Üçüncü Yaka ülkesinde sıradan bir gün. Günlerden Perşembe. Saat 17.55. Leinestraße’deyim. Bir evin önünde bekliyorum. Apartmanı inceliyorum. Biraz sonra bir kadın geliyor. Nazikçe birbirimize gülümsüyoruz. İkimizin elinde de kabarık birer dosya. İkimiz de oraya neden gelmiş olduğumuzu biliyoruz. Az sonra bir kadın daha geliyor. İkisi birbirlerini selamlıyorlar, hızlı bir Almanca ile aralarında konuşmaya başlıyorlar. Sokağın öteki tarafından bir çift yaklaşıyor. Bisikleti ile bir kız gelip evin önüne park ediyor. Biri daha. Biri daha. Yaş ortalaması otuz civarında. Bez torbalar ve kabarık dosyalar dikkat çekiyor. Herkes biraz birbirine benziyor. 

Saat 18.00’e doğru apartmanın önünde yirmiden fazla insan var. Yaşlı bir kadın, elinde alışveriş torbaları ile kaldırımda kalabalığa doğru ilerliyor. Bize bakıyor, herkes kadına gülümsüyor. Kadın “Burada bir şey protesto etmek için mi toplandınız?” diye soruyor. Kendimi tutamayıp gülüyorum. Herkes gülümsüyor. Kadın anlamıyor, yoluna devam ediyor.

Hayır, orada bir şeyi protesto etmek için toplanmadık. Toplanma amacımız, bir ev görüşmesi gerçekleştirmek. Bizler 25-35 yaşlar arasında, Neukölln’de ev arayan insanlarız. Son zamanlarda kendimi sıkça bu tarz kuyrukların içinde buluyorum. Çünkü Berlin’de ev arıyorum.

Harika Bir İnsanım, Lütfen Bana Bir Oda Verin

Son zamanlarda Türkiye’den Berlin’e yaşanan göç dalgasında ve burada oluşan Üçüncü Yaka durumunda, pek çok kişi göç etmek için farklı yöntemler kullanıyor. Kimileri dil öğrenme vizesi ile, kimileri Mavi Kart ile buraya geliyor. En sık kullanılan yöntemlerden bir tanesi de yüksek eğitim. Özellikle yüksek lisans, (kimi) insanların kolayca Almanya’ya gelmesi için kolay bir yöntem. Berlin’deki okullarda pek çok farklı program var, üstelik Türkiyeli öğrencilere de oldukça açıklar. İngilizce konuşulan bir bölüm buldunuz mu, öteki şartları da sağlıyorsanız, Berlin biletinizi alabilirsiniz. Bu aşamadan sonra “ev meselesi” başlıyor.

Berlin’de en sık konuşulan konu, ev meselesi. İster öğrenci olarak gelin ister ailece göç edin, ev bulmak sabır ve zaman isteyen bir şey. Bu hatta biraz az oldu, dayanıklı sinirler ve kırtasiye masrafları yatırımı da yanında gelmeli. Öğrenci olarak gelenlerin tercihi WG’ler oluyor. WG, Wohngemeinschaft yani birlikte oturma ya da komün kelimesinin Almanca karşılığının kısaltması. Kente girmeden evvel, bir WG’de odanızı ayarlamanız gerek. Bunun için kimi internet sitelerinde açılan ilanları değerlendirebilir, kendinize bu sitelerde bir profil açıp sizin gibi birini isteyen birilerini bulmaya çalışabilirsiniz. Ya da Facebook üzerindeki ev arkadaşı gruplarına üye olup oralardan medet umabilirsiniz.

Ancak tabii, konu bu kadar kolay değil!

Ev Bulma Tinder’ı

Berlin’de bir oda bulabilmeniz için, bu odanın aylık kirasını ödeyebilecek maddi geliriniz olması ve normal bir insan olmanız yetmiyor. Cool olmanız bekleniyor. Ev arkadaşlarınızla takılabilmeli, onlarla partilere gidebilmeli, mutfakta beraber sigara içebilmelisiniz. Dünyayı gezmiş, farklı yemek tarifleri öğrenmiş, farklılıklara saygı duyan ancak Alman kuralları ile yaşamayı kabul etmiş biri olmalısınız. Aynı zamanda temiz, aynı zamanda sessiz, aynı zamanda gerektiğinde hoş sohbet gerektiğinde eğlenceli birisiniz. Değil misiniz? Geçmiş olsun, oda bulmanız imkansız.

Berlin Öncesi – Berlin Sonrası

Bu tarz oda bulma sayfaları, partner bulma uygulaması Tinder’a benziyor. İnsanlar buraya Avrupa başkentlerinde kentin sembolleri önünde ya da Tayland ormanlarında filleri severken veya yoga stüdyosunda kafesinin üzerinde dururken çekilmiş fotoğraflarını paylaşıyorlar. En cool, en güzel, en eğlenceli kişiler buradan kendine ev/oda bulabiliyor. Ya da şöyle düzelteyim; en Batılı, en beyaz, en (hetero) kadın kişiler (erkeklerin şansı ne yazık ki daha düşük oluyor).

Tam umutlarınız tükendiği anda, e-posta kutunuzda bir yeni mesaj görüyorsunuz. Bir evden haber var, ev ortalamanın altında bir kiraya sahip, yeri de muazzam. Fotoğraflar fena görünmüyor. İşin tek handikaplı tarafı, ev sahibi İngiltere’de (ya da Danimarka, ya da Hindistan) ve anahtarı size bir şirket aracılığı ile yollayacak ve depozito ile ilk ayın kirasını evi görmeden ona göndermeniz gerekiyor. Hemen uzaklaşıyorsunuz, çünkü kandırılmak üzeresiniz! İlk ev aradığım dönemde benim de az daha inandığım bu yalana, umarım artık kimse inanmıyordur.

Bir evden görüşme için teklif aldınız, bir pazar sabahı kapıyı çalıyorsunuz. Herkes akşamdan kalma, siz de elinizde ve sahibine şirin görünmek için aldığınız bira ile gülümsüyorsunuz. Dokuz metrekarelik bir odaya TL karşılığını hesaplamak istemediğiniz bir para ödeyeceksiniz. Ve bu durum karşısında yapabileceğiniz bir şey yok.

Kendine Ait Bir Ev

Yaklaşık iki senelik WG deneyimimden sonra, artık bir evin tamamıyla kiracısı olma yolundayım. Sadece bir oda değil, evin tamamını tutmak istediğim için, işler hiç de kolaylaşmadı. Eskiden ben, Facebook’ta paylaştığım bir gönderiye indirgenmiştim. Şimdi ise bir klasör dolusu kağıt benim kim olduğumu anlatıyor.

İş kontratım, vizem ve pasaportum, kredi notum, eski ev sahibimden “borcu yoktur” belgem, şirin mi şirin başvuru mektubum ve ben; bir perşembe günü saat 17.55’te bir evin önündeyiz. Az sonra içeri gireceğiz, otuz kişi beraber bu evi gezeceğiz, sonra bir köşeye çekilip bize verdikleri formu dolduracak, bu evi hak ettiğimizi kanıtlamaya çalışacağız. Sonra da iki metrekarelik balkonu var diye gözümüze güzel görünen bu eve dünyanın parasını vereceğiz.

Berlin’de evi siz seçmiyorsunuz, ev sizi seçiyor (Fotoğraf yazarın arşivinden)

“Bir Şeyi mi Protesto Ediyorsunuz?”

Kaldırımda yanımızdan elinde torbalarla geçen teyze, burada protesto için mi toplandığımızı soruyor. Aslında protesto etmeliyiz ve ediyoruz da.

Avrupa Birliği istatistiklerine göre Almanya’da ev sahibi-kiracı oranı yarı yarıya. İnsanların %48’i kiracı olarak oturuyor ve %52’si ev sahibi. Ancak ev sahibinden ev kiralamak gibi bir olay söz konusu değil. Soylulaşmanın bir sonucu olarak evler büyük şirketlerce satın alınıyor ve içlerinde yapılan minik renovasyonlar sonrası kişiler bu evleri fahiş fiyatlara bu şirketlerden satın almak zorunda kalıyor. Berlin’de bu şirketlerden Deutsche Wohnen, 111.500 ev ile kentteki evlerin %6.8’inin sahibi. Onlardan hemen sonra 44.000 ev ile Vonovia geliyor.

 

Buradaki arkadaşlarıma Türkiye’de ev bulmak için tek yapmanız gerekenin bir memur kefil ile bir emlakçıya gitmek ya da istediğiniz mahallede apartmanların pencerelerine bakarak yürüyüp kiralık ilanı gördüğünüz yeri aramak olduğunu anlattığımda, yüzlerinde oluşan şaşkınlığı tarif edemem.

Berlin dünyada kiraların en çok arttığı şehir. Eskiden “Fakir ama Seksi Şehir” diye pazarlanan ve özellikle sanatçıların ve öğrencilerin ucuz kirası nedeni ile tercih ettiği bu başkentte, geçen sene kiralar % 20.5 oranında arttı. İnsanlar bu konuyu protesto etmek için sokaklara dökülüyor, ancak sivil toplumun devleti bu düzene müdahale etmek için ne derece teşvik edeceğini zaman gösterecek.


“Türkiye’den yeni gelenlerin Berlin’de kurduğu paralel evren, “New Wave” ya da üçüncü yaka, kendine bir yaşam alanı yaratıyor.” Kurulan bu alternatif hayatı anlattığımız Üçüncü Yaka yazı dizisinin ilk bölüme buradan ulaşabilirsiniz. Berlin’de tarihin karşımıza çıkış biçimlerini merak ediyorsanız, bu yazıya da bir göz atmalısınız.

Kapak Görseli: Jonas Denil

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here