|
Getting your Trinity Audio player ready...
|
En ufak bir yağmurda aralarına su dolan kırık kaldırım taşlarına basmadığınızda ve paçanıza su sıçramadığında kendinizi kutluyor musunuz? Ben kutluyorum.
Haziran başında da yazın gelişini kutlamak için parka gittim. İş çıkışı ağaçların altına uzandım ve birkaç dakika sonra üstüme kuş pisledi. O an çok öfkendim, kendimi kolonyayla yıkadım. Söylendikçe söylendim. Kuşlara kızarız, üstümüzden pisliği temizlerken söyleniriz ama günün sonunda biliriz ki bu tamamen biyolojik bir şuursuzluk ve yerçekimi meselesidir. Kuşun frontal lobu yoktur; bir güvercin sizinle göz göze gelip, alanını işaretlemek veya size üstünlük kurmak için o eylemi yapmaz. Onunki tamamen doğanın, sindirim sisteminin ve yerçekiminin sıradan bir döngüsüdür.
Kırık kaldırım taşları yüzünden belediyeye söylensem de taşların yerlerini ezbere bilmek bana kente ait hissettiriyor. Her ne kadar kaldırımda yürümek, en çok da kışın, Rus ruletine dönüşse de kentin izlerini takip etmeyi çok seviyorum. Şehirle arama giren, düşünce akışımı bozan beyaz, zaman zaman sarı köpüklü sıvıyla göz göze gelene kadar.
Kaldırımın tam ortasında “kkhh-tü” sesini çıkararak yerçekimiyle ve bizimle sıvı paylaşımı yapan koca koca adamların açıklaması ne? Onlarınki de kuşlar gibi frontal lob eksikliği olamaz, değil mi?
“Erkek gibi tükürme Rose, kendin gibi özgürleş!”
Çocukken erkek yaşıtlarımın düzenlediği popüler bir yarışma vardı: En uzağa tükürmek. Kazanan, mahallede “erkek” sayıldığı bir prestijli bir ödüle sahip olurdu. Elbette kola, gazoz gibi yan ödüller de vardı ama onlar erkekliğin yanında ne ki?
Titanic filminin tükürme sahnesini hatırlarsınız. Sahnede Jack, Rose’a bu eylemi öğretirken ona “erkek olmanın getirdiği özgürlüğü” vadeder. Erkekler için her toplumda bu bir rahatlık ve güç gösterisidir. Rose’un “erkek gibi tükürmeye” çalışması, ataerkil sistemde ancak erkeksi davranışları taklit ederek özgürleşebileceğine dair bilinçaltı kabulünü gösterir mi, ne dersiniz?
Ataerki, tarih boyunca kamusal alanı yani sokakları, meydanları kısaca dış dünyayı erkeğe; evin içini ise kadına ayırmıştır. Yere, dışarı ve uzağa tükürmek, kamusal alanı pervasızca sahiplenmenin ve oraya iz bırakmanın en ilkel yollarından biri. Kadınların kamusal alanda tükürmesi büyük bir tabu ve “hanımefendiliğe yakışmayan” bir durum olarak görülürken, bir erkeğin “erkek gibi tükürmesi” o alanı domine ettiğinin görsel bir kanıtı olarak kabul edilir.
Rahmetli Jack, her ne kadar iyi niyetli ve sistem karşıtı bir karakter olsa da bu sahnede Rose’a sokak kültürünü ve “gerçek hayatı” öğreten eril bir otoritedir.
Erkekler sağa sola tükürürken biz mahalledeki kızlar ip atlardık. Mahallenin kızları farklı spor dallarına yönelip hayatlarını kolektif yönde ilerletti. Erkek arkadaşlar da futbolcu olamamanın hüznüyle biraz dağıldılar.
Asfalttaki “Şampiyonlar Ligi”
Bu korkunç eylemin nasıl bu kadar normalleştiğini, hatta bir “kabadayılık” nişanesi olduğunu Western filmlerinde veya bir futbol maçını birkaç dakika izleyerek görebiliriz. Futbol, günümüzde sokağa tükürme eyleminin en büyük halkla ilişkiler kampanyasından biridir. Dünyanın en çok kazanan, en çok örnek alınan erkekleri, ağır çekimde çimlere tükürürler. Ekranda bu durum bir medeniyetsizlik değil; efor, ter, savaşçı ruh ve maç ateşinin bir parçası gibi sunulur. Sahadaki “savaşçı erkek” bu eylemiyle “kazanmak için ciğerimi öyle bir parçaladım ki, içimdeki fazlalığı söküp atıyorum” mesajı verir. Üstelik formalarını çıkarttıklarında gördükleri ceza silsilesi içinde sahayı tükürük gölüne çevirmenin hiçbir cezası yoktur.
Hal böyle olunca, sabah işe yetişmeye çalışan, akşam işten çıkıp evin bütün yükünü sırtlayan ya da mahallede volta atan o genç erkek asfalta tükürdüğünde, bilinçaltında o savaşçı futbolcu imgesine sığınıyor olabilir. Acaba o an kafasında Şampiyonlar Ligi marşı çalıyor mudur? O iğrenç “kkhh-tü” sesini duyunca otomatik olarak benim zihnimde çalıyor çünkü. Sanki hayata karşı o kadar büyük, o kadar yıpratıcı bir mücadele vermiştir ki o balgam onun çocukken olamadığı futbolculuğun hayali madalyasıdır. Sokak onun yeşil sahasıdır, stadyumudur. Ve biz kadınlar o sırada kanalı değiştiremeyiz. Erkeklerin oyun alanındaki mecburi seyircisi oluruz. Paçalarımıza kırık kaldırım taşlarının sularının sıçrama riskine karşı bir de o tükürük eklenir.![]()
Pandemiyle tükürüğe son
Canımın içi kadınlar tarih boyunca erkeklerin yarattığı sorunlarla baş etmek zorunda kaldılar. Tükürme meselesinin “durdurulamaz bir erkek doğası” olduğu palavrasını tarihteki eylemlerde görüyoruz. 19. yy’da kadınların başlattığı bir kampanya ile New York’ta yerlere tükürmek yasadışı hale gelmiş. Yazının bir bölümünde şöyle diyor:
“Dönemin tıp dünyası, ölümcül bir akciğer hastalığı olan tüberkülozun (verem) havaya karışan kuru tükürük partikülleri yoluyla yayıldığını yeni yeni anlamaya başlamıştı. Halk sağlığı yetkilileri Dr. Hermann Biggs ve Dr. T. Mitchell Prudden, bu ölümcül alışkanlığı durdurmak için cesur bir adım atarak kamusal alanlarda yere tükürmenin yasaklanmasını ve buna uymayanlara para cezası verilmesini önerdiler. Bu fikir, ilk başta büyük bir dirençle karşılaştı. O dönem birçok insan, nereye isterlerse oraya tükürmeyi kişisel bir özgürlük ve hatta ‘erkeksi bir hak’ olarak görüyordu.”
Gelelim 21. yüzyılda yaşanan pandemiye…
Herkesin birbirini bir virüs olarak görüp kaçtığı pandeminin ilk aylarında, havada uçuşan tek bir damlacığın hayatımıza mal olabileceğini öğrendiğimizde sokaklara aniden inen medeniyeti hatırlıyor musunuz? Yıllarca “tutamıyorum, ne yapayım” diye savunulan o sokağa tükürme eylemi bir anda nasıl da kesilmişti. Maskelerin altında o tükürükler nasıl da güzel yutulmuştu.
Çağımızdaki salgın bize şu gerçeği bir kez daha gösterdi: Erkekler sokağa tükürmekten vazgeçebilir. Onları durduranın medeniyet, ilerleme gibi kaygılar değil; hayatlarına kasteden bir virüs olması ve ceplerinden çıkacak para cezası korkusu olduğunu gördük. Erkeklik, eril tahakküm o hesaplı ve bilinçli işgal yüzünü bize bir kez daha gösterdi. 19. yüzyılda para cezasıyla önüne geçilen hastalık çağımızda da aynı durumda kesilmeye çalışıldı.
Yine Covid pandemisi sırasında Hint bir çift, “kamusal alanda tükürmeyi bırakın” diyerek ülkeyi dolaşmaya çıkmış. Çift 2010 yılından beri bunun mücadelesini veriyormuş. Yazının bir yerinde Raja, bir adamın kendisine, “Sana ne oluyor? Burası babanın malı mı?” dediğini söylüyor.
Erkekliğe hiçbir şeyin işlemediğini görmeye devam ediyoruz.

Ama ülkemizde tükürenleri Alo 181 Çevre ve İklim Değişikliği Hattı’na şikayet edip 8.700 TL ödemelerini sağlayarak hakkımıza sahip çıkabiliriz.
İsteyen Şampiyonlar Ligi finalini kendi evinin lavabosunda oynayabilir.




















