.jpg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_7035-2-265x198.jpg 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_7035-2-696x522.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_7035-2-1068x801.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/IMG_7035-2-560x420.jpg 560w" sizes="(max-width: 723px) 100vw, 723px" />Kilise, 1915 Ermeni Tehciri’nden önce bölgede yaşayan Ermenilerden kalma. Metin Hoca şu sözlerle anlatıyor: &#8220;Yaklaşık yüz yıl önce 4 bin 186 insan sevgi barış ve kardeşlik ve huzur içinde yaşıyorlardı burada. Şu anda burada yoklar, koca bir kiliseleri ve 4 konakları var bizlere emanet. Bastığımız her yerde o insanların evlerinin temelleri var.&#8221;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-38774 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7012.jpg" alt="Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Müzesi" width="3264" height="2448" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7012.jpg 3264w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7012-300x225.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7012-768x576.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7012-1024x768.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7012-80x60.jpg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7012-265x198.jpg 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7012-696x522.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7012-1068x801.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7012-560x420.jpg 560w" sizes="(max-width: 3264px) 100vw, 3264px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Açık Hava Heykel Müzesi&#8217;ndeyiz. Heykeller bizzat Metin Yurdanur tarafından seçilen kayalara konulmuş, doğaya ve tarihe hiç zarar vermemek amaçlanmış. Metin Hoca heykelleri tek tek anlatıyor bize;</p>
<p style="text-align: justify;">Macaristan için 1998 yılında yapılan ve Alevi-Bektaşi olan Gül Baba’nın heykeli, Metin Yurdanur tarafından kemeri 12 yıldızdan külahı da 12 dilimden oluşturularak, ayrıca Macaristan’da yaşadığı için onların kültürüne uyum sağlayarak saçlarını uzatmış şekilde yorumlanmış.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-38780 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7018-1.jpg" alt="Gül Baba Heykeli" width="3264" height="1894" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7018-1.jpg 3264w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7018-1-300x174.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7018-1-768x446.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7018-1-1024x594.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7018-1-696x404.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7018-1-1068x620.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7018-1-724x420.jpg 724w" sizes="(max-width: 3264px) 100vw, 3264px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Ankara Adalet Sarayına 1965 yılında yapılan, Adalet ve Atatürk Heykelinin bir parçası olan ve sağ elini kaldırarak meydan okuyan, sol elinde de hukuk kitabı olan yargıç bir kadın figürü.</p>
<p style="text-align: justify;">Batıkent’in kurucusu, Ankara’nın genç ve devrimci belediye başkanı Ali Dinçer’in heykeli elinde Batıkent’in projesiyle birlikte.</p>
<p style="text-align: justify;">Onun yanında Bahriye Üçok’un heykelini görüyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bulunduğumuz yer Güneş Dağı ve karşımızda 2010 yılında yapılmış olan güneş heykelini görüyoruz. Ankara Gençlik Parkı&#8217;nda Cumhuriyet anıtının bir parçası olan bronz dökümü heykel, parka Gar kapısından girdiğimizde bizi karşılamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">1991 yılında yapılmış olan ve Kırşehir’de bulunan, 10 bin beyitlik mesnevinin yazarı Aşık Paşa’nın heykeli, önünde kitabı, elinde meşalesi ve çocuklarıyla.</p>
<p style="text-align: justify;">Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat’ın 1995 yılına kadar Türkiye’de hiç heykeli olmadığını ve ilk heykelini de Metin Yurdanur’un yaptığını biliyor muydunuz? Alanya&#8217;nın girişinde yer alan bronz dökümü heykel, elinde çift başlı kartal sembolüyle geleceğe yürürken tasvir edilmiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Bakanlıklardaki TESK Genel Merkezinin önünde yer alan Kuvâ-yı Milliye ustaları, 1994 yılında yapılmış Çanakkale 57. Alay şehitliği girişinde yer alan son Çanakkale gazisi, Ahmet Ayık, Hüseyin Şahin, Kuvâ-yı Milliye&#8217;de kahramanlık göstermiş Doğan Bey, Kazım Karabekir gibi birçok tarihi karakterin heykellerini de Açık Hava Heykel Müzesi&#8217;nde görmek mümkün.</p>
<figure id="attachment_38781" aria-describedby="caption-attachment-38781" style="width: 3264px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-38781 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7038.jpg" alt="metin-yurdanur-açık-hava-heykel-müzesi-6" width="3264" height="2448" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7038.jpg 3264w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7038-300x225.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7038-768x576.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7038-1024x768.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7038-80x60.jpg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7038-265x198.jpg 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7038-696x522.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7038-1068x801.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/10/IMG_7038-560x420.jpg 560w" sizes="(max-width: 3264px) 100vw, 3264px" /><figcaption id="caption-attachment-38781" class="wp-caption-text">Ve 105 yaşında kaybettiğimiz Berfo Ana’nın heykelini, elinde boş bir çerçeve…</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;">Açık Hava Heykel Müzesi&#8217;nde gördüğümüz eserler, metal destekli fiber malzemeden yapılmış orijinal heykeller. Şehrin birçok yerinde gördüklerimiz ise bu heykellerin bronz dökümleri.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-38874" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/metin-yurdanur-acik-hava-muzesi-9-e1573389842408.jpg" alt="metin yurdanur" width="685" height="533" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/metin-yurdanur-acik-hava-muzesi-9-e1573389842408.jpg 571w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/metin-yurdanur-acik-hava-muzesi-9-e1573389842408-300x233.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/metin-yurdanur-acik-hava-muzesi-9-e1573389842408-540x420.jpg 540w" sizes="(max-width: 685px) 100vw, 685px" /></p>
<p>Açık hava müzesinden Kültür Sanat Evi ve Heykel Bahçesine geçiyoruz. Evin her katı ve bahçesi de heykellerle dolu. Miras, İnsan Hakları Anıtı, Kaynak, Guernica…</p>
<p style="text-align: justify;">Ankara’nın ilk sivil heykeli olan Miras, 1979 yılında yapılmış. Heykel, bu topraklara ait iki değeri barındırıyor: Hitit aslanı Kimera ve Nasreddin Hoca.  Heykel, Mimar Şekip Akalın’ın 1937 yılında tamamladığı yalın ve modern neo-klasik üslupta tasarlanmış. Halen Ankara’nın önemli eserlerinden olan Ankara Gar binasının önünde yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Heykel Bahçesinde yer alan, Yüksel Caddesindeki kopyasının son birkaç yılını abluka altında geçirmesiyle hepimizin belleklerinde yer eden, İnsan Hakları Heykeli 1990 yılında yapılmıştır. 1989 yılında dönemin Çankaya Belediye Başkanı Doğan Taşdelen; İnsan Hakları Derneği, sivil toplum örgütleri ve öğrencilerin buluşup basın açıklaması yaptığı yere “Burası insanların düşüncelerini ifade ettiği bir yer olsun,” diyerek Metin Yurdanur’a anıt yapması teklifinde bulunmuş. Metin Yurdanur bu anıt için bir kadın heykeli düşünmüş. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni okuyan, sessiz, sakin, dingin bir figür. Bu heykelin boyutlarının insanların içselleştirmesi için, insani olmasına özen göstermiş. Metin Hoca “Onunla kol kola girebileceğiniz boyutlarda bir heykel,” diye tarif etmektedir. Heykel, 10 Aralık 1990 günü İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi okunarak görüşe açılmıştır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-38875 aligncenter" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/metin-yurdanur-acik-hava-muzesi-7.jpg" alt="" width="4009" height="2673" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/metin-yurdanur-acik-hava-muzesi-7.jpg 4009w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/metin-yurdanur-acik-hava-muzesi-7-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/metin-yurdanur-acik-hava-muzesi-7-768x512.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/metin-yurdanur-acik-hava-muzesi-7-1024x683.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/metin-yurdanur-acik-hava-muzesi-7-696x464.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/metin-yurdanur-acik-hava-muzesi-7-1068x712.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/11/metin-yurdanur-acik-hava-muzesi-7-630x420.jpg 630w" sizes="(max-width: 4009px) 100vw, 4009px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Kültür Sanat Evi’nin bahçesinde dinlendikten ve ağaçlarındaki meyvelerden yedikten sonra gezimizi, Sivrihisar’ın 13 km güneyindeki Ballıhisarda ana tanrıça Kybele&#8217;nin heykelinin bulunduğu ve tanrıça için yapılan törenlere ev sahipliği yapmış en önemli tapınma yerlerinden biri olan olan Pessinus Antik Kenti&#8217;ndeki Kibele Tapınağı&#8217;nda güneşi batırarak keyifle noktalıyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-36491 size-full aligncenter" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-10.jpg" alt="Ballıhisar Pessinus Antik Kenti" width="4752" height="3168" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-10.jpg 4752w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-10-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-10-768x512.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-10-1024x683.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-10-696x464.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-10-1068x712.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/metin-yurdanur-acik-hava-müzesi-10-630x420.jpg 630w" sizes="(max-width: 4752px) 100vw, 4752px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Metin Yurdanur’la antik kentleri gezmenin yanı sıra; parklarda, meydanlarda, şehrin birçok yerinde her gün karşılaştığımız ve hayranı olduğumuz eserlerinin hikâyesini <span style="text-decoration: underline;">Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Müzesi&#8217;nde</span> bizzat kendisinden dinlemek büyük bir şanstı. Kendisine ne kadar teşekkür etsek azdır.</p>
<hr />
<p>Rota sevenler için farklı bir rota önerisi: <a href="https://lavarla.com/sehirden-kacis-trakya-bag-rotasi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Trakya Bağ Rotası</a></p>
<p><a href="https://lavarla.com/metin-yurdanur-acik-hava-heykel-muzesi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Şehirden Kaçış: Metin Yurdanur Açık Hava Heykel Müzesi&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/metin-yurdanur-acik-hava-heykel-muzesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Roman Haritası</title>
		<link>https://lavarla.com/turkiye-roman-haritasi/</link>
					<comments>https://lavarla.com/turkiye-roman-haritasi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sema Çavdar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Jul 2018 09:41:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Mekan]]></category>
		<category><![CDATA[Roman]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Roman Haritası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=24942</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Mekan, yazının olmadığı sözlü edebiyat döneminden beri olayları -hikayeleri- anlatabilmek, gerçeklik kazandırabilmek dinleyici ya da okuyucuyu inandırabilmek için ihtiyaç duyulmuş, edebiyatın önemli bileşenlerinden biridir. Yazarın (anlatıcının) tasvirleriyle okuyucu (dinleyici) mekanı hayal etmekte ve o hayali mekanı kahramanın gözünden deneyimlemektedir. Bu yüzden de mekan, okuyucu (dinleyici) ile kahraman arasındaki ilişkiyi kurmakta büyük önem taşımaktadır. Yazar mekan betimlemeleriyle [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/turkiye-roman-haritasi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Türkiye Roman Haritası&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Mekan, yazının olmadığı sözlü edebiyat döneminden beri olayları -hikayeleri- anlatabilmek, gerçeklik kazandırabilmek dinleyici ya da okuyucuyu inandırabilmek için ihtiyaç duyulmuş, edebiyatın önemli bileşenlerinden biridir. Yazarın (anlatıcının) tasvirleriyle okuyucu (dinleyici) mekanı hayal etmekte ve o hayali mekanı kahramanın gözünden deneyimlemektedir. Bu yüzden de mekan, okuyucu (dinleyici) ile kahraman arasındaki ilişkiyi kurmakta büyük önem taşımaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazar mekan betimlemeleriyle döneminin ve yaşadığı toplumun mekansal anlayışından ve mimari dilinden ipuçları taşıyan bir eser ortaya koyar. Böylece okuduğumuz eserle aynı dönemde olmasak dahi o dönemde yaşıyormuşcasına zamanda yolculuk yaparak dönemi ve dönemin mekanlarını gözümüzde canlandırmamız mümkün olmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle okuduğumuz eserler yaşadığımız topraklarda geçiyorsa, uzun uzun tasvirlenen sokaklarda yürüyorsak, kitabın kahramanıyla aynı yapının önünde arkadaşlarımızla buluşmayı bekliyorsak ya da belki de her gün önünden geçtiğimiz ağacın farkında bile değilsek ve yazar bize onu gösteriyorsa betimlenen mekanlardan ayrı bir tat alırız. Siz de yaşadığınız şehirde geçen bir kitabı okurken bildiğiniz bir sokağın ismi geçtiğinde, gölgesine sığındığınız bir parktan bahsedildiğinde, kahraman sizin de gittiğiniz bir cafede yemek yediğinde heyecanlanıyorsanız bu projeyi mutlaka incelemelisiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-24958 " src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/06/turkiye-roman-haritasi-4.jpg" alt="" width="685" height="380" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/06/turkiye-roman-haritasi-4.jpg 620w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/06/turkiye-roman-haritasi-4-300x166.jpg 300w" sizes="(max-width: 685px) 100vw, 685px" />Görsel iletişim tasarımcısı olan Ayşenur Göğebakan’ın bireysel olarak hazırladığı ve geçen haftalarda erişime açtığı <span style="color: #f71945;"><strong>Türkiye Roman Haritası </strong><span style="color: #000000;">ile</span></span> yaşadığımız gezdiğimiz ve merak ettiğimiz <a href="https://www.turkiyeromanharitasi.com/">şehirlerde geçen kitapları</a> edebiyat meraklıları için bir araya getirmiş. Şimdilik 52 şehir ve o şehirlerde geçen birer kitaba yer verilmiş. Harita üzerinden istediğiniz şehre tıklıyorsunuz, o yerde geçen romanın ismi, yazarı, basım tarihi, kısa bir alıntı ve eser hakkında yazılan eleştiriye ulaşıyorsunuz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-24945 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/06/turkiye-roman-haritasi-2.png" alt="" width="1634" height="458" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/06/turkiye-roman-haritasi-2.png 1634w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/06/turkiye-roman-haritasi-2-300x84.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/06/turkiye-roman-haritasi-2-768x215.png 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/06/turkiye-roman-haritasi-2-1024x287.png 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/06/turkiye-roman-haritasi-2-696x195.png 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/06/turkiye-roman-haritasi-2-1068x299.png 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/06/turkiye-roman-haritasi-2-1498x420.png 1498w" sizes="(max-width: 1634px) 100vw, 1634px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Roman Haritası yayımlandıktan sonra Twitter’da kendisine yöneltilen &#8220;Neden o değil de bu?&#8221; benzeri sorulara <span style="color: #f71945;"><a style="color: #f71945;" href="https://twitter.com/aysenur" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Ayşenur Göğebakan</a></span> &#8220;Romanlardan alıntıları okuduğunuzda neyi neden seçtiğimi bence daha iyi anlarsınız. Merak edilmesi normal, alt alta alıntılar okununca bir bütünlük oluşturduğunu düşünüyorum,&#8221; şeklinde cevap verdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Haritayı incelediğinizde aklınızda yukarıdakine benzer sorular oluşabilir. Twitter’dan projeye yöneltilen diğer sorulara verilen cevaplar aşağıda, belki içinde sizin sorularınızın da cevabı vardır. Yoksa da  Ayşenur Hanım, Türkiye Roman Haritası projesinin geliştirilmesine açık; fikirlerinizi, sorularınızı ve henüz kitap bulunamamış şehirler ile ilgili önerilerinizi kendisine iletebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-24943 alignleft" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/06/turkiye-roman-haritasi-3.png" alt="" width="290" height="291" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/06/turkiye-roman-haritasi-3.png 505w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/06/turkiye-roman-haritasi-3-200x200.png 200w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/06/turkiye-roman-haritasi-3-300x300.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/06/turkiye-roman-haritasi-3-418x420.png 418w" sizes="(max-width: 290px) 100vw, 290px" />“<strong>İnce Memed</strong>’in yokluğu herkesi derinden etkilemiş. Görüldüğü gibi ilk taslağa ben de İnce Memed’i koymuştum fakat Yaşar Kemal haritada <strong>Ağrı Dağı Efsanesi</strong> ile var dolayısıyla Çukurova’yı Orhan Kemal’e bırakmak gerekti.&#8221; </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>&#8220;Kars’ta Orhan Pamuk’un <strong>Kar</strong>’ı yerine, Kars’ta doğmuş, Cilavuz Köy Enstitüsü mezunu, halkçı, ilerici -ve bu sebeple katledilmiş- Ümit Kaftancıoğlu’nun <strong>Yelatan</strong>’ınını tercih ettim çünkü tanınmayan bir cevher olduğunu düşünüyorum. Ki Orhan Pamuk <strong>Sessiz Ev</strong> ile var.&#8221;</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>&#8220;İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde birçok başka roman olabilirdi, neden <strong>Tutunamayanlar</strong> değil de <strong>Huzur</strong> çünkü bana öyle geldi. Ben bu konuda bir otorite değilim, ne edebiyatçıyım ne edebiyat tarihçisiyim ama haritayı ben yaptığım için benim tercihlerimi yansıtması normal.&#8221;</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>&#8220;Doğu Karadeniz’de geçen roman olamamasına ben de inanamıyorum, özellikle Artvin&#8217;e.&#8221;</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>&#8220;Yozgat&#8217;ı küçümsemeyi bırakın. Abbas Sayar Yozgat&#8217;ın unutulmuş bir değeri, Yılkı Atı&#8217;ndan başka Yozgat&#8217;ta geçen <strong>Can Şenliği</strong>, <strong>Dik Bayır</strong> gibi kitapları da var. Yozgat&#8217;ta ayrıca Yusuf Z. Bahadınlı&#8217;nın <strong>Güllüceli Kazım</strong> ve <strong>Güllüce&#8217;yi Sel Aldı</strong> isimli kitapları da geçiyor. Yozgat birçok şehrimize göre bayağı iyi durumda.” </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>&#8220;İlk taslakta Samsun’da Ayfer Tunç’un Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Tarihi vardı mesela. Ama sonra Asım Bezirci’nin kitabında Dinamo’nun <strong>Savaş ve Açlar</strong>’ıyla karşılaştım. Asım Bezirci’dir Samsun’a onu yerleştiren, ben değil.”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://lavarla.com/turkiye-roman-haritasi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Türkiye Roman Haritası&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/turkiye-roman-haritasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
