“Çoğu insanın yanında huzursuzsunuz ve kedilerle konuşmak gibi inanılmaz bir yetenek geliştirdiniz. Onlar da size yanıt veriyor ve yan yana oturup çok normal diyaloglar yürütebiliyorsunuz.”
Haruki Murakami

Kediler, evimizin sahibi, şarkılarımızın ve kitaplarımızın başkahramanı. Hayatımıza bir kere soktuk ve artık onlarsız bir gün düşünemiyoruz. Kedileri evcilleştirdik mi bilmem ama kedilerin bizi evcilleştirdiği kesin. İki gün evden uzak kalamaz olduk. Onlar ev arkadaşımız, ev sahibimiz.

Lavarlanın editörleriyle etkinliklerimize katıldıkça tanışmış olabilirsiniz, ama bizim arkamızda kocaman bir pati ordusu var. Bugün artık sizin de onlarla tanışma vaktiniz geldi. Karşınızda Lavarla’nın patileri keskin editörleri.
(Her kedinin hikayesi sahibinin ağzından yazılmıştır.)

Sanço:

Kendimi Don Quijote sanmıyordum elbette ama o kesinlikle bir Sancho Panza idi. Sanço ismine alışana kadar kimileri için Panço kimileri içinse Manço oldu. İş yerinde doldurulması zorunlu aile bildirim formlarına yazdım kendisini kabul etmediler. Halbuki masrafı insan evladından çoktu. Otobüsle seyahat etmek istedim, otobüse alınmayıp otogarda bir elimde valiz bir elimde Sanço ile kalakaldım. Koca otobüsten bir kişi itiraz etmedi bu duruma, halbuki ben onların saatler boyu ağlayan çocuklarına ses etmemiştim. Evde kedi istemediği için Sanço’nun eve gelmesiyle eş zamanlı komşunun muhabbet kuşunu eve getiren annem ise şimdilerde elinde yem torbasıyla mahallenin kedili teyzesine dönüştü. Muhabbet kuşu kafesinden çıkıp uçmak yerine evde volta attı,  Sanço da ona saldırmak yerine kuş üstüne yürüdükçe korkup kaçtı. Ve yel değirmenleriyle savaşımız böyle başladı.

Evde sürekli sizi alkışlayan bir kediniz olduğunu düşünün. Tebrik mi ediyor protesto mu belli değil.  (Hepinizin yerine sakalından öpüyorum merak etmeyin)

Mücver & Karacık:

Sabah kahvaltımı kontrol eder çeşnicibaşı hazretleri Mücver hanım. Ağzına layık bulduklarını çaktırmadan patiyle çekip kendine almayı da ihmal etmez. Bir yerde yazıyordu, “Eski Mısır’da kediler kutsal kabul edilirdi ve kediler bunu hiç unutmadı” diye. İşte Mücver de kanepe başında sfenks pozu vererekten o günleri yad eder. Evde hala yeni yerler keşfedebiliyor kendisi. Yeni keşif: Mutfak kaloriferinin tepesi! Bi de eriyor orada…. Karacık ise ayrı bir mesele… Fotolarda çıkmamasından ötürü ya varlığını bilmiyor kimse ya da üvey evlat muamelesi gösteriyoruz diye kızıyor bize. O kapkara bebeden beyaz tırnaklar nasıl çıkıyor bilmiyorum. Ama barnakla basarsam çıkıyor yoksa çıkarmaz öyle yani.

Saleb-i:

Sahlep 3 ev değiştirdikten sonra kalıcı yuvasına benimle kavuştu. Kediler mekan değişikliği sevmezler bilirsiniz, yeni evine pek mutlu girmedi Sahlep de. Daha önce kedi bakmamış olmanın verdiği tecrübesizlikle bu mutsuzluk birleşince epey zor günler geçirdik. Hayatımda en çok babanemin homurdandığını duymuşumdur. Sahlep babaneme bin basar. Sahlep homurdanmıyor sokurdanıyor. Yapma Sahlep MEAAVĞĞĞ. Hayır Sahlep ĞĞĞĞĞ. Kedilerin seslerini kelimelere döken bir alet olsaydı, Sahlep buraların en ağzı bozuk kedisi seçilebilirdi. Oysa anneme hep mır, annem için ise tam bir hanım hanımcık kız.

Bir ilişkinin başlama biçimi nefretse sonu aşka dönüşür derler. Zaman içerisinde bizim ilişkimiz de aşka, karşılıklı öpüşmelere, sarılmalara dönüştü ve ben yediğim dayakları o da eski kötü günleri unutmaya karar verdik. Sahlep eve mutsuz girdi şimdi mutlu, Sahlep olarak girdi ama şimdi Salebi. Sahlep söylemesi çok zor bir kelime, o yüzden menülerde düşülen hataya biz gönüllü düşerek kendisine önceleri Salep, sonraları ise Saleb demeye başladık. Ama o b’nin bir bitişi var, yanında bir de i var sanırsınız. Sahlep oldu Salebi bize. Yeni sayfamızda mutsuz Sahlep değil mutlu Salebi’nin patileri var.

Balbebek:

Daha önce kaplumbağa dışında bir hayvanımız olmamıştı. Çok farklı ve çok güzel bir duyguymuş evinde iletişimde bulunabileceği bir canlı bakmak. Bana en çok bunu öğrettiği için teşekkür ediyorum Balbebek’e. Yazlıktayken hep evde olduğu için çok maskaralık yapamıyor. Fakat saklanmayı ve deliklere girmeye bayıldığı için kitaplara konu olacak maceralar sığdırabiliyoruz yaz tatiline. Yazlıkta olduğumuz birgün bir anda ortadan kaybolmuştu. Hepimiz telaşlanıp sokağa koşmuştuk çünkü çevreyi bilmiyordu. Sonra çıka çıka evin içindeki şömineden çıktı. Orada uyumuş kalmış. Maç izlediğimizde televizyon ekranına saldırıyor ve pati atıyor. Çünkü futbolcular pas vermiyor ve bu duruma sinir oluyor Balbebek.

Geçenlerde babam salondaydı, ben de odamda. “Gülce” diye bana sesleniyordu. Ses verdim cevap vermedi, yanına gittim bir baktım bana değil Balbek’e sesleniyormuş. Bizi karıştırmış, istemsiz olarak 😀 Evin küçüğü olduğumuz için olabilir sanırım. Biz balbeği 3.kardeşimiz gibi görüyoruz zaten. Evimizin balbebeği o.

Gypsy:

İran kedisi, tam bir piremsesdi Gypsy. Bizi kendisinin kölesi sanıyordu galiba. Gel dediğimizde gelmez, kendi istemedikçe asla sevdirmezdi. Mama kabının boş olduğunu görmedim, minik minik üstten tırtıklar, azalınca eklememizi beklerdi kontes hanım. Piremsesimiz aynı zamanda tam bir maceracıydı, gezip görmeye çok meraklıydı, küçük hanımı yazlıkta zapt edemeyince sonunda bir tasma aldık ve uşakları olarak her gün dışarıda gezdirmeye başladık. Bu ufak gezilerden dolayı çok yorulup günün geri kalanında uyurdu. Geceleri uyku tutmadığı zaman da kölelerinden, bizlerden gece saat kaç olursa olsun sevilmeyi beklerdi, aksi takdirde kulağımızın dibinde durmaksızın guruldar, tırnaklarını sırtınıza geçirir hatta yüzünüze otururdu. Tüm bunlara rağmen kendisi tam bir hanımefendiydi, asla tırmalamaz, hırçınlık yapmazdı. Kuşlara olan merakı yüzünden camdan atlamasıyla  talihsiz bir şekilde kaybettik ama her zaman benim için çok özel kalacak ve her hatırladığımda tebessüm etmemi sağlayacak.

Çakılberry:

Kucağımızda bir bebek gibi sarıp sarmalayıp eve getirdiğimizde uyur durumdaydı Çakıl’ım. Anne-baba edasıyla hatırlıyor insan bebekliğini. Ortadan kaybolduğunda yatakta bir şekilde nevresimin içine (yorganla nevresim arasına) girer. Tatlı tatlı uyumaya gelip yorganı üstünüze çektiğiniz anda ya da uykunun en derin yerinde ve gecenin bir vaktinde sinsice bekleyen sivri dişleri harekete geçer ve tek hamleyle ayağınızda hissedersiniz o dişleri. Acıdan zıplarken neredeyse tavana kadar yükselirsiniz.

Bununla da bitmez. Şoku atlatamadan yatağın içinde amansız bir savaş başlar. Çakıl hanım artık vücudunuzun neresini kaparsa kâr sayar. En son bohçalayıp bi şekilde oturma odasına atarsınız. Uyku kaçar tabii ki ve saatlerce mecbur oyun oynarsınız onunla farkına bile varmadan. Ertesi gün iş yerinde siz uyanık kalmaya çalışırken O misler gibi uyur.

Çiko, Çakkıdı, Çakılberry, Çipçip, Çikoko gibi birçok isim takarak çağırdığımız ve evinde kedi ile yaşayan herkes gibi kendimizi “ben onun sahibiyim” şeklinde kandırdığımız Çakıl o koca gözlerini açıp masum masum bakınca zaten hayır diyemeyiz ki.

Tarçın:

Üniversiteye başladım, nasıl yalnızım nasıl yalnızım anlatamam. Birde yurtta falan da kalmıyorum, direkt tek başıma eve çıkmışım. Dönem arası oldu Ankara’ya geldim, doğum günüm, kutlayacağız ama babam ortalarda yok. Hediye faslına geçtiğimizde geldi, elinde kedi box’ı. Doğum yapınca çocuğunu kucağına ilk defa alan anne modundaydım. Box’dan çıkardım, her yeri çiş, kaka içinde. Temizledim, pakladım, uyku girmedi gözüme rahat ettirebiliyor muyum diye. Annemler o haylaz haydudu benden daha çok sevdiklerini savunarak yanlarına aldılar.

Bir final haftası telefonum çaldı, arayan veterinerimiz; “Gizem hanım, Tarçın operasyondan çıktı, durumu gayet iyi, bilgilendirmek istedik.” Teşekkür edip kapattıktan sonra annemi aradım. Bizim kedi köpek gibi, tasması var gezdiriyoruz. Tasmadan kurtulmuş kaçmış, bütün gün arayıp bulamamışlar. Sabah balkonun kapısını açtıklarında kapının önünde Tarçın. Yerden kaldırmışlar ki kan sızıyor birkaç yerinden. Veterinerimize göre birden fazla köpekle kapışmış, baya da sıkı savaşmış ki tırnaklarının arasından birkaç farklı köpeğe ait deri parçası çıkarmışlar.

Daha gece biz eve girip ışığı açana kadar ayağımızın arasından sıyrılıp kaçma ve apartmanda bir koca gün saklanıp bize kayıp ilanları hazırlatana kadar oradan çıkmama hikayeleri var ama o konulara hiç girmeyelim. Çünkü bu Tarçın. Hikayeleri kitap olacak cinsten.

Gece:
Gece ile tanışma hikayem hayatımın zor bir sürecinde gerçekleşti. Gece, kardeşi ve annesi bir arkadaşımındı. Arkadaşım tatile gittiğinde kedilere bakabilmek için anahtarı almıştım. Bir gün berbat bir durumdaydım ama bir yandan da kedileri düşünüyordum. Yavrular küçüktü ve mama bekliyorlardı. Derken o an kalktım ve anahtarı kapıp ev arkadaşım ile kedilere bakmaya gittik. O günkü ruh halime o kadar iyi gelmişlerdi ki artık bir terapi unsuru olarak hayatımda yer almalıydı. Ve artık benimle.
Çok asil bir kedidir Gece. Bana çok yanaşmaz ama hiç beklemediğim zamanda kucağıma gelip avuçlarımın içine kafasını yerleştirir. Anlarım ki sevgi gösterme saati gelmiş.

Lavarla’dan kamu spotu tadında mesaj: Satın almayın sahiplenin, sokaktaki canlar gördüğünüz gibi birbirinden cins.

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here