|
Getting your Trinity Audio player ready...
|
Türkiye’nin 5’inci üniversitesi olarak temelleri 1956 yılında atılan Orta Doğu Teknik Üniversitesi bu yıl 70’inci sene-i devriyesini kutluyor. 70’inci yıl pek çok açıdan farklı bir rüzgarla karşıladı bizi. Eskiyi yeniden anmanın, yeniyi eskiterek anlamanın arasında, dönemine tanık olmuşlar açısından en önemli gelişme ODTÜ Sanat Günleri’nin “ODTÜ Sanat 70” olarak geri gelmesi oldu. ODTÜ, bildiğiniz üzere betondan döktüğü kayığı, bozkırda yeşerttiği ormanıyla nam salan teknik bir üniversite. İkinci Dünya Savaşı sonrası yeniden şekillenen dünya nizamında yeri belli memleketin, kalkınma için ihtiyaç duyduğu teknik kadroların yetiştirilmesi amacıyla kurulmuş ve kurumsallaşmış bir okul. Dolayısıyla mimarlık ve mühendislik fakülteleri çekirdeğinde kurumsallaşan üniversitenin farklı bölümlerinde okumanın, okutmanın sancısı hep baki ve hoş bir seda olarak kalmış bu gök kubbe altında.
Fakat ODTÜ her zaman farklı alan ve uğraşlara (kimisini tasarlaya, isteye kimisine gönlü olmasa da elinden bir şey gelmeye) alanlar da açmış bir üniversite. Bu anlamda, öğrenci toplulukları kendi başına bir tarihçe yazar. Onların kendi yıl dönümleri var (Bkz. ODTÜ Oyuncuları). Kurumsal açıdan ise Müzik ve Güzel Sanatlar Bölümü (MGSB); 1993 yılında kurulan ve video alanında yarattığı etki nedeniyle 2009 yılında 20. Ankara Uluslararası Film Festivali kapsamında “Kitle İletişim Ödülü” almış GİSAM (Görsel ve İşitsel Araştırmalar Merkezi); 1995 yılında yayına başlayan Radyo ODTÜ ise teknik alanlar dışında ODTÜ öğrencisinin kendi rotasını bulmak üzere yola çıktığı patikalar açmış tarihimizde. GİSAM görsel sanatlar açısından “Anten bağlasak Türkiye’ye yayın yapacak alt yapı var bu binada” diye övünülen bir nüveydi ben Ulus Baker’den ders alırken. Bu zemin üzerinde Körotonomedya gibi oluşumlar filizlenmişti.
Bu patikalar sayesinde bugün, mezun ya da değil sanatın farklı alanlarında çalışmalarını sürdüren pek çok ODTÜ’lü biliyoruz.
ODTÜ Sanat ise, 2013 yılından sonra “plastik sanatlar sergisi” olarak anılacak bir sergi merkezinde bir aya yayılan etkinlikleri kapsayan görkemli bir hadiseydi. İlk adımları 1999 yılında atılmış ve 2013 yılından itibaren ODTÜ Sanat olarak kurumsallaşmıştı. Sadece ODTÜ öğrenci ve mensupları için değil Ankara açısından da önemli bir buluşma noktasıydı. Kariyerlerinin farklı aşamalarındaki sanatçılar açısından Türkiye’deki buluşma noktalarından biriydi. Bu nedenle günümüzde kimi sanatçıların biyografilerinde, ilk sergi olarak “ODTÜ Sanat” referansına rastlamak mümkündür. Bunun yanı sıra, sergilenen eserlerin satışından elde edilen gelir ise ODTÜ öğrencilerine burs olarak geri dönüyordu. ODTÜ, sergilenen kimi eserleri koleksiyonuna alarak (müzesi gibi) pek de bilinmeyen bir birikim yapıyordu.
Görkemli 60

ODTÜ Sanat’a dair bir bellek olarak 2009 yılından 2019’a kadarki programlar hala erişilebilir. Bizim kuşağımız açısından bu etkinliklerin en görkemlilerinden biri, ODTÜ’nün 60’ıncı kuruluş yıldönümüne denk gelen 2016 yılında, “Türkiye’de Son Altmış Yılda Sanat” temasıyla düzenlenen ODTÜ Sanat 17 olmuştu. Türkiye’de sanatın 60 yılda izlediği “süreçler, değişimler, gelişmeler, üretim ve tartışma bağlamlarını” temsil etmeyi amaçlayan Bakış/Look başlıklı sergi kapsamında 83 farklı sanatçının eserleri ODTÜ’de sergilenmişti.
Bu etkinlikler kapsamında, Hava Kuvvetleri Bandosu ve Cazın Kartalları Orkestrası ve Yıldız İbrahimova ve ODTÜ Caz Öğrencileri Korosu ortaklığıyla ODTÜ’nün 60’ıncı kuruluş yılı için bestelenen “60. Yıl Marşı” da ilk kez seslendirilmişti.
Takati kalmamış veda
Bu önemli etkinlik bir maraton olarak 20 yıl sürdü ve 20’incisinin düzenlendiği 2019 yılında son buldu. Sonraki yıl dünya pandemiye teslim olmuştu. Böylesi bir küresel kapanmanın yarattığı boşluk, 2016 yılından sonra okulda yaşanan yönetim kriziyle de buluşunca ODTÜ Sanat’a “teknik” nedenlerle, derdimizin bir olmadığı ama hepsine de dertlenmeye takatimizin kalmadığı bu dönemde veda ettik.
Eski yeni mi? Yeni eski mi?
Bu yıl ODTÜ’nün 70’inci kuruluş yıl dönümü vesilesiyle, 28 Mart ve 4 Nisan tarihleri arasında ODTÜ Sanat 70 olarak geri geleceği duyurulan ODTÜ Sanat, anısı böylesine görkemli bir etkinlikti bizim açımızdan. Tanıtımı çerçevesinde “kampüsü yeniden çok katmanlı bir kültür ve sanat buluşmasına dönüştürürken, Ankara’nın kültür-sanat hayatına da güçlü bir katkı” sunacağı takdimiyle duyuruldu. Gerçekten de program kapsamındaki etkinlikler kampüsün geneline katman katman yayılıyordu. Bu katmanların Ankara’yla kurduğu ilişki de gözden kaçmıyordu. Bu temasın en görünürü, Kolektif Molektif kurucusu Ekin Kılıç Ezer ve Özbir Erciyas’in, Ankara Apartmanları’nın desteğiyle kampüs geneline yerleştirdikleri, Ankara’daki kentsel dönüşümden kalan kapılar üzerine işledikleri yıkım belleğine dair işlerden oluşuyordu.

Ben de 29 Mart Pazar gününü etkinlikleri izlemeye ayırdım. Benim için de uzun zamandan sonra ODTÜ’de geçirdiğim tam bir gün oldu.
Öncelikle, UrbanWalks Ankara ekibi 181’inci yürüyüşlerini ODTÜ’de gerçekleştirdi. 2020 yılından bu yana Cemre Gökpınar ve Cem Dedekargınoğlu ortaklığında düzenlenen yürüyüşlerin bu müstesna yürüyüşü mesafe olarak rotalarının en kısası olmasına karşın ODTÜ mimarisinin katmanlarına dair özenli bir anlatı kurduğu için 3 saat sürdü.

Ardından Karaca Yiğit Pehlivanlı ve Nothenews girişimiyle 2024 yılının hemen başında sahne açan kolektif dinleme etkinlikleri serisi O Şarkı’nın “Kampüsteki En Sevdiğin Rotayı Hatırlatan O Şarkı” oturumuna katıldım. Kolektif, bu konseptte üç ayrı oturum daha gerçekleştiriyordu.

Yeni ODTÜ Sanat etkinliklerinin en önemli yeniliklerinden biri ise tüm takvime yayılan, katılımcılarının arasında ODTÜ’lü ve Ankaralı sanatçıların öne çıktığı panel ve atölyelerdi. Programda yer alan 11 panelden (ve şansıma en çok merak ettiğim) “Mahalle, Kolektif ve Tasarımın Demokratikleşmesi” başlıklı oturum pazar gününe denk geldi.

Şinasi Tek moderatörlüğünde; 2022 yılın kurulan Yermekan (Hazel Kılıç ve Zeynep Üçöz), 2024 yılında çalışmalarına başlayan New Music Space (Ezgi Demirel) ve Noesis Collective (Onur Sancu ve Cihan Akgün), 2022 yılında çevrimiçi dijital bir yazı çizi platformu olarak yayın hayatına başlayan Çapak (Esra Oskay ve Seniha Ünay) panelin katılımcıları arasındaydı.
Kurumsal temsillerin ve kurumsallaşmanın kaçınılmaz olarak kurduğu kanonların ötesinde; edebiyat, fotoğraf, heykel, müzik ve video gibi alanlar ama özellikle bu alanların kesişimindeki çalışmalara yer açmak için bir araya gelmiş dört oluşum, Ankara’nın pandemi sonrası oluşan yeni ve ortak mekanları hakkında geniş bir panorama sunuyordu.
Bu oturumdan not defterime düşenleri şöyle özetleyebilirim.
Noesis’ten Cihan, yaratıcılık üzerine bir sorgulamadan hareket ettiklerini fakat bu sorgulamanın salt felsefi ya da akademik bir yerden başlamadığını, bilakis kendi deneyimlerinden dertlendikleri bir mesele olduğunu masaya koyduktan sonra oluşumlarını “Kendi başına evde otururken bir şeyi açıp izlemek, dinlemek değil bir araya gelerek üzerine konuşarak, beraber deneyimlemek” arayışı olarak tanımladı.
Yeni müzik için açtığı alanın amacını; yaşadığımızı hissetmek, birlikte üretmek ve bunu dışarıya yansıtmak olarak tanımlayan Ezgi ise bir şeyi yıkmak ya da kurmak gibi bir amacı olmadığını, anlamını sadece üniversite eğitimi çerçevesinde bulan sanatla ilgili uğraşların kendi kuracağımız oyun alanlarında yaratıcılıkla beslenmesinin önemli olacağını söyledi. Mesele, “Eğer beraber bir şey yapmak istiyorsak o zaman yapmamız gereken beraber bir şeyler yapmak” kadar basitti.
Yermekan’dan Hazel ve Zeynep ise sanat yapmayı ayrı bir edim olarak görmediklerini ve bu uğraşıları gerek kendi yaşamlarında gerekse de Ankara’da gündelik hayatın içinden konumlandıracak bir alana duydukları ihtiyaçla yola çıktılarını anlattı.
Çapak’ın yolculuğu ise akademi ve (kurumsal) sanat alanları arasında bölünmüş ve sıkışmış bir konumdan çıkmaya yönelik bir arayış olarak başlamıştı. Merkez dışında kalan ve belki de bu konumları nedeniyle arşivlenmeyen, kayıt altına alınmayan sergileri (ve dolayısıyla çeperdeki sanat üretimine) merkez dışında bir alan açmak üzere bir araya gelmişlerdi. Bu doğrultuda bugüne kadar Ankara ve Düzce ortaklığında Antalya, Batman, Diyarbakır, Eskişehir, İzmir, Şırnak, Tekirdağ, Tunceli, Yalova ve Zonguldak yerelleriyle ilişkilenerek kurumsal merkezlerden sanata ve sanatçıya dair kurulan mitleri aşındıracak, merkezi çoğaltarak dağıtmak için bir zemin açmaya çabalamışlardı.
Yazı biterken tarih yeni(den) başlıyor

Günün kapanışını ise başka bir köşede, SİTOP (ODTÜ Sinema topluluğu) tarafından bu yıl 27 – 29 Mart tarihleri arasında düzenlenen ODTÜ Sinema Festivali’nin kapanış etkinliğin olan, yönetmen Pelin Esmer’in katılımıyla U3 – Necdet Bulut Amfisi’nde gerçekleştirilen O da Bir Şey mi (2025) film gösteriminde yaptım. U3’ten bakarken, yeniden başlayan ODTÜ Sanat’a dair bir kısım tartışmanın sürdüğünün de farkında olduğumu not edeyim yazının sonuna gelmişken. Benim izlediğim ikinci günde öğrenci katılımının beklenenden düşük olması düzenleyenler açısından bir gündemdi. Etkinliklerin ara sınavlar haftasına denk gelmesi, yeterince duyurulmadığına ilişkin kaygıların ardından “ama” olarak ifade ediliyordu. Bu gibi değerlendirmeler için sanıyorum henüz erken. ODTÜ Sanat tekrar rayına girdiğinde, gelecek senelerden bugünlere bakacak olanlara sözü bırakmalı.

















