<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Süleyman Can Kurnaz, Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı sitesinin yazarı.</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/author/suleymancan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/author/suleymancan/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 14 Feb 2022 14:41:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Süleyman Can Kurnaz, Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı sitesinin yazarı.</title>
	<link>https://lavarla.com/author/suleymancan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Pavyon Dosyası No: 3 &#8211; Söyleşi</title>
		<link>https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no3-soylesi/</link>
					<comments>https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no3-soylesi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Can Kurnaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Dec 2019 10:24:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara’daki Pavyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[BluTV]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Arcak]]></category>
		<category><![CDATA[Pavyon Yılbaşı Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Sami Öztürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=40635</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>“Karanlık? Bu karanlığı nasıl algıladığımıza bağlı. Her şeyde karanlık vardır. Aydınlık varsa karanlık da var. Bu karanlık bir banka şubesinde de bulabilir sizi.” Sami Öztürk &#8211; “Pavyon’un karanlık taraflarının olduğunu düşünüyor musun?” sorusu üzerine. Ankara’ya dair olan her şeyin varlığını benimsiyorum. Bu uğurda varlığı Veraset ve Harçlar Vergi Dairesi kadar güçlü olan pavyonların ne olduğunu, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no3-soylesi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Pavyon Dosyası No: 3 &#8211; Söyleşi&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">“Karanlık? Bu karanlığı nasıl algıladığımıza bağlı. Her şeyde karanlık vardır. Aydınlık varsa karanlık da var. Bu karanlık bir banka şubesinde de bulabilir sizi.”</p>
<p style="text-align: right;">Sami Öztürk &#8211; “<em><span style="text-decoration: underline;">Pavyon</span>’</em>un karanlık taraflarının olduğunu düşünüyor musun?” sorusu<br />
üzerine.</p>
<p style="text-align: justify;">Ankara’ya dair olan her şeyin varlığını benimsiyorum. Bu uğurda varlığı Veraset ve Harçlar Vergi Dairesi kadar güçlü olan pavyonların ne olduğunu, nereden geldiğini, içinde yaşananları daha önce yazdığım <u>Pavyon</u> Dosyası <a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no1-tanisma/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">1</a> ve <a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no2-usul-erkan/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">2</a> ile izah etmeye çalıştım. Bu izahı ete ve kemiğe büründüren, BluTV’de yayımlanan <em>Pavyon </em>belgeselini izlemişsinizdir. İzlemediyseniz emekliliğine birkaç yıl kalmış ilkokul öğretmeni naifliği ile izlemenizi öğütleyebilirim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazı için Lavarla Genel Yayın Yönetmeni sevgili Seren ile beraber belgeselin yönetmeni Sami Öztürk ve yapımcısı Enver Arcak ile buluştuk, pavyon üzerine konuştuk.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter wp-image-40638 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/WhatsApp-Image-2019-12-31-at-12.34.34-min.jpeg" alt="pavyon belgeseli söyleşi" width="1600" height="1200" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/WhatsApp-Image-2019-12-31-at-12.34.34-min.jpeg 1600w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/WhatsApp-Image-2019-12-31-at-12.34.34-min-300x225.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/WhatsApp-Image-2019-12-31-at-12.34.34-min-1024x768.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/WhatsApp-Image-2019-12-31-at-12.34.34-min-768x576.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/WhatsApp-Image-2019-12-31-at-12.34.34-min-1536x1152.jpeg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/WhatsApp-Image-2019-12-31-at-12.34.34-min-80x60.jpeg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/WhatsApp-Image-2019-12-31-at-12.34.34-min-265x198.jpeg 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/WhatsApp-Image-2019-12-31-at-12.34.34-min-696x522.jpeg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/WhatsApp-Image-2019-12-31-at-12.34.34-min-1068x801.jpeg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/WhatsApp-Image-2019-12-31-at-12.34.34-min-560x420.jpeg 560w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Sohbet için bir sürü not hazırladığım defterimi de alıp buluşacağımız kafeye gittim. Soğuk havanın misafirlerimizi üşüteceğini düşünerek içeride sıcak bir masaya kurulduk. Bir müddet sonra Sami Öztürk bizi fark ederek yanımıza geldi. Dışarıda Enver Arcak’ın çoktan kurulduğu, sigara içmenin serbest olduğu bir masayı göstererek bizi davet etti. Toparlanıp geçtik. Enver Arcak, tuşları çalışmayan telefonundan gelen çağrıyı açmaya çalışıyordu. Ekranda Kına’m (Enver Arcak’ın değerli eşi) yazıyor; Sami Öztürk, elindeki Marlboro kutusunun kıçına vurarak çıkarttığı sigaradan bize ikram ediyordu. Not defterini hiç açmamak üzere bir kenara koydum. Kendimi yurdumda gerçekleşen bir sohbetin içinde buldum. Bu samimiyetle, konuklarımıza bazen adlarıyla bazen abi diyerek hitap ediyorum yazıda.</p>
<h2>Pavyonlar karanlık yerler değildir</h2>
<p style="text-align: justify;">İlk önce karanlık düşüncelerden başladık. İnsanlığın aydınlanma serüveni de bilinmeyenden başladığı için olsa gerek, “Payvonların karanlık bir yer olduğunu düşünüyor musunuz?” diye soruyor Seren.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Solfasol</em>’dan yazılarını takip ettiğim ve gerçek bir Ankara fedaisi olduğuna inandığım Enver Arcak, “Öncelikle bizler pavyona ait insanlar değiliz,” diyerek lafa girdi. Hatta pavyona hayatında ilk kez belgesel sürecinde gittiğini öğreniyoruz Sami Öztürk’ten. Bundan sonra söyleyeceklerinde objektif olacağını anlayarak dinledik. Pavyonlar karanlık yerler midir sorumuzu kastederek cevap verdi: “Hayır.”</p>
<p style="text-align: justify;">Havanın soğuğu ile kahvelerin dumanı bitmeden diplenmiş, sonra elli altı kere daha söylenecek olan çayların ilki çoktan söylenmişti. Söz Sami’de: “Pavyonlar karanlık yerler değildir. Tam tersine her şeyin ayan beyan yaşandığı şeffaf yerlerdir. Duvarında vergi levhası olan, çalışanlarının SGK’lı olduğu yerler. Oradaki insanlar norma aykırı her ne varsa açık açık söylüyorlar. Misal, oradaki kadın, yüzündeki yara izinin neden oluştuğunu anlatabiliyor. Açıkçası karanlık algımızı da değiştirmemiz gerektiğini düşünüyorum.”</p>
<h2 style="text-align: justify;">Pavyon, Klişeler ve Gerçekler</h2>
<p style="text-align: justify;">Peki klişeler dostlarım? Ne düşünüyorsunuz? Deli Dumrul’un köprüden geçenlerden otuz üç akçe almasını bile eleştiren bir kavim var bilirsiniz. “Siz eleştirilere ne diyorsunuz?” sorusunu yönelttik. Enver Abi yanıtladı: “Fatih Akın’ın <em>Crossing The Bridge: Sound Of İstanbul</em> isimli bir belgeseli vardır. Harika bir iş. Ancak ona bile amansız eleştiriler gelmişti. Neden Unkapanı yeraltı figürleri yok gibisinden. Aslında karanlık ya da kirli taraf vurgusu da bu klişeler ile ölçülüyor. Pavyon hakkında bilgisi olmayan insanlar bile bu klişelere sahip. Zorla kadınları çalıştırıyorlar gibi. Ne yaparsak yapalım klişeleri aşamayacağımızı düşünüyorum.”</p>
<h2 style="text-align: justify;">Pavyon’a Ait Olmak ya da Olmamak</h2>
<p style="text-align: justify;">Sohbetin başında pavyona ait olmadıklarını belirten söz aklımdan çıkmıyor, Seren de aynı noktada. Yoksul olmayan birinin yoksulluğu anlayamayacağı mantığından hareketle merak ettiğimiz soruyu soruyor, “Belgesel sürecinde, gerçeği sergileyebilmek için pavyonu bilen birilerinden danışmanlık aldınız mı?”</p>
<p style="text-align: justify;">Sami Öztürk sorumuzu göğüslüyor. “<em>Pavyon</em>’un hiçbir zaman gerçekleri söylemek iddiası olmadı. Böyle bir gayemiz yoktu ancak bilen birilerini referans aldık, o koldan ilerlemeyi tercih ettik. Ama aylarca pavyonda vakit geçirmedik, ki öyle bir şey olsa bu iş çıkmayabilirdi. Pavyona ait olmak istemedik. Pavyona ait olursan bu sefer gerçekten oraya ait olursun ve göremezsin.”</p>
<p style="text-align: justify;"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-40640 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/images-1-min.jpg" alt="pavyon belgeseli görsel" width="918" height="334" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/images-1-min.jpg 918w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/images-1-min-300x109.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/images-1-min-768x279.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/images-1-min-696x253.jpg 696w" sizes="(max-width: 918px) 100vw, 918px" /></p>
<h2 style="text-align: justify;">Pavyondaki Yalanlar Üstüne</h2>
<p style="text-align: justify;">Yalan konusu pavyonun akla gelmesi ile beliren bir doğrudur. Hatta klişe olup olmadığı bile henüz belli değildir. Masadaki herkes pavyonda yalan söylendiğinde hemfikir. Ancak yalanın kimi ilgilendirdiği konusu da kimsenin umurunda değil. Söylenen her şeyin kabul gördüğü bir sahnede Sami’nin de dediği gibi belli başlı erdemler üzerine dönüyor konu: “Para, cinsellik, iktidar ve itibar.”</p>
<h2 style="text-align: justify;">Pavyon Ankara’ya Aittir</h2>
<p style="text-align: justify;"><u>Pavyon</u> Ankara’ya ait olsa da Enver ve Sami’nin yakaladığı başarı, yurdun her köşesinden hissediliyor. Haliyle biz de Ankara’ya dair soruyoruz: “Peki bundan sonra Ankara’da mı devam edeceksiniz, yoksa defaatle tanık olduğumuz İstanbul’da devam etme durumu söz konusu mu?” Bu soruyla beraber Ankara’ya dair projeleri olup olmadığını da ölçme niyetimiz var. Sami duruma açıklık kazandırıyor: “Ankara’nın hem hikâyesi hem de avantajı var. Prodüksiyon açısından bakarsak, elimizdeki imkânlarla başka bir yere gitmeden bir iş ortaya koyabiliriz. Burada güzel olan durum, yapılan işlerin kolektif olması. Yardımlaşma ve dayanışma ön planda oluyor. Bence bu önemli. “</p>
<p style="text-align: justify;">Bildiğimiz gerçeği duymanın güzelliği ile sohbeti koyularken, Enver Arcak işin teknik hâkimiyetinden bahsediyor. “İstanbul’da bir sokakta çekim yapıldığı zaman insanların pek memnun olmadığını gözlemledik. Oysa Ankara’da belli başlı bir sektör olmadığı için Ankaralılara halen sempatik geliyor. Bu durum açıkçası bizi de motive ediyor. Sami ile yeni projeleri konuşurken bunu Ankara’da <span style="color: #000000;">çekelim</span> dediğimiz oluyor. Bunun nedeni sadece Ankara aşkı ya da aidiyetle ilgili değil. Konfor arayışımız ve imkânlarımızın kolaylığı ile ilgili.”</p>
<p style="text-align: justify;">Enver Arcak ve Sami Öztürk ile soğuk bir kasım akşamında Ankara’da buluştuk. Isınma yöntemi olarak sohbetimizi kullandık.</p>
<p style="text-align: justify;"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-40644 " src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/Pavyon-min.jpg" alt="pavyon yılbaşı özel" width="729" height="442" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/Pavyon-min.jpg 660w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/12/Pavyon-min-300x182.jpg 300w" sizes="(max-width: 729px) 100vw, 729px" /></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Pavyon</em> belgeseli 5 bölümlük serüveninin ardından 31 Aralık günü “Yılbaşı Özel Bölümü” ile <a href="https://www.blutv.com/diziler/yerli/pavyon" target="_blank" rel="noopener noreferrer">BluTV</a> ekranlarında olacak. Yeni yıla nasıl girersen öyle geçer batılına da bir şans verirsek, herkese pavyon ışıkları gibi renkli bir yıl dileriz.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no3-soylesi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Pavyon Dosyası No: 3 &#8211; Söyleşi&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no3-soylesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Behzat Ç. Geri Döndü</title>
		<link>https://lavarla.com/behzat-c-geri-dondu/</link>
					<comments>https://lavarla.com/behzat-c-geri-dondu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Can Kurnaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Aug 2019 06:50:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Behzat Amirim]]></category>
		<category><![CDATA[Behzat Ç. 4. Sezon]]></category>
		<category><![CDATA[Behzat Ç. Blu TV]]></category>
		<category><![CDATA[Behzat Ç. Yeniden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=36681</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>“Sahici bir sarsıntı sahte bir dengeden iyidir.” Behzat Ç. 4. Sezonu ile geri döndü. Dizi ve Ankara severleri heyecanlandıran bu dönüşü hatırlayarak konuşacağız. Yazı, bu süre zarfında Ankara’dan giden, gurbete hasret götüren nicelerinin yüreğine su olması niyeti ile yazılmıştır. 1. Kaygılar Behzat Ç. 2010 yılında bir polisiye kitap uyarlaması olarak yayınlanmaya başladı. Dizi hakkında kaygılar [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/behzat-c-geri-dondu/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Behzat Ç. Geri Döndü&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>“Sahici bir sarsıntı sahte bir dengeden iyidir.”</em></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><em>Behzat Ç.</em></span> 4. Sezonu ile geri döndü. Dizi ve Ankara severleri heyecanlandıran bu dönüşü hatırlayarak konuşacağız. Yazı, bu süre zarfında Ankara’dan giden, gurbete hasret götüren nicelerinin yüreğine su olması niyeti ile yazılmıştır.</p>
<h2>1. Kaygılar</h2>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-36683 size-medium" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/behzat-c.-lavarla-iletisim-ozel-baski-206x300.png" alt="Behzat Ç, Emrah Serbes" width="206" height="300" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/behzat-c.-lavarla-iletisim-ozel-baski-206x300.png 206w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/behzat-c.-lavarla-iletisim-ozel-baski-288x420.png 288w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/behzat-c.-lavarla-iletisim-ozel-baski.png 432w" sizes="(max-width: 206px) 100vw, 206px" /></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Behzat Ç.</em> 2010 yılında bir polisiye kitap uyarlaması olarak yayınlanmaya başladı. Dizi hakkında kaygılar da buradan başlıyor. Yurdumuzda kitap uyarlaması Türk dizileri, okurun hayal dünyasına saygı gösterecek perspektiften uzak, eser sahibinin kemiklerine bir sızı kadar yakındır. Öyle ki geldiğimiz noktada Türk dizileri değerli bir okur adayına “Aaa <em>Aşk-ı Memnu</em>’nun kitabı çıkmış,” cümlesini 119 yıl gecikmeli söylettirebilir. Türkiye’nin en iyi mizah yazarlarından Atilla Atalay’ın <em>Sıdıka</em>’sının sadece dizi olarak bilinmesini sağlayabilir. Ana akım medya simsarlarının amiyane iki rating için kitap uyarlaması olarak başlayan dizileri içinden çıkılmaz bir aşk hikâyesine bağlayabilir. Bu durumun okur ve liyakatli izleyici için üzüntü yarattığı söylenebilir. <em>Behzat Ç</em>, bu hislerin en yoğun olduğu (<em>Yaprak Dökümü</em>&#8211;<em>Aşk-ı Memnu</em> tandemi, kalede Orhan Kemal’in <em>Hanım’ın Çiftliği</em> var o yıllarda) bir zamanda yayımlanmaya başladı. İlk işi de bu kaygı durumunu ortadan kaldırmak oldu.</p>
<h2>2. Hafıza</h2>
<figure id="attachment_36684" aria-describedby="caption-attachment-36684" style="width: 879px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-36684 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/bahzat-c.-lavarla-nefret-cinayeti.png" alt="Behzat Ç, Trans Cinayetleri, Pembe Hayat" width="879" height="415" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/bahzat-c.-lavarla-nefret-cinayeti.png 879w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/bahzat-c.-lavarla-nefret-cinayeti-300x142.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/bahzat-c.-lavarla-nefret-cinayeti-768x363.png 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/bahzat-c.-lavarla-nefret-cinayeti-696x329.png 696w" sizes="(max-width: 879px) 100vw, 879px" /><figcaption id="caption-attachment-36684" class="wp-caption-text">Pembe Hayat Derneği’nin danışmanlığında hazırlanan 48. bölümden</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;"><em>Behzat Ç.</em> reklam arasında bulaşık deterjanı reklamı giren ulusal bir kanalda yayımlandı. Ulusu için deterjan eliyle temizlenmiş tabağın beyazını göstermeyi tercih eden bir akla inat 44. bölümde Cumartesi Anneleri’ni gösterdi. 67. bölümde Suna’nın hikâyesi ile kadın cinayetlerini anlattı. 30. bölümde gazeteci Ilgın’ın yazdığı yazı yüzünden hapse atılmasıyla basın özgürlüğünün ve fikir beyan etmenin durumunu açıkladı. İlk 36 bölümde pavyon şarkıcısı Gönül ile, âşık olmak dahil insanı var eden erdemlerde yaşanan toplumsal eşitsizliği gösterdi. İş bulamadığı için polis olan ziraat mühendisi Cevdet karakteri ile ehli olmadığı işlerde çalışmak zorunda kalan nice insanı hatırlattı. İzlediğimiz her bölümün alt metninde anlatılmak istenen bir mesaj vardı. Mesajın alıcısı da toplumun hafızasıydı.</p>
<h2>3. Öğreti</h2>
<p style="text-align: justify;"><em>Behzat Ç.’</em>nin Ankara öğretisi sahicidir. 90’lı yıllarda Gölge Bar’da Pilli Bebek dinlemiş abilerimden ablalarımdan özür dileyerek; bir neslin Pilli Bebek’i bu dizi sayesinde tanıdığını düşünüyorum. 2007 senesinde Nefes Bar’da Pilli Bebek’in <em>Siyah Beyaz</em> şarkısında attığı soloyu yirmi üç kişi ve iki bina kolonu ile izliyorduk. Geçen sene kısmet olduğunda Pilli Bebek 6.45 konserinin hıncahınç dolu olduğunu görmek şehirli olarak çok iyi hissettirdi. (İstanbul okuruna durumu şöyle ifade edelim, Kesmeşeker İstanbul için ne ise Pilli Bebek de Ankara için odur) Şehirde, şehrin müzisyenlerinin dinlenmesinde <em>Behzat Ç.</em>’nin ve dizi müziklerinin bir nebze katkısı olduğu kanaatindeyim.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-36685" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/behzat-c-birası-gelmistir-lavarla.jpg" alt="Behzat Ç Birası" width="318" height="211" />Behzat Ç.</em>’nin öğretisi meraklıdır. Tekele girince Tuborg’u ya da Efes’i hazır edilen nice müdavim <em>Behzat Ç.</em> birası olarak anıldığı için Bomonti’ye şans vermiştir. Kitapta Behzat Amirim sadece tekel birası içer. Dizide de içtiği biranın etiketinde Bananazura yazar. Ancak etiket Bomonti şişesi üzerine basıldığı için Bomonti içtiği var sayılırdı. Hal böyleyken tekellerde Bomonti üzerine “<em>Behzat Ç.</em> birası gelmiştir” yazısını ne kadar sık gördüğümüzü düşünerek biranın popülerliğine dizimizin katkısı yadsınamaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Behzat Ç.</em> öğretisi gezer. Amirimin kızı Berna’nın intihar ettiği Sakarya Teras Bar’a, bu olay sekanslarını yakalamak için giden, biranın yanına patates söyleyenlerin varlığını; dizinin mekânda bulunan onlarca tablosundan anlayabiliriz. Aynı durumu Esat’ta bulunan Sokakbaşı Meyhanesi için de söyleyebiliriz. Behzat Amir&#8217;in eski dostu Hüseyin’in işlettiği meyhane olarak bilinen meyhanenin sosyal medya hesapları, dizi sevgisini içeren yorumlarla doludur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-36686" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/behzat-c.-bir-delinin-hatira-defteri-tiyatro-tatbikat-1024x564.jpg" alt="Behzat Ç, Bir Delinin Hatıra Defteri, Tatbikat Tiyatrosu" width="698" height="385" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/behzat-c.-bir-delinin-hatira-defteri-tiyatro-tatbikat-1024x564.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/behzat-c.-bir-delinin-hatira-defteri-tiyatro-tatbikat-300x165.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/behzat-c.-bir-delinin-hatira-defteri-tiyatro-tatbikat-768x423.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/behzat-c.-bir-delinin-hatira-defteri-tiyatro-tatbikat-696x385.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/behzat-c.-bir-delinin-hatira-defteri-tiyatro-tatbikat-1068x589.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/behzat-c.-bir-delinin-hatira-defteri-tiyatro-tatbikat-762x420.jpg 762w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/08/behzat-c.-bir-delinin-hatira-defteri-tiyatro-tatbikat.jpg 1272w" sizes="(max-width: 698px) 100vw, 698px" /></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Behzat Ç.</em> öğretisi sahnededir. Amirim tiyatrosunda oynuyor diye <em>Bir Delinin Hatıra Defteri</em>’ni izleyip Gogol ile, <em>Tüy Kalemleri</em> izleyip Marquis De Sade ile, Hayalet oynuyor diye <em>Kayıp El</em>’i izleyip Martin Mcdonagh ile, Akbaba ve Şule oynuyor diye <em>Mezarsız Ölüler</em>’i izleyip Jean Paul Sartre ile tanışanlar olmuştur. Dizinin oyuncuları genellikle tiyatro kökenlidir. Yaşadıkları duyguları bu kadar iyi hissetmemizin bir nedeni de bu olabilir. <em>Behzat Ç.</em> sahnededir.</p>
<h2>4. Behzat Ç. Yeniden</h2>
<p style="text-align: justify;">Ankara polisiyesi ekranlara veda ettikten sonra darbe girişimi oldu. Darbe girişimini de dizide tarikat mensubu olduğu için üst makamlara getirilen liyakatsız devlet memurları yaptı. Dizi 25 Temmuz’da <a href="https://www.blutv.com.tr/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Blu TV</a>’de geri döndü. Belki de yeniden başladı bilemiyorum. Ben izlerken <span style="text-decoration: underline;"><em>Behzat Ç.</em></span> birası içerek hatırlayacağım. Çünkü biliyorum, dizideki her şey hayal ürünü olsa da hatırlamak gerçekti.</p>
<p><iframe title="Behzat Ç. | Behzat Ç. Yeni Sezon Fragmanı" width="800" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/1GT38FG7lJA?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<hr />
<p style="text-align: justify;">Ankara&#8217;yı mekan edinen başka eserler için <a href="https://lavarla.com/ankara-kokulu-romanlar/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Ankara kokulu romanlara </a> ve <a href="https://lavarla.com/icinden-ankara-gecen-bir-film/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">içinden Ankara geçen filmler</a>e göz atabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/behzat-c-geri-dondu/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Behzat Ç. Geri Döndü&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/behzat-c-geri-dondu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pavyon Dosyası No:2 &#8211; Usul Erkân</title>
		<link>https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no2-usul-erkan/</link>
					<comments>https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no2-usul-erkan/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Can Kurnaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Dec 2018 06:23:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara'nın Pavyonları]]></category>
		<category><![CDATA[Pavyon]]></category>
		<category><![CDATA[Pavyona Nasıl Gidilir?]]></category>
		<category><![CDATA[Pavyonda Nasıl Davranılır?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=25865</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>&#8220;Vaftizi gün ışığında bir garip protestan. Tanrısı ile sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar. Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum. Yeniden doğmak için çıkardığım yangından&#8221;                                                         [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no2-usul-erkan/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Pavyon Dosyası No:2 &#8211; Usul Erkân&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">&#8220;Vaftizi gün ışığında bir garip protestan. Tanrısı ile sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar. Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum. Yeniden doğmak için çıkardığım yangından&#8221;</p>
<p style="text-align: right;">                                                                                       Edip Cansever &#8211; Phoenix şiirinden</p>
<p style="text-align: justify;">Her gün Hugo’yu arayıp, Tolga Abi’yle konuşacağı muhtemel diyalogları -heyecandan unuturum diyerek- kağıda not alan ama hayatı boyunca Hugo’yu parmaklarının ucuna alamayan bir arkadaşım ile anne babası tarafından takdirname alırsa karne hediyesi olarak Tatilya’ya götürüleceği vaat edilen, 8 dönem takdirname almasına karşın dolu gözlerle Tatilya’nın yıkılışını televizyondan izleyen bir diğer arkadaşımla beraber <span style="text-decoration: underline;">pavyona</span> gitmeye karar verdiğimde 21 yaşımdan gün veriyordum.</p>
<p style="text-align: justify;">Ankara’yı seven insanlara bakın; bir yerlerde travmatik olarak kaybetmişliğini, yenilmişliğini, yıkılmışlığını bulursunuz. Çoğunluğun gri gördüğünü gökkuşağı görmek, denizi olan şehirlere karşı “Bizim de Atatürk Orman Çiftliği dondurmamız var,” şeklinde çıkışmak, kısaca bu şehri sevmek sanıldığı gibi kolay bir şey değildir. Hayatta insanın kendini, beşeri, hayatı sevdiğinde yeşereceği gibi Ankara’ya da bir şans verdiğinde yaşamasının daha güzel olacağı gerçeğini bir kenara bırakarak pavyonun kapısından içeri girelim.</p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu’da pavyonlar, şehrin dışında, ıssız bir arsanın ortasında gizli gizli yaşamlarını sürdürürken, bayrağı alan Ankara, pavyon cumhuriyetinin de başkenti olarak alengirli tabelalı mekanları şehir merkezinde görünür kılmıştır. Günümüzde vergi dairelerinin karşısında bile pavyona rastlamak mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no1-tanisma/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İlk yazımızda</a> daha çok ne yenir, nereye gidilir ve muhitlerden bahsetmiştik. Dosyanın bu aşamasında usul erkana eğileceğiz. Pavyon konusunda uymamız gereken bazı usuller vardır. Madde madde nedenleri ile sıralamak gerekirse:</p>
<p style="text-align: justify;">-Pavyona sarhoş gidilmez. Bu konuda meşhur bir hikaye vardır gerisi hayal dünyanıza kalmış. Bir ağbimiz sarhoş bir şekilde Cebeci’de pavyona gidiyor. Orada da bir müddet içtikten sonra film kopuyor. Gözünü açtığında evinde, yatağında buluyor kendini. Ağzında şiddetli bir ağrı var, aynaya baktığında altın dişinin yerinde olmadığını görüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">-Ramazan ayında, kandillerde ve bayramın ilk iki günü pavyona gidilmez. Çünkü Ramazan, kandil gibi dini değeri yüksek günlerde gerçek pavyonlar kapalı olur. Pavyon benzeri tele barlar açıktır. Onların hizmet alanı farklıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">-Garsonla samimiyet iyi bir şey değildir. İşin piri kavramını burada çalışan garsonlar için kullanabiliriz. Cebinizdeki parayı hesap etmek ve sarhoş olup olmadığınızı anlamak için sizinle sürekli sohbet kurmaya çalışacaklardır. Kısa cevaplar ile geçiştirmeyi tavsiye edebilirim.</p>
<p style="text-align: justify;">-Amaç odaklı olunması gerekir. Mekana girmeden önce ne yapmanız gerektiğini düşünün. Garsonun gösterdiği masaya değil kendi seçtiğiniz masaya oturun, sipariş verdiğinizde ne istediğinizi açıkça belirtin. Örneğin: “Ben 35 cc rakı ve meze istiyorum,” derseniz hayatınızda ilk defa kuş sütünü masanızda görmüş olursunuz. Tabii o gelen yoğurttur ancak adisyonda kuş sütü yazabilir. Meze gibi açık uçlu bir cevapla pavyonun bütün mezeleri masanıza gelir. Bunun yerine “Ben 35 cc rakı, ortaya söğüş tabağı, haydari ve şakşuka istiyorum,” benzeri bir cevap yerinde olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">-Telefon ile kamera kaydı almayın. Genelde yapılan bir hatadır, bu ortamı ölümsüzleştirmek herkesin aklına gelir. Ancak Rusya ve benzeri ülkelerden gelen konsomatrislerin kaçak çalışıyor olma olasılığı, karısından, ailesinden gizli bir şekilde gelen sarhoş müşterinin kamerayı görünce kendini ATV ana haber bülteninde sanma ihtimali, asabiyet doğurabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">-Sanatçıya peçete ile istek şarkı göndermeyin. İlk gidişiniz ise bunu yapmamanız uygun olur. İstek şarkınız söylenirken, sanatçının başından aşağı güller dökülüp, konfetilerin patladığını görebilir, bütün bunların sizin jestiniz olduğunu adisyondan öğrenebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">-Yalan söylemek için doğru zamanı kovalayın. Pavyonda yalan söyleyen birçok insan vardır, esasen eğlenceli bir iştir. Bütün gün çilingir dükkanında çalışan bir adamın gece pavyonda monarşiyi ilan ettiğini görebilirsiniz. Siz de kral olduğunuzu, Dünya Ağır Siklet Boks Şampiyonu olduğunuzu, Madonna’nın ya da Ricky Martin’in eski sevgilisi olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Kimse yadırgamaz hatta bu yalana sizden daha fazla inanan insanların olduğunu görebilirsiniz. Ancak yalan için ortamı tartmakta fayda var. Bir pavyon sahibine savcı olduğumu söylemiştim, sonra garsonlar Diyarbakır Cumhuriyet Savcısının beni masasına çağırdığını söylediğinde şunu düşünmüştüm. Gerçeklerden tam olarak uzaklaşmadan yalan söylemeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">-Ortama evrilin. Cümle içinde pek fazla kullanmasak da pavyonun bir raconu vardır. Garsonlar dolandırıcı olsa dahi yakasındaki papyonu yamuk, suratını tıraşsız, gömleğini ütüsüz, saçlarını biçimsiz göremezsiniz. Bardaklarda kir, masa örtüsünde leke bulamazsınız. Şam fıstığının sıcak geldiği bu ortama hal böyleyken şort tişört kombini ile gitmek abesle iştigal olur. Işığın altında parlayacak bir gömlek, boyası taze bir ayakkabı ile gitmek pavyon <em>point</em>lerini toplamanızı sağlayacaktır. Ortama evrilin, çünkü ortam size evrilmez.</p>
<p style="text-align: justify;">-Pavyonda oluşacak duygulara tevazu ile yaklaşın. Sarhoş olan insanda belli başlı duygular ortaya çıkar. Bunların bilinir olanı duygusal bir ruh halidir. Üzerinizdeki gömlek 1967 senesini hatırlattığı için ya da sizi liseden can arkadaşı Serkan’a benzettiği için içki ısmarlamak isteyen dayılar çıkacaktır. Bu gibi durumlarda elinizi göğsünüze götürüp başınızla selam etmek, dayıyı inanılmaz mutlu edecektir. Bu size bir şey kaybettirmez, üzerine bedava içkiyi yudumlarken keyfinize bakabilirsiniz. Unutmayın ki pavyonda oluşacak duygulardan diğeri de öfkedir. Dayımız, liseden can arkadaşı Serkan’ın attığı kazıkları hatırlayabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">-Çanta ile gitmeyin. Pavyonun girişinde işlevsel bir x-ray cihazı ve silah kontrolü yapan detaylı bir güvenlik taraması vardır. İçeriye çanta, poşet gibi eşyaları almazlar. Emanet dolabı dedikleri bir bölmede duran eşyalarınızın kaybolma riski vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu telkinlerin üzerine neden pavyona gidilir diyorsanız, tanrının yasakladığı sulu sulu elmaları hatur hutur yiyen Adem Amca&#8217;nızı  hatırlatmak isterim. İnsan beşer kuldur şaşar.</p>
<hr />
<p><a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no3-soylesi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Pavyon Dosyası No: 3 &#8211; Söyleşi</a></p>
<p><a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no2-usul-erkan/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Pavyon Dosyası No:2 &#8211; Usul Erkân&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no2-usul-erkan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Filmlerde Geçen Ankara Mekanları &#8211; Bizim Büyük Çaresizliğimiz</title>
		<link>https://lavarla.com/filmlerde-gecen-ankara-mekanlari-1-bizim-buyuk-caresizligimiz/</link>
					<comments>https://lavarla.com/filmlerde-gecen-ankara-mekanlari-1-bizim-buyuk-caresizligimiz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Can Kurnaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Apr 2018 06:57:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Filmleri]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Bıçakçı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=23273</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>&#8221;Yaşamak aslında birbirinden kopuk yaşantılar arasında bağlantılar kurmaktır.&#8221; Bizim Büyük Çaresizliğimiz, Barış Bıçakçı (Sayfa 162) Bırakın filmleri haber bültenlerinde bile Ankara’ya dair bir şeyler görünce heyecanlanan birisiyim. Evlerden ırak televizyonda &#8220;Ankara’ya meteor taşı yaklaşıyor&#8221; diyen spikerin Kızılay meydanında yaptığı canlı bağlantıyı görsem Güvenpark’taki havuzun fıskiyeleri çalışıyor mu diye kamera açısından görmeye çalışırım. Adalet Ağaoğlu’nun Ölmeye [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/filmlerde-gecen-ankara-mekanlari-1-bizim-buyuk-caresizligimiz/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Filmlerde Geçen Ankara Mekanları &#8211; Bizim Büyük Çaresizliğimiz&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">&#8221;Yaşamak aslında birbirinden kopuk yaşantılar arasında bağlantılar kurmaktır.&#8221;</p>
<p style="text-align: right;"><em>Bizim Büyük Çaresizliğimiz</em>, Barış Bıçakçı (Sayfa 162)</p>
<p style="text-align: justify;">Bırakın filmleri haber bültenlerinde bile Ankara’ya dair bir şeyler görünce heyecanlanan birisiyim. Evlerden ırak televizyonda &#8220;Ankara’ya meteor taşı yaklaşıyor&#8221; diyen spikerin Kızılay meydanında yaptığı canlı bağlantıyı görsem Güvenpark’taki havuzun fıskiyeleri çalışıyor mu diye kamera açısından görmeye çalışırım. Adalet Ağaoğlu’nun <em>Ölmeye Yatmak</em>’ını, Sevgi Soysal’ın <em>Yenişehirde Bir Öğle Vakti</em> romanını edebi yargı ve hissiyatından çok Ankara’ya dair olduğu için seviyorum, sevenlerin affını dileyerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Romandan uyarlanan filmlere ise her zaman mesafeli yaklaşırım. Çünkü roman ile şekillenen hayal dünyamın hayal kırıklığına uğramasından korkarım. <em>Bizim Büyük Çaresizliğimiz</em>, mesafeleri daraltan, romanı ve filmiyle müşterek bir başarı. Barış Bıçakçı’nın yazdığı romanın aynı isimli filmi 2011 yılında Seyfi Teoman (toprağı bol olsun) tarafından çekildi. İlk filmi <em>Tatil Kitabı</em>’nda da Barış Bıçakçı’nın <em>Aramızdaki En Kısa Mesafe</em> kitabından çektiği başarılı sahneleri bayılarak izlemiştim. <em>Bizim Büyük Çaresizliğimiz</em>’in güzelliğine, filmin üzerine edilen onca söze katıldığımı belirterek; yazıda filmde geçen Ankara mekanlarını anlatacağım.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-23475 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz1.jpg" alt="" width="1024" height="435" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz1.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz1-300x127.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz1-768x326.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz1-696x296.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz1-989x420.jpg 989w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h2>Filmin 19.dakikasında: Gençlik Parkı</h2>
<p style="text-align: justify;">Sekans geçişlerinde bol bol Ankara manzarası görmemizi sağlayan film, Ender, Çetin ve Nihal’in Gençlik Parkı&#8217;nda gezinmelerini içerir. Aynı zamanda en sevdiğim Gençlik Parkı halini görmenin mutluluğunu yaşarım ince ince. Havada kar soğuğu vardır, lunaparktaki oyuncaklar müze sessizliğini taşır ve ortalıklarda kimse yoktur. Koskoca tesisi sizin için tertip edildiği izlenimi verir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-23476 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz3.jpeg" alt="" width="800" height="571" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz3.jpeg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz3-300x214.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz3-768x548.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz3-100x70.jpeg 100w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz3-696x497.jpeg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz3-588x420.jpeg 588w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<h2>Filmin 41.dakikasında: <strong>Eski Yeni</strong></h2>
<p style="text-align: justify;">Bu sahnede görünen mekan Eski Yeni’dir. Şimdiki hali hayli farklı olsa da hala nice edilmiş dansların ruhunu taşır. Çetin ve Ender, Sakin’in (toprağı bol olsun) <em><a href="https://www.youtube.com/watch?v=Xlhq-priYQE">Animal Kingdom</a></em> şarkısı eşliğinde dans bilmemenin dans etmeye engel olmadığını sergiledikleri performansı izleriz. Ardından bar tiplemesinin Nihal’i dansa kaldırışına, Çetin ve Ender’in gözlerinden içerleriz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-23478 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/2649248858_5edcef353d_b.jpg" alt="" width="1024" height="768" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/2649248858_5edcef353d_b.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/2649248858_5edcef353d_b-300x225.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/2649248858_5edcef353d_b-768x576.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/2649248858_5edcef353d_b-80x60.jpg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/2649248858_5edcef353d_b-265x198.jpg 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/2649248858_5edcef353d_b-696x522.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/2649248858_5edcef353d_b-560x420.jpg 560w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<h2>Filmin 69.dakikasında: <strong>A.O.Ç.</strong></h2>
<p style="text-align: justify;">İşte bu sahne Ankara’da büyüyenlerin çocukluğudur. Atatürk Orman Çiftliği&#8217;nden kokoreç, hamburger alınır, çiftliğin kaldırımlı yollarına park edilen arabalarda ya da ayakta hiç edilirdi. Sahne, Neşet türküsü eşliğinde bira-kokoreç yapan kahramanlarımızı içeriyor ve tabii böyle bir sahnenin yaşanmasının mümkün olmadığını bilen izleyicinin derin iç çekişlerini.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-23477 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz5.jpg" alt="" width="959" height="385" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz5.jpg 959w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz5-300x120.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz5-768x308.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/03/bizimbuyukcaresizligimiz5-696x279.jpg 696w" sizes="(max-width: 959px) 100vw, 959px" /></p>
<h2>Filmin 79.dakikasında: <strong>Ziraat Mühendisleri Odası Lokali</strong></h2>
<p style="text-align: justify;">Sahnede Çetin birasını içerken, Ender çıkageliyor. Görünen hali lokalin eski halidir, ancak manzarası ve mezeleri nefistir. Bazen <em>Bizim Büyük Çaresizliğimiz</em> turu yapayım diyerek önce Gençlik Parkı&#8217;nda gözlerimi kapatır, Eski Yeni’de açar ve Ziraat Mühendisleri Lokali’nde sarhoş olurum. Lokale gidin, bunun için ziraat mühendisi olmanıza gerek yok.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/filmlerde-gecen-ankara-mekanlari-1-bizim-buyuk-caresizligimiz/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Filmlerde Geçen Ankara Mekanları &#8211; Bizim Büyük Çaresizliğimiz&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/filmlerde-gecen-ankara-mekanlari-1-bizim-buyuk-caresizligimiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kahraman İnterna R-185</title>
		<link>https://lavarla.com/kahraman-interna-r-185/</link>
					<comments>https://lavarla.com/kahraman-interna-r-185/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Can Kurnaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Nov 2017 07:31:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[İtfaiye]]></category>
		<category><![CDATA[Polatlı]]></category>
		<category><![CDATA[YIBA Çarşısı Yangını]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=19412</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Şehrin, kahramanlarını tanıması gerekir. Şehir hala şehirse ve bu kadar güzelse, bir nebze kahramanları sayesindedir. Bu kahraman zamanında Kuğulu Parkın yıkılmasına karşı çıkmış güzel bir hanımefendi olabilir ya da eski Gençlik Parkında üç penaltıdan birini atınca eski parayla 50 milyon kazanılan oyunlarda, çocuklardan bilerek gol yediği için kovulan gönlü yakışıklı bir kaleci de olabilir. Üstelik [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/kahraman-interna-r-185/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Kahraman İnterna R-185&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Şehrin, kahramanlarını tanıması gerekir. Şehir hala şehirse ve bu kadar güzelse, bir nebze kahramanları sayesindedir. Bu kahraman zamanında Kuğulu Parkın yıkılmasına karşı çıkmış güzel bir hanımefendi olabilir ya da eski Gençlik Parkında üç penaltıdan birini atınca eski parayla 50 milyon kazanılan oyunlarda, çocuklardan bilerek gol yediği için kovulan gönlü yakışıklı bir kaleci de olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik kahramanlar her zaman bir insan olmayabilir, “çar çar çar” gibi sesler çıkarabilir. Dokunanın yandığı güzellikte bir kırmızıya sahip olabilir. Önce tanıyalım sonra sevelim mümkünse ilk çayımızı/kahvemizi şerefine içelim.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-19421 " src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/10/interna-1.jpg" width="1035" height="583" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/10/interna-1.jpg 590w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/10/interna-1-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 1035px) 100vw, 1035px" /></p>
<p style="text-align: justify;">1950’li yıllar. Polatlı’nın gelişmesine rağmen; Ankara merkez ile olan mesafesinin hala aynı uzaklıkta kaldığı zamanlar. -Evlerden ırak- bir yangın peyda olsa, alevlerin merkezden yola çıkacak araçları beklemeyeceğini anlayan yetkililer, Polatlı İtfaiye Müdürlüğünü kuruyorlar. Teşkilatın başına da Osman Sağlam Beyefendiyi getiriyorlar. Fark yaratan insanlara yakışır kalitede  bir mektup yazıyor İstanbul’a. Beyefendi olduğu için beyefendiler diye başlıyor mektubuna, üslubunun bütün inceliğiyle derdini izah ediyor. Sadece İstanbul ve Samsun için düşünülen son model itfaiye araçlarının üçüncüsü 1959 yazında Polatlı’ya geliyor. Fransa-Amerika ortak yapımı, döneminin en iyisi İnterna R-185 garajdaki diğer araçları kıskandıracak güzellikte, Polatlı sokaklarında asayişi sağlamaya başlıyor. Civarda müdahale etmediği olay, söndüremediği yangın kalmıyor kahramanımızın. Tabii bunlar kahraman olması için yeterli nedenler değil, bir itfaiye aracından beklenen de yangınlara İnterna’nın yaptığı gibi müdahale etmesidir.  Onu kahraman yapan olay için 1978 yılına gidelim.</p>
<figure id="attachment_19422" aria-describedby="caption-attachment-19422" style="width: 539px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19422" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/10/yiba-yangını-300x141.jpg" width="539" height="253" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/10/yiba-yangını-300x141.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/10/yiba-yangını.jpg 600w" sizes="(max-width: 539px) 100vw, 539px" /><figcaption id="caption-attachment-19422" class="wp-caption-text">Yı-Ba Çarşısı Yangını. 1978</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;">1978 yılında Yı-Ba Çarşısında çok ağır bir trajedi yaşanıyor. Bir gaz lambasından çıkan yangın kısa zamanda çarşının tüm katlarına sıçrıyor. Kötü bir olay meydana geldiğinde bütün aksilikler peşinden gider derler. Öyle oluyor. Müdahale eden itfaiye araçlarından birinin merdiveni bozuluyor. Yangın büyüyor. Görevlilerin açtığı bez branda yırtılıyor. Yangın büyüyor. En son hava kuvvetlerinden kalkan iki helikopter de duman ve yüksek ısıdan binaya yaklaşamadığı için civardaki itfaiyelerden yardım istemek durumunda kalıyorlar. Polatlı İtfaiyesi İnterna R-185 ile destek vermeye karar veriyor. İnterna, Polatlı’dan olay yerine tam 35 dakikada varıyor. Evet, Ankara ile Polatlı arasındaki mesafeyi hatrı sayılır kez gittim. 35 dakikada varılacak bir yer olmadığını defalarca tecrübe ettim. Ama kahramanımız gerçektir ve gerçekler her şeyin üzerindedir, 35 dakikanın bile..</p>
<figure id="attachment_19424" aria-describedby="caption-attachment-19424" style="width: 713px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-19424 " src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/10/interna-4-1024x766.jpg" width="713" height="534" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/10/interna-4-1024x766.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/10/interna-4-300x225.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/10/interna-4-768x575.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/10/interna-4-80x60.jpg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/10/interna-4-265x198.jpg 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/10/interna-4-696x521.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/10/interna-4-1068x799.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/10/interna-4-561x420.jpg 561w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/10/interna-4.jpg 1069w" sizes="(max-width: 713px) 100vw, 713px" /><figcaption id="caption-attachment-19424" class="wp-caption-text">İnterna R-185, kabin</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;">İnterna, Yı-Ba Çarşısı yangınının söndürülmesinde ve alevlerin şehre sıçramasının önlenmesinde büyük rol oynar. Tarih, sağ farına, sileceklerine, kırmızı boyasına, hortumuna ne kadar teşekkür etse kifayet teşkil etmez.</p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul ve Samsun’daki mevkidaşları çoktan hurdaya ayrılsa da Polatlı siciline kayıtlı Ankaralı İnterna R-185, hala hayattadır. Gidip görmek, Ankara&#8217;nın amel defterinde sevaptır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p><a href="https://lavarla.com/kahraman-interna-r-185/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Kahraman İnterna R-185&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/kahraman-interna-r-185/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pavyon Dosyası No:1- Tanışma</title>
		<link>https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no1-tanisma/</link>
					<comments>https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no1-tanisma/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Can Kurnaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Oct 2017 07:19:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Pavyonları]]></category>
		<category><![CDATA[Maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[Mega Show]]></category>
		<category><![CDATA[Pavyon]]></category>
		<category><![CDATA[Sarı Tutku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://lavarla.com/?p=18248</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>&#160; “Bana, insan yalnızca kendini anlayabilirmiş gibi geliyor. O da zaman zaman.” Barış Bıçakçı, Bizim Büyük Çaresizliğimiz&#8217;den.   Eski gecekondu semtlerinin ücra köşelerinde terk edilmiş evler olur. Gece vakti önünden geçilemeyen, perili ya da hayaletli gibi çeşitli efsanelere konu olan kapısı bacası olmayan korkunç evler. Ankara’nın pavyonlarını da zihnin terk edilmiş köşelerinde bulunan evlere benzetebiliriz. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no1-tanisma/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Pavyon Dosyası No:1- Tanışma&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>“Bana, insan yalnızca kendini anlayabilirmiş gibi geliyor. O da zaman zaman.”</p>
<p style="text-align: right;">Barış Bıçakçı, Bizim Büyük Çaresizliğimiz&#8217;den.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Eski gecekondu semtlerinin ücra köşelerinde terk edilmiş evler olur. Gece vakti önünden geçilemeyen, perili ya da hayaletli gibi çeşitli efsanelere konu olan kapısı bacası olmayan korkunç evler. Ankara’nın pavyonlarını da zihnin terk edilmiş köşelerinde bulunan evlere benzetebiliriz. Herkes bilir, çeşitli anlamlar yükler ancak kimse bilmez. Bu yazıya başlamadan önce belirtmek isterim ki artık pavyona gitmiyorum. Jübilemi Jübile Bar’da yaparak <span style="text-decoration: underline;">pavyon</span> defterini kapattım. Pişmanım ve deli gibi özlüyorum ancak hayat biraz da denge meselesi. İnsan aynı anda iki hayat birden yaşayamaz. Tercihim burası oldu. Pavyon nedir ve ne değildir bir yazı dizisiyle anlatmaya çalışacağım.</p>
<p style="text-align: center;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-18251 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pav.jpg" width="1280" height="720" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pav.jpg 1280w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pav-300x169.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pav-768x432.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pav-1024x576.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pav-696x392.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pav-1068x601.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pav-747x420.jpg 747w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<h2 style="text-align: left;">Pavyon Semtleri</h2>
<p style="text-align: justify;">Ankara’da pavyonları 3 semt altında ele alabiliriz. Tabii 14 ya da 15 semt de bulabiliriz ancak hepsinin ağababaları şu aşağıda belirteceğim cümlelerden çıkmıştır.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Maltepe Pavyonları</h3>
<p style="text-align: justify;">Maltepe, Demirtepe ve Tandoğan&#8217;ı kapsayan muhitten Maltepe olarak bahsedeceğim. Çünkü taksiciye “Demirtepe’ye gidelim” derseniz önce size sonra taksimetreye bakar. Saat 12’den sonra Ankaray duraklarının en az 5 tanesi artık Maltepe olmuştur. Ankara pavyonlarını bir futbol takımı olarak düşünürsek takımın Brezilyalı forvetleri bu muhitte bulunan pavyonlardır. Ankara’nın hali hazırda en popüler mekanı da burada yaşar: Mega Show. Ancak mekanlar sürekli rekabet halinde olduğu için bu durum değişkenlik gösterebilir. Bu yazıyı 2003’te yazmış olsaydım en popüler mekan için Kristal; Ankaralı Namık rahmetli olmadan önce yazmış olsaydım 06 Pavyon diyebilirdim. Mega Show için aynı zamanda en nezih pavyon da diyebiliriz. Güvenlik, vestiyer, vale gibi konularda iyidir. Konsomatris kadınlar masayı sıkboğaz etmez. Gece 1’de Bilal sahneye çıkar. Kendisi camianın en önemli sesidir. Türk Sanat Müziği söyler. Mekana gelen müşterilere öpücük atarak selamlaması ve Havai esintisi taşıyan gömlekleri ile meşhurdur. Sahne aralarında dönemin popüler yabancı  şarkıları çalınır, yurt dışından gelen dansçı ablalar sahnesinde performans sergiler. Şunu belirteyim, ilk gidişinizde ödediğiniz hesap ile sonraki hesaplarınız arasında bariz bir fark olur. Bunu da bir eşik olarak ya da hayat dersi olarak algılayabilirsiniz. Siz kapıdan girer girmez herkes sizin oraya ilk defa geldiğinizi anlar. Normalde Mega Show’da bir bardak 33 cc bira 25 lira, kuzu kavurma 35 liradır. Ama hesap geldiğinde matematik biliminden uzaklaşarak yavaşça kredi kartınızın şifresini tuşlayın. Bu ilk hesap size “Bir daha pavyona gidenin” gibi cümleler söyletmiyorsa ikinci gidişinizde hesabı sorgulayabilir, Bilal’e öpücük gönderebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Maltepe’de bulunan diğer mekanlardan Manilya, Yakut, Miami, Monamour, Şehrazat gibi pavyonlar isim olarak pavyonu kullanmaz. Kendilerine Gazino ya da Night Club derler. Öyle olmadığını bilmenizi isterim. Hepsinde kırmızı led ampuller, papyonlu garsonlar, belli bir saatten sonra elektro bağlama, ortalarda gül satan personel bulunmaktadır. Diğer semtlerde olanlardan farklı olarak ülkemiz ile Rusya arasındaki en güçlü bağlantılar bu mekanlarda cereyan eder. Rus kadınlar, her gülüşünde bir tane tarla kazanacak kadar güzeldirler. Gölbaşı, Kazan, Haymana tarafında bir tapuyu elinize aldığınız zaman tarla maliki olarak Olga, Svetlana, Helena gibi isimler görmeniz muhtemeldir. Yine Maltepe’de Reyna Gazinosu’nda Çubuklu Cem sahne alır. Şarkı söylemenin yanı sıra sahnede stand up tarzı <em>tiyatral</em> bir gösteri yapar. Alkolün tesiri midir bilmem deli gibi gülebilirsiniz, komik adamdır. Maltepe’de pavyon çıkışı işkembe ya da kelle paça çorbası pek tercih edilmez, genelde ciğerciler, kokoreççiler prim yapar. Maltepe’nin en önemli özelliği; gece orada başlayabilir ama hiçbir zaman orada bitmez.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-18252 " src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pavv.jpg" width="722" height="410" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pavv.jpg 650w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/09/pavv-300x170.jpg 300w" sizes="(max-width: 722px) 100vw, 722px" /></p>
<h3 style="text-align: justify;">Kızılay Pavyonları (Akay, Menekşe Sokak, Sakarya)</h3>
<p style="text-align: justify;">Kızılay Pavyonları, Kızılay’ın her kesime hitap etme yeteneğinden dolayı ucuzdur. Ancak bu bilgi sizin için bir önem taşımıyor. Çünkü bu pavyonlar ilk defa gelenlerden para kazanır. Akay’da ya da Sakarya’da bir pavyona oturup bira söylediğiniz zaman yanına beyaz peynir, üzüm, kavrulmuş şam fıstığı, kavun gelebilir. Siz de haklı olarak “Kardeş ben bira içiyorum beyaz peyniri ne yapayım?” diyebilirsiniz, bu durumda alacağınız cevap pavyonlarda en sık duyulan kelime olur “ikram”. Siz biranın yanında beyaz peynir yerken hesap adisyonunuza bir rakam daha eklenir. Sakarya’daki en meşhur pavyonlar Marina, Şato ve İnci’dir. Bunların birine girmiş bulunan müdavimler, geceyi ikiz kenar üçgene benzeyen bir konumda bulunan bu mekanları tavaf ederek bitirirler. Bu mekanlarda Kızılay’ın en önemli sesi olan Serap çıkar. &#8220;Mekanlar&#8221; diyorum çünkü Serap aynı gün içinde 3 mekanda da çıkar. Hacettepe Konservatuvarı birincilikle bitirdiği söylenir, her şeyin yalan olduğu bir ortamda ne kadar doğrudur bilinmez ama Serap’ın sesi harikuladedir ona kefilim.</p>
<p style="text-align: justify;">Marina’da sanatçıların arkasında; sarhoş olduğum zamanlarda dünyanın, normal zamanlarda Ankara’nın en iyi bağlamacısı Ümit çalar. Bir eliyle bağlama çalıp bir eliyle telefonundan mesaj yazabilen bir insandır. Sürekli uykusuz görünen yüz ifadesinden dolayı ek iş olarak orada olduğunu düşünürüm ama olağanüstü yetenekli bir müzisyendir ve bu gerçek her şeyin üzerindedir. Kızılay pavyonlarında oyun havası çalınmaz. Arabesk, halk türküsü, sanat müziği gibi türler sergilenir. Burada bulunan birçok Türkü Bar da esasen pavyon olarak çalışır. Mekanlar, mimari olarak birbirine hayli benzer. Hemen hepsinde loca ve masa olarak ikiye ayrılmış oturma düzeni bulunur. Piyango çıktıysa ya da 1 hafta ömrünüzün kaldığını öğrendiyseniz locaya oturabilirsiniz. Onun dışında sahne yakını bir masaya oturmanızı tavsiye ederim. Kızılay pavyonları çelik ev kapısının arkasında olur, 20-30 arası merdivenden inilerek ulaşılır. Buradaki kritik nokta şudur; mekana girer girmez hızlı ve emin adımlarla yürüyerek bir masaya oturun. Neden böyle olması gerektiğini bir gün yolunuz düşerse anlarsınız, bu konuyla ilgili merak öğesini kullanmak istiyorum. Ankara pavyonlarında tuvaletler paralıdır. Aslında değildir, sadece girişinde bir kadın elinde peçete ve kolonya ile para vermenizi bekler. Kızılay’da bulunanlar ise beklemez, salça olurlar, belki peşinizden gelirler. Para vermek durumunda kalabilirsiniz. Akay sokakta ise pavyonlar kadın erkek ilişkisi üzerine kuruludur. Burada sanat, hizmet gibi durumlar önem taşımaz. Buralara giden dayıların amacı da müzik dinlemek değildir. Ankara’nın en başarılı konsomatrisleri burada bulunur. Aynı gün içinde 5 dayıyı kendine aşık edecek kadar yeteneklidirler. 65 yaşında Esat’ta terzilik yapan bir dayıyı dünyanın en yakışıklı erkeği olduğuna inandırabilirler. Bu dayılar da torunu yaşındaki kadın istedi diye sahneye çıkıp herkesin gözü önünde salsa yapabilir, bunu kimse yadırgamaz.</p>
<h3 style="text-align: justify;">Cebeci ve Çankırı Caddesi Pavyonları</h3>
<p style="text-align: justify;">Üç sene önce her gün pavyona giden, buralarda en az iki ev parası yemiş bir dayıdan şu cümleyi duymuştum: “Oralara gidilir mi? Orası adamı yutar.” Dayının da dediği gibi Ankara pavyonlarının da bir dibi söz konusu. Bu dip, kardeş semtler Cebeci ve Çankırı caddesi pavyonlarıdır. Burada viski, votka, cin satılmaz; istenirse ücreti mukabil tekelden alınıp masaya konulur. Rakı ve oyun havası üzerine kurulu bir düzendir. Sahneye çıkıp kadınlarla oyun havası oynamak bir çeşit gösteriştir. Kristal, Parliement, Anadolu en meşhur olanlarıdır. Eğer ilk gidişiniz ise matematik bilimini unutarak sakince cüzdanınızı masaya bırakıp gidebilirsiniz, onlar kart şifrelerini bulabilirler. Pavyonlar arasında renklerin sıfat savaşı vardır. Sarı Tutku, Sarı Ece, Esmer Tutku en meşhur olanlarıdır. Masaya kadın çağıran bir müşteri onun içkisini ödemek ile mükelleftir. Bu içkiye piyasada “bayan içkisi” denir. Beyaz şarap bardağında bir adet bira içerse ortalama 40 lira, Miller marka bira içerse 110 lira hesaba eklenir. Sonsuz sayıda içebilme yeteneğine sahip olduğu gerçeğini bilmeniz gerekir. Herkesin yalan söyleme ve herkesin bu yalanlara bilerek inanma yeteneğine sahip olduğu semtlerde, gece ve birçok şey mutlaka burada biter.</p>
<hr />
<p style="text-align: justify;"><a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no2-usul-erkan/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Pavyon Dosyası No: 2 &#8211; Usul Erkan</a></p>
<p><a href="https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no1-tanisma/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Pavyon Dosyası No:1- Tanışma&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/pavyon-dosyasi-no1-tanisma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ankara Der Ki; Tanıdın mı Beni?</title>
		<link>https://lavarla.com/ankara-der-ki-tanidin-mi-beni/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ankara-der-ki-tanidin-mi-beni/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Can Kurnaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Jul 2017 07:39:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Kuğulu]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya]]></category>
		<category><![CDATA[Seğmenler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://lavarla.com/?p=12140</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Ben Ankara’nın 5 kapısından en yalnız olanıyım, gelirken ya da giderken genelde uyuyor olursun ama hafızanda yer ettiğimi biliyorum, tanıdın mı beni? Seğmenler Parkı&#8217;nda ayağının takıldığı çim sulama aparatıyım aynı zamanda. Düşsen de canın yanmaz, her yer mis gibi çim sonuçta. Ben İtfaiye Meydanında yayları biraz eskimiş üçlü koltuğum, birazdan kalkıp Kurtuluş’ta bir öğrenci evine [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankara-der-ki-tanidin-mi-beni/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara Der Ki; Tanıdın mı Beni?&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ben Ankara’nın 5 kapısından en yalnız olanıyım, gelirken ya da giderken genelde uyuyor olursun ama hafızanda yer ettiğimi biliyorum, tanıdın mı beni?</p>
<p style="text-align: justify;">Seğmenler Parkı&#8217;nda ayağının takıldığı çim sulama aparatıyım aynı zamanda. Düşsen de canın yanmaz, her yer mis gibi çim sonuçta.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben İtfaiye Meydanında yayları biraz eskimiş üçlü koltuğum, birazdan kalkıp Kurtuluş’ta bir öğrenci evine doğru  yol alacağım.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben Sakarya’da bira sonrası uğradığın adana dürümcüsüyüm, karşımdaki binada türkü söyleyen bir ablayla, <em>headbang</em> yapan bir delikanlıyı aynı karede görebiliyorum. Üstelik meydanda toplanan Ankaragüçlülerin seslerini de duyabiliyorum. Tanıdın mı beni?</p>
<p style="text-align: justify;">Ben Panora’daki canti mağazalardan biriyim, belki yakınlarda şıkır şıkır bir elbise almak için uğrarsın bana.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben Batıkent&#8217;in sakinliğiyim, Macunköy metro durağında inen üç beş kişiden biriyim.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben Dikmen’in yokuşuyum, Or-an’la ilgili yapılan esprili sohbetlerim.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-13061 " src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/IMG_1420-Edit-1024x683.jpg" width="746" height="498" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/IMG_1420-Edit-1024x683.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/IMG_1420-Edit-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/IMG_1420-Edit-768x512.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/IMG_1420-Edit-696x464.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/IMG_1420-Edit-1068x712.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/IMG_1420-Edit-630x420.jpg 630w" sizes="(max-width: 746px) 100vw, 746px" /></p>
<p style="text-align: justify;">“Nerede o eski Ayrancı Pazarı?” diyen teyzeyi hayal kırıklığına uğratan yeni pazarım, Maltepe Pazarı&#8217;nda korsan CD, bit pazarında vatkalı bir ceketim. Elini çabuk tutman gerekir çünkü her şeyden sadece bir taneyim.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben öğrencisinin de şoförünün de “hocam” olduğu ODTÜ dolmuşuyum, bundan uzağı olamaz dedikçe Eskişehir’e kadar yaklaşan üniversite kampüsleriyim, ayazda pek sevmeyeceğiz birbirimizi.</p>
<p style="text-align: justify;">Tak tak taka tak? Bence bu sefer  tanıdın beni, çünkü ben Atatürk Orman Çiftliği&#8217;nde kokoreç döven satırlardan yakışıklı olanıyım.</p>
<p style="text-align: justify;">Lunaparktaki  roller coasterın tahta raylarıyım, şimdi yenisini yapıyorlar diye açmazsın değil mi arayı?</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca Gençlik Parkı’nda kendini Karayip Adaları&#8217;nda hissetmen için göletin altına serilmiş turkuaz muşamba da benim.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-13060 " src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/IMG_0706-Edit-2-1024x683.jpg" width="724" height="483" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/IMG_0706-Edit-2-1024x683.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/IMG_0706-Edit-2-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/IMG_0706-Edit-2-768x512.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/IMG_0706-Edit-2-696x464.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/IMG_0706-Edit-2-1068x712.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/03/IMG_0706-Edit-2-630x420.jpg 630w" sizes="(max-width: 724px) 100vw, 724px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Ben Kuğulu Park&#8217;ım, bir güzellik yarışması tertip etseler Güvenpark ve Seğmenler Parkı&#8217;yla beraber kafa kafaya oynarım. Ama kusura bakmasın Kurtuluş Park&#8217;ından daha yakışıklıyım.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben Olgunlar&#8217;da kalın bir kitabım. Belki KPSS&#8217;ne, belki İngilizce&#8217;ne yardımcı olacağım.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben Milli Kütüphane’nin kapılarını açma saatiyim. Şu uzun kuyruğa bakınca bu ülkenin geleceğinde umut var dediğini duyar gibiyim.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben Eymir Gölü&#8217;nün kenarında güneşlenen ağaç dalıyım, keyfim yerinde ancak bisikletinle takılır düşersin diye bir o kadar tedirginim. Hem Seğmenlerdeki  kadar konforlu bir düşüş olmaz bu. Tanıdın mı beni?</p>
<p style="text-align: justify;">Konur Sokak’ta edilmiş sohbetlerin en koyusuyum, şu etrafımızdaki insanları bir yerden tanıyor gibi değil miyiz?</p>
<p style="text-align: justify;">Ankara Üniversitesinde İnek Bayramı’yım, Hacettepe’de bahar şenliğiyim, Bilkent’in otoparkına girmeye çalışan bir serçeyim.</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı zamanda  Akün Sahnesi’nde görülen takım elbiseli beyefendi de benim. Hanımefendi de Büyülü Fener’in müthiş tasarlanmış çıkış merdivenlerinde seyir etmekte.</p>
<p style="text-align: justify;">Maalesef Aşti’nin taksileriyim, bu hayatın bir gerçeğiyim.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama Kızılay’da üst geçit de benim. Belki bir oyuncak alırsın, belki keman dinlersin bilmiyorum ama gözün gönlün açılır, üst geçitten geçmeyi seversin.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben adres tarif ederken sadece Konya, Eskişehir, İstanbul ve Samsun yolunu kullanan dayıyım. Bu dört yoldan bulamayacağın hiçbir yer olmadığı görüşündeyim.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben Anıtkabir’in girişindeki asker kulübesiyim. Galiba askerleri güldürmeye çalışan çocuk da sensin. Tanıdım seni!</p>
<p style="text-align: justify;">Ben havaalanı yolundaki apartmanların dış cephesiyim. Merak etme sadece yola bakan cephemiz aynı yoksa diğer cephelerde savaşı biz kazandık.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben Sincan düğünlerinde bir elektro bağlamayım, damağıyla elektro bağlama sesi çıkaran çocukların olduğu yerde yaşarım.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben Yaşamkent’in, Elvankent’in, Beysukent’in  esas kente olan uzaklığıyım.</p>
<p style="text-align: justify;">Üstelik Esatlardan küçük olanıyım.</p>
<h5 style="text-align: justify;">Tanıdın mı beni?</h5>
<p><a href="https://lavarla.com/ankara-der-ki-tanidin-mi-beni/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara Der Ki; Tanıdın mı Beni?&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ankara-der-ki-tanidin-mi-beni/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Şey Ankara Operası&#8217;nda Başladı: Luciano Pavarotti</title>
		<link>https://lavarla.com/her-sey-ankara-operasinda-basladi-luciano-pavarotti/</link>
					<comments>https://lavarla.com/her-sey-ankara-operasinda-basladi-luciano-pavarotti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Can Kurnaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Jul 2017 07:08:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Opera Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Pavarotti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://lavarla.com/?p=16605</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Yaşı yirmiden az olanların, bilemeyeceği bir zamandan söz ediyorum size, Ankara o zamanlar, pencerelerimizin altına kadar sarkıtırdı leylaklarını.                                    (Giacomo Puccini’nin 1896 tarihinde yaptığı 4 perdelik La Boheme temsilinin giriş kısmı. Ankara yazan kısmını da ben 2017’de ekledim. Bu altın vuruş aramızda sır olarak kalabilir.) 1983 yılının baharında, Münih’te düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması&#8217;nda bir adam çıkar [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/her-sey-ankara-operasinda-basladi-luciano-pavarotti/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Her Şey Ankara Operası&#8217;nda Başladı: Luciano Pavarotti&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h6 style="text-align: justify;"><em>Yaşı yirmiden az olanların, bilemeyeceği bir zamandan söz ediyorum size, Ankara o zamanlar, pencerelerimizin altına kadar sarkıtırdı leylaklarını.</em></h6>
<h6 style="text-align: justify;">                                   (<em>Giacomo Puccini’nin 1896 tarihinde yaptığı 4 perdelik La Boheme temsilinin giriş kısmı. Ankara yazan kısmını da ben 2017’de ekledim. Bu altın vuruş aramızda sır olarak kalabilir.</em>)</h6>
<p style="text-align: justify;">1983 yılının baharında, Münih’te düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması&#8217;nda bir adam çıkar sahneye. Üzerinde balık sırtı gibi parlayan beyazdan bir smokin, ayağında ejderha derisinden bir ayakkabı, gözünde Chuck Norris’in can alıcı filmlerinde taktığı gözlüklerden bir gözlük, usulca sokularak mikrofonu alır eline. Herkes sahnedeki beyefendinin yarışmaya Malta’dan veyahut İsviçre gibi çok gelişmiş bir ülkeden teşrif ettiğini düşünür. Ancak sahnedeki bu güzel adam, ülkemizin değerlerinden Çetin Alp’tir. Abimiz cebinden çıkarttığı bayrağımıza bir öpücük kondurduktan sonra şarkıya girer: “Opera, opera, opera, opera, coşkun aryalar, la laaay laa laaaay laaay laaa laaay”.</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer ülkeler, bizim opera sevgimize inanmamış olacak ki kirvemiz Bulgaristan, Romanya, Almanya dahil kimse puan vermez. Yarışmadan sıfır puan alarak evine dönen Türkiye, operaya bir müddet küser. Oysa çoğu ülkenin konudan bi&#8217; haber olduğu zamanlarda Ankara Tatbikat Sahnesi&#8217;nde <em>Figaro’nun Düğünü</em>’nün, <em>La Traviata</em>’nın en ciddi temsilleri sergilenir. Bu yazıda size operanın sadece bir belediye otobüsünün tabelasında kayan bir durak adı olmadığını, dünyanın en ünlü tenorunun 1960’lı yıllarda Ankara sokaklarında fink attığını, belki Ulus’ta kırmızı şarap içtiğini (benim tahminim) anlatacağım. Nevi şahsına münhasır Pavarotti.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-16608 " src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/06/1342772914_673e5357a2_o.jpg" width="756" height="353" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/06/1342772914_673e5357a2_o.jpg 600w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/06/1342772914_673e5357a2_o-300x140.jpg 300w" sizes="(max-width: 756px) 100vw, 756px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Dünya’nın en iyi tenoru kimdir sorusu birçok göreceye açık, meşhur soru kalıplarından biridir. Bu sorunun cevabı Placido Domingo olabilir ya da Jonas Kaufmann, tam olarak bilemiyorum. Pavarotti için bir nitelikte bulunacaksak bu en iyi değil en ünlü olmalıdır. Sadece belli bir zümreye ait insanların dinlediği bu sanatı, herkesin rahatlıkla dinleyebileceği bir ferahlığa kavuşturması onu çok değerli bir sanatçı yapmakta. George Michael’dan Bono’ya, James Brown’dan Mariah Carey’e kadar birçok müzik türünün temsilcisi ile düet yapmış, operanın insanlara dokunabildiğini kanıtlamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-16610 " src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/06/1337265079_a5dcd7812b_o-1024x203.jpg" width="801" height="159" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/06/1337265079_a5dcd7812b_o-1024x203.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/06/1337265079_a5dcd7812b_o-300x60.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/06/1337265079_a5dcd7812b_o-768x152.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/06/1337265079_a5dcd7812b_o-696x138.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/06/1337265079_a5dcd7812b_o-1068x212.jpg 1068w" sizes="(max-width: 801px) 100vw, 801px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Yurdumuzda ise 1960’lı yıllar batı müziği eserleri açısından oldukça zengin, doyurucu ve örnek ölçeklerde temsil edilir; sergileyenin kalitesi, izleyicinin alkışı en üst seviyelerde birbirini bulurdu. Durumu ete kemiğe büründürmek açısından şöyle bir örnek vereyim: Bir modacı, Milano Moda Haftası’nda yarattığı eserlerin arz-ı endam etmesini ne kadar ister? Bence çok ister. İşte Ankara Opera ve Balesi de kendi kulvarında saygın bir teşkilat olarak bilinen, batı ülkelerinde opera sanatı ile ilgilenenlerin sahnesine çıkmak istediği bir dünyadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu istek ve arzu ile olaya yaklaşan İtalyan Büyükelçiliği, kurumun ileri gelenlerine İtalya’da yeni yeni ünlenen bir sesten bahseder, Luciano Pavarotti!</p>
<figure id="attachment_16609" aria-describedby="caption-attachment-16609" style="width: 534px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16609" src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/06/NWS_20130802_EPE_024_28455941_I1-300x294.jpg" width="534" height="523" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/06/NWS_20130802_EPE_024_28455941_I1-300x294.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/06/NWS_20130802_EPE_024_28455941_I1-428x420.jpg 428w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/06/NWS_20130802_EPE_024_28455941_I1.jpg 620w" sizes="(max-width: 534px) 100vw, 534px" /><figcaption id="caption-attachment-16609" class="wp-caption-text">Luciano,1966</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;">Pavarotti’nin sinek kaydı tıraş olduğu, saçlarını sağa değil de sola taradığı zamanlardan, aklınıza gelen görüntüsünden 45 kilo daha zayıf olduğu zamanlardan, elmacık kemiklerinin elma renginde ve bir makas alınacak kadar tatlı göründüğü zamanlardan bahsediyorum. Gerekli görüşmelerden sonra Luce, <em>La Boheme</em> müzikalinde Rodolfo karakterini canlandırmak için 1963 yılında Ankara’ya gelir. Bu gelme eyleminden yıllar sonra <em>La Stampa</em> gazetesine verdiği röportajında üstat, kelimesi kelimesine şunları söylemiştir &#8220;Mesleğime Ankara Operası’nda başladım diyebilirim. <em>La Boheme</em> operası ile sahneye çıktım ve coşku ile selamlandım. Dopdolu opera salonlarında performans sergiledim.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Ankara’da bir eylemde bulunmak yetmez, o eylemin nasıl sonuçlandığı da girizgah kadar önemlidir. Luciano Pavarotti için durum öyle olur, Ankara’ya nasıl geldiği, Ankara’da neler yaptığından çok Ankara’dan nasıl ayrıldığı ile ilgili spekülasyonlar günümüze değin tartışılmıştır. Dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e “diktatör” dediği için gönderildiğini iddia edenler, sesinin yetersiz bulunup tüm eserleri bir alt tondan seslendirdiği ve bütün orkestrayı uğraştırdığı için gönderildiğini iddia edenler, zaten 3 sahne için anlaşıldığını, anlaşma bitince ülkesine geri döndüğünü iddia edenlerin arasında hiçbiriyle ilgilenmediğimi; odamın tavanına bakarak Pavarotti’nin Ulus sokaklarında gazete kağıdına sarılı şarabı ile Zeki Müren’den <em>Koklasam Saçlarını Bu Gece</em>’yi söylediğini iddia ediyorum. Aksini kim kanıtlayabilir?</p>
<p><a href="https://lavarla.com/her-sey-ankara-operasinda-basladi-luciano-pavarotti/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Her Şey Ankara Operası&#8217;nda Başladı: Luciano Pavarotti&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/her-sey-ankara-operasinda-basladi-luciano-pavarotti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İtibarı Gönüllerde, Tabelası Hafızalarda: Maltepe Pazarı</title>
		<link>https://lavarla.com/itibari-gonullerde-tabelasi-hafizalarda-maltepe-pazari/</link>
					<comments>https://lavarla.com/itibari-gonullerde-tabelasi-hafizalarda-maltepe-pazari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Can Kurnaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jun 2017 08:00:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Maltepe]]></category>
		<category><![CDATA[Pazar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://lavarla.com/?p=13960</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Maltepe Pazarı ile ilgili söylenecek onca söz, edilecek onca sohbetten önce hangi Maltepe Pazarı&#8217;ndan bahsedeceğimi belirtmek isterim zira gerçek pazarın itibarı gönüllerde, tabelası hafızalardadır yanlışlık olmasın. Şimdilerde eski havagazı fabrikasının yerine kurulan, benzinci tabelasına benzeyen bir tabeladan okunan pazardan bahsetmiyorum. Orası da güzeldir, mutlaka birilerinin hikayesinde yer etmiştir, mutlaka güzel günleri olmuştur, ancak bizim pazarımız [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/itibari-gonullerde-tabelasi-hafizalarda-maltepe-pazari/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;İtibarı Gönüllerde, Tabelası Hafızalarda: Maltepe Pazarı&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Maltepe Pazarı ile ilgili söylenecek onca söz, edilecek onca sohbetten önce hangi Maltepe Pazarı&#8217;ndan bahsedeceğimi belirtmek isterim zira gerçek pazarın itibarı gönüllerde, tabelası hafızalardadır yanlışlık olmasın.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdilerde eski havagazı fabrikasının yerine kurulan, benzinci tabelasına benzeyen bir tabeladan okunan pazardan bahsetmiyorum. Orası da güzeldir, mutlaka birilerinin hikayesinde yer etmiştir, mutlaka güzel günleri olmuştur, ancak bizim pazarımız eskisidir.</p>
<figure id="attachment_15803" aria-describedby="caption-attachment-15803" style="width: 960px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15803 size-full" src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/18528082_616474348561708_3575790324092258960_n.jpg" width="960" height="632" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/18528082_616474348561708_3575790324092258960_n.jpg 960w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/18528082_616474348561708_3575790324092258960_n-300x198.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/18528082_616474348561708_3575790324092258960_n-768x506.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/18528082_616474348561708_3575790324092258960_n-696x458.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/18528082_616474348561708_3575790324092258960_n-638x420.jpg 638w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /><figcaption id="caption-attachment-15803" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Hasan Hüseyin Doğan</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;">Ankara&#8217;da teknoloji, moda ve hayallerin herkesten önce Maltepe Pazarı&#8217;nda bulunduğu zamanlardı. Gazetelerin altın sarısı VCD Playerları 70 ya da en fazla 80 kupona verdiği zamanlardan, pazarın eteklerine kurulu korsan film tezgahlarından batı sineması hakkında fikir sahibi olduğumuz zamanlardan, Nokia 6600&#8217;ın peynir ve ekmekle beraber en çok satılanlar listesinde bulunduğu zamanlardan, biraz daha geriye gidersek belimizde 45&#8217;lik magnum tabanca gibi taşıdığımız walkmanlerde Michael Jackson&#8217;ın <strong>History</strong> kasetinin çaldığı zamanlardan bahsediyorum. Herkes bilirdi ki zaman her ne getirirse önce Maltepe Pazarı&#8217;nda satılırdı. Samuray kılıcından, Adidas&#8217;ın daha piyasaya sürülmemiş ayakkabılarına. Orijinalleri bin dolardan başlayan eğitim cd&#8217;lerinden (pazarda 3 tanesi 5 milyondur), sivri külah üflemeye yarayan borulara kadar her şey burada bulunurdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Pazar ile tanışmam sivri külah sayesinde olduğu için onu belirttim. Sizin de bildiğiniz gibi henüz Ankara&#8217;da bir deniz keşfedilmedi. Bu yüzden yaptığım kağıttan gemileri 40 santimetre karelik leğenlerde yüzdürmek saçma geliyordu. Ancak mutlaka kağıttan bir şeyler yapmam gerekiyordu, böylece ben ve tayfam kağıttan sivri külah yapma işine girdik. Afrika&#8217;nın kabilelerinde avcılık yapan dostlar gibi bir boru yardımıyla külahları önce birbirimize sonra Dünya&#8217;ya doğrultarak ateş edecektik. Böyle saçma amaçlara bile aracılık eden pazarımız; sanki Ankara&#8217;nın neye ihtiyacı varsa önceden düşünmekle mükellef gibiydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Maltepe Pazarı&#8217;na Kumrulardan geçip Semih Balcıoğlu parkından tırmanmayı severim, tayfam da Maltepe Camii tarafından tırmanmayı sever. Uzaktan savaş meydanını andıran bir hali vardır pazarın. Üzerinde &#8220;Kapaklı Panasonic&#8217;lerde kampanya&#8221;, &#8220;Nike eşofman alana çorap bedava&#8221; yazan bayraklarla katıldığı bu savaşta Ankara&#8217;nın düzenli, disiplinli tarafı karşısında çok fazla şansı yoktur. Esnafın ve pazar halkının her gün giriştiği bu mücadele bize sevilmenin ön koşulunu hatırlatır. Sevmek, pazarı severiz.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-15802 " src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/3072373364_4e9a5ffd4e_z.jpg" width="753" height="501" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/3072373364_4e9a5ffd4e_z.jpg 640w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/3072373364_4e9a5ffd4e_z-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/3072373364_4e9a5ffd4e_z-631x420.jpg 631w" sizes="(max-width: 753px) 100vw, 753px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Simetriden bihaber barakaların altında kaos mevcuttur. Gözlerinizin hafızaya kaydetmede zorlanacağı materyaller mümkünse her yerdedir. &#8220;Abla yıkayınca daha açar bu,&#8221; &#8220;Bana gelişi zaten 15 lira,&#8221; &#8220;Vantilatör yok ama çok güzel çay kaşıklarım var,&#8221; &#8220;Daha ucuzunu bulursan bedava vereceğim,&#8221;ler havada uçuşur. Bir köşede halk arasındaki adı farklı olan halka tatlısı satılırken diğer köşede pazarın ağır toplarından Kral Müzik, dönemin popüler şarkılarına sev verir. Güneş önce Anıt Spor&#8217;un tezgahındaki dambıllara vurur sonra tüm pazara yayılır. Akşam olunca herkes tezgahını toplar evine götürür, geriye kalan demir yığınını görenler o gün Amerikan tekstil dünyasıyla, Japon teknoloji dünyasıyla kafa kafaya (tabii bizim için) mücadelenin verildiği yerin burası olduğuna ihtimal vermezler.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi bunları yazarken bir gözümle pazardan hatıra boruma bakıyorum. Üfürdüğüm külahları hatırlıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">2006&#8217;nın Temmuz ayında, kepçesinin boyu binaları geçen iş makineleri pazarın önüne geldiğinde orada olsaydım hiç düşünmez borumu ağzıma dayar, külahımı mavililere doğru var gücümle üfürürdüm. Ancak mavililer akıllı adamlardır, bizim call of duty cd&#8217;leri ile, çakma Barcelona formalarıyla, dambıllarla, çay kaşıklarıyla tepki göstereceğimizi bildikleri için pazarı kapalı olduğu gün (pazartesi) yıktılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Maltepe Pazarı ile ilgili söylenecek her söz, edilecek her sohbetten sonra söylemek isterim ki pazar artık yok. O yüzden itibarı gönüllerde, tabelası hafızalardadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Not: Gördüğünüz üzere yazıda pazarın kanlı canlı bir fotoğrafı yok. Uzun uzun arayışlar sonuçsuz kaldı. Bir süre Maltepe Pazarı&#8217;nın, herkesin rahatlıkla görebildiği bir rüya olduğunu düşündüm çünkü ciddi anlamda fotoğrafı yok. Eğer bulmamız mümkünse sevgili pazar severler, bunu bizimle paylaşabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/itibari-gonullerde-tabelasi-hafizalarda-maltepe-pazari/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;İtibarı Gönüllerde, Tabelası Hafızalarda: Maltepe Pazarı&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/itibari-gonullerde-tabelasi-hafizalarda-maltepe-pazari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şehrin Hüzünlü Durumları</title>
		<link>https://lavarla.com/sehrin-huzunlu-durumlari/</link>
					<comments>https://lavarla.com/sehrin-huzunlu-durumlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Süleyman Can Kurnaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 May 2017 06:17:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[AŞTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Hüzün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://lavarla.com/?p=14453</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>“Eğer bir şeyi seviyorsan, onun seni mutsuz da edeceğini bilmen gerekir. Çünkü bu hayatta her zaman mutlu olunmaz, ama sevmekten vazgeçmemelisin çünkü sevilmenin ilk koşuludur sevmek!” (Yüksel Caddesi simitçisi Selçuk Abi’nin, zeytinli poğaçadan zeytin çıkmadığını söylediğimde verdiği cevap) Yekta Kopan’ın röportajında okumuşsunuzdur. Ankara’da denizin olmayışını “Haklılar. Ankara’da deniz yok. O yüzden ömrümüz denize değil, birbirimizin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sehrin-huzunlu-durumlari/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Şehrin Hüzünlü Durumları&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>“Eğer bir şeyi seviyorsan, onun seni mutsuz da edeceğini bilmen gerekir. Çünkü bu hayatta her zaman mutlu olunmaz, ama sevmekten vazgeçmemelisin çünkü sevilmenin ilk koşuludur sevmek!”<br />
</strong><em>(Yüksel Caddesi simitçisi Selçuk Abi’nin, zeytinli poğaçadan zeytin çıkmadığını söylediğimde verdiği cevap)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Yekta Kopan’ın röportajında <a href="http://lavarla.com/yekta-kopan-neredeysem-oranin-merkezinde-ankara-vardir/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">okumuşsunuzdur</a>. Ankara’da denizin olmayışını <strong>“Haklılar. Ankara’da deniz yok. O yüzden ömrümüz denize değil, birbirimizin gözlerine bakarak geçti”</strong> cümlesiyle açıkladı. Ben bu yazıyı okuduğumda iş yerindeydim, yumruk yaptığım elimi havaya kaldırıp istemsizce “goool” diye bağırmışım. Sanki deplasmanda, İzmirspor’a ya da İstanbulspor’a rövaşatayla gol atmış Ankaraspor’un bir taraftarı gibi. Öyleyiz, bu şehri taraf olacak kadar çok seviyoruz. Yaşattığı ve bahşettiği onca güzelliğin ardında mutsuz da oluyoruz. Bu yazıda şehrin hüzünlü zaman dilimlerinden bahsedeceğim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-14457 " src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/FILISTIN-CADDESI.jpg" width="679" height="452" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/FILISTIN-CADDESI.jpg 620w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/FILISTIN-CADDESI-300x200.jpg 300w" sizes="(max-width: 679px) 100vw, 679px" /></p>
<h6><strong>114 Otobüsünün 23:00’da Filistin Caddesinden Geçtiği Zaman</strong></h6>
<p style="text-align: justify;">23:00 bahsi geçen otobüsün son seferidir. Gün boyunca Ankara sokaklarında ralli yapar gibi savrulan otobüs günün o saatlerinde yorulmuştur. Ulus’tan son yolcularını alıp Kırkkonaklar&#8217;a doğru yavaş yavaş yol alır. Kırkkonaklar, Ankara’nın eski gecekondu semtlerinden biridir. Eski diyorum çünkü gecekondularının yerinde şimdi 4 ya da 5 katlı, inşaat tozu henüz gitmemiş binalar bulunur. Ancak eski bir alışkanlığı silmek o kadar kolay değildir. Alelade bir ormanın içine saklanmış Şirinler Köyü gibi Kırkkonaklar&#8217;ın derinliklerinde de gecekondular sayıca fazladır. 114 otobüsünün 23:00 seferinde bulunan yolcular, bu derinliklerin sakinleridir. Ulus, Sıhhıye ve Kızılay’dan binen sakinler genellikle özel sektörün en özellerinde çalışan, beden gücüyle para kazanan eşimiz dostumuz, kardeşlerimizdir. Bütün günün yorgunluğunu  oturduğu otobüs koltuğunda, ağır ağır kapanan göz kapaklarının altında sergiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Otobüsün güzergahı açılımı zor bir paradokstur. İran Caddesi&#8217;nden devrilip Filistin Caddesi&#8217;nin girişinde belirir, film bundan sonra başlar. Filistin Caddesi, bahsettiğimiz saatlerde tabiri caizse yanıyordur. Ankara’nın en canti caddelerinden biri olan ismiyle tezat Filistin Caddesi, birçok barı, meyhaneyi, diskoyu, ışıl ışıl mekanları bünyesinde barındırır. Saatler 23:00’ı geçtiğinde sanki gün yeni başlıyormuş gibi bir havası vardır. Meyhanelerde kim arar söyle kim arar vefasız olanı kim ararlar yükseldiğinde, ışıl ışıl mekanlarda gözü alan, yanar döner kokteyler diplendiğinde, diskolarda eğlencenin sokaklara taştığı sırada; yorgun 114 otobüsü en az onun kadar yorgun yolcuları ile Filistin Caddesi&#8217;ne giriş yapar. Son model arabaların park etme savaşında ufak çaplı oluşan trafikte caddenin bitmesi hayli uzun sürer. İşte hüzün budur. Otobüs camlarından, Fashion Tv’nin yılbaşı özel programını izliyormuş gibi izleyen yolcular, caddenin bitmesini belki günün bitmesinden daha çok istiyorlardır. Çünkü otobüs camının diğer tarafından yolcular da gayet net görülmektedir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-14458 " src="http://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/5197715889_7e1dc237d9_o-1024x755.jpg" width="696" height="513" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/5197715889_7e1dc237d9_o-1024x755.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/5197715889_7e1dc237d9_o-300x221.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/5197715889_7e1dc237d9_o-768x566.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/5197715889_7e1dc237d9_o-80x60.jpg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/5197715889_7e1dc237d9_o-696x513.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/5197715889_7e1dc237d9_o-1068x788.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2017/04/5197715889_7e1dc237d9_o-570x420.jpg 570w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></p>
<h6><strong>Kocatepe Camii&#8217;nden Sabah Ezanı Yükseldiği Zaman </strong></h6>
<p style="text-align: justify;">Sabah ezanı, saba makamından okunur. Halk arasında ya da sohbetlerde derbeder makamı olarak bilinir. İnsana dertli, hüzünlü bir duygu sevk ettiği; ezandan sonra yavaş yavaş yükselen güneş kadar gerçektir. Bu güçlü duyguyu Türkiye’de bulunan 84 bin camiinin tamamı her sabah rahatlıkla verir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak Kocatepe kadar olduğunu sanmıyorum. Kızılay’ın tepesinde, en az Mordor Kulesi kadar görkemli bekler sizi. Her gün ve her koşulda Kızılay’da beliren milyona yakın ayak izini izliyor gibi ancak pek de umurunda değilmiş gibi bekler. Sabah ezanı saatinde, otobüs seferlerinin çoktan bitmiş olması, bahsi geçen milyona yakın insanın renkli rüyalar safhasında olması, gündüz vakti yürümekte zorlandığınız sokaklarda, bir başınıza kalmanıza neden olur. O saatlerde Kızılay’da bulunuyorsanız çok güçlü bir nedeniniz vardır diye düşünüyorum. Büyük bir eğlencenin sonu, orta halli bir günahın ortası ya da bir hüznün başındasınızdır. Bu hüzün Derbeder makamından giriş yapar, önce Konur ve Selanikler&#8217;in ikincisine, Kızılırmak’a, Olgunlar’a dolduktan sonra sizi bulur. Asıl amacı namaz kılmaya davet etmek olsa da eski sevgiliyi, kötü giden aile bağlarını, gelecek kaygısını akla getirir.</p>
<h6><strong>Aşti Giden Yolcu Peronlarında Beklendiği Zaman</strong></h6>
<p style="text-align: justify;">Hareket saati gelen otobüs kaptanlarının dikkatine anonsu ile başlayan hüzün, göz yaşına kadar varabilir. Aşti’nin, şöyle güzel yıkansa geçecek kirli bir havası vardır. Uykulu ve asık suratlı yolcular, bir o kadar mutsuz yastık ve çay satıcılarının arasında insanın kendini iyi hissetmesi hayli güçtür. Ancak asıl darbe sevdiğin bir insanın gitmesi ya da sevdiklerini bırakıp gitmektir. Bu gibi durumlarda, koltuk arkası ekrandan ulaşabileceğiniz Vega-Ankara şarkısından uzak durmanızı tavsiye edebilirim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sehrin-huzunlu-durumlari/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Şehrin Hüzünlü Durumları&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/sehrin-huzunlu-durumlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
