Ankara’da doğup büyüdüm. Bu şehrin sokakları yaşanmışlıklarla dolu benim için. Bunlardan biri, hayatımın yönünü tümüyle değiştirdi. Bundan üç buçuk yıl kadar önce bir gün, Eryaman’da otobüs durağına doğru yürürken bir ilan dikkatimi çekti: Etimesgut belediyesi bünyesinde minyatür kursları veriliyordu. Fatma Alparslan’ın verdiği bu kursa kaydoldum ve 33 yaşında, hayatta yapmayı istediğim şeyin minyatür olduğunu fark ederek çok kısa bir süre sonra yaptığım diğer işleri geride bıraktım.

Minyatürle uğraşanlar ve ilgilenenler bilirler ki, sadece İstanbul’da yaşayan minyatür sanatçıları ve öğrencileri değil, tüm Türkiye’de minyatür yapanlar, illaki ve hatta tekrar tekrar İstanbul minyatürleri de yaparlar. Minyatürle özdeşleştirilen şehir, pek çok şey gibi minyatürün ve minyatür eğitiminin de merkezi olan ve her şehirden daha çok resmedilmeye değer bulunan İstanbul’dur.

Ben de bu öğrenilmiş çaresizlik gereği ilk şehir minyatürümde İstanbul’u çalıştım. Bu çalışma benim için çok öğretici oldu elbette, fakat kendimi ait hissetmediğim, sokaklarında pek az anımın olduğu bu şehri tasvir etmek, bunun beraberinde getirdiği yabancılaşma hissini de tattırdı bana.

Belki de bu sebeple, hemen akabinde bir Ulus minyatürü yapmaya koyuldum. Bu minyatürde, Ankara Kalesi, Ankara Palas, Suluhan Çarşısı, Çengel Han, Hacı Bayram Veli Camii, Şengül Hamamı ve Mehmet Akif Ersoy Müze Evi’ni tasvir ettim.

Bu minyatürü, Tarih Vakfı’nda çalıştığım sırada, Ankara üzerine çok önemli çalışmalar yapan Hakan Kaynar’ın “Ankara’nın Duygusal Tarihi” başlıklı konuşmasının afişinde kullandım. Hakan Hoca’nın konuşmasının ardından, Lavarla’dan, afişteki minyatürün bana ait olduğunu öğrenen Doruk Erdal yanıma geldi. Beni Lavarla’yla buluşturan ve Pusu’la haritasına giden yolu açan kişi can dost Doruk oldu.

Bu karşılaşmadan bir süre sonra, Doruk bana Ankara’nın ilk keşif haritası olması planlanan Pusu’la’nın çizimlerini yapmak isteyip istemediğimi sordu. Büyük bir heyecanla kabul ettim, çünkü böyle bir çalışma Ankara kültürüne katkıda bulunacak, haritaya yerel bir doku verecek ve de Kanuni döneminde yaşayan Matrakçı Nasuh’a da bir saygı duruşu olacaktı. Matrakçı Nasuh, Kanuni ile beraber çıktığı Irakeyn seferinde İstanbul ile İran-Irak arasında geçtikleri bütün yerleşim yerlerini “kartografik minyatür” denilen tarzda resimlemiş ve bu minyatürlerini de içeren kitabında minyatür haritalarını bu yerlere gelen asker ve seyyahlar için hazırladığını belirtmişti. Yani bu coğrafyada  ilk “keşif haritaları”nı hazırlamıştı.

Bu bağlamda Pusu’la, kartografik minyatür ve keşif haritalarının çağdaş bir örneğini oluşturacaktı. Haritada yer verilecek mekânlar Lavarla ekibi tarafından belirlenmiş, Lavarla yazarlarının mekânlarla ilgili deneyimlerini aktardıkları o harikulade metinler kaleme alınmıştı. Geriye bunları minyatürün dilinden tasvir etmek kalmıştı.

Pusu’la’nın iki yüzünde bulunacak olan Çankaya ve Ulus haritaları ile Barış Bıçakçı’nın armağanı olan parklar rotasının çizimlerini yaparak ve daha sonra da bu zeminleri boyayarak işe başladım. Geleneksel sanatlarda ve bu çerçevede minyatürde, kâğıdı beyaz olarak değil, “nohudi”, yani nohut renginde kullanmak esastır. Bunun sebebi, beyaz kâğıdın çabuk kirlenmesi ve gözü yormasıdır. Başka bitkilerin yanı sıra çay ve sonraları da kahve, kâğıda bu rengin verilmesinde kullanılmıştır. Ben de bu geleneğe uygun olarak harita zeminlerini çay ve kahve kullanarak boyadım.

Çay ve kahve ile boyama tekniği kullanmak hem biçimsel ve teknik açıdan minyatür geleneğiyle ilişki kurmamı mümkün kıldı hem de haritayı dijital bir görünümden uzaklaştırarak ona “organik” bir görünüm vermemizi sağladı.

Zeminleri hazırladıktan sonra, harita üzerine yerleştirilecek imajları çizdim ve geleneksel minyatür tekniklerini kullanarak boyadım. Harita zeminlerini ve üzerlerine yerleştirilecek imajları ayrı ayrı çalışmamın sebebi, grafik tasarım aşamasında bunun bize esneklik sağlayacak olmasıydı.

Elbette, haritanın bir kapağı da olmalıydı ve işin en zorlu kısmı buydu. Başlangıçta kapağa bir toynağında simit, diğer toynağında Ankara kart tutan kravatlı bir keçi figürü yerleştirdik. Fakat daha sonra bu fikirden vazgeçilerek, zemin olarak çalıştığım Ankara kalesi kapağa yerleştirildi. Kapağın çerçevesinde ise geleneksel Seymen kıyafetlerinden unsurları dekoratif bir görünümde birleştirerek kullandık.

Bunların ardından, Pusu’la’nın grafik tasarımını herhangi bir ücret talep etmeden üstlenen Garaj Tasarım’dan çok sevgili Derya Gurs ile birlikte ayrı ayrı çalıştığım bütün unsurları bir araya getirdik. Ve sonuç olarak ortaya, bu coğrafyada köklü bir geçmişi olan kartografik minyatürlerden bir yenisi ve Ankara’nın ilk keşif haritası olma özelliğini taşıyan Pusu’la ortaya çıktı.

Benim Pusu’la maceram kısaca böyle. Bu haritada emeği geçen herkesin Pusu’la’ya dair farklı bir hikâyesi var elbette. Dilerim bu harita, ona dokunan, benim gibi onunla memleketi Ankara’yı keşfe çıkan ve “Ankara’da hayat olduğunu” bu harita yoluyla biraz daha yoğun olarak hisseden ya da Ankaralı olmasa da bu şehri bir Ankaralı gibi gezmek isteyen herkesin bu şehirdeki yaşanmışlıklarına yenilerini ekler.

Öykü Özer

Fotoğraf: Utku Demirsoy

 

 

 

 

 

 

 

 


Pusu’la Satış Noktaları

Amelie’s Garden – Güneş Sk. / Güvenevler Mh.
Cermodern /Sıhhıye
Coffee Craft Town / Ümitköy
Devr-i Alem Sahaf – Kuğulu Pasajı Alt Kat / Tunalı Hilmi Cd.
Gökyay Vakfı Satranç Müzesi / Ulus
Kakule Kahve – Kızılırmak Cd. / Kızılay
Rispetto Coffee Co. – 59. Sk. / Bahçelievler
Veganka / Tunus Cd. No:49

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here