Bir kent, kendisini nasıl anlatır, başka kentlerden/yerlerden gelmiş olanlara? Kentin kimliğine dair ilk ipuçlarını, nerede buluruz? Tamam, büyük ve simgesel yapılar, iyi bir mimarlık, bulvarlar ve sokaklar ve onların akşam vakti ışıkları, dükkanların vitrinlerindeki ışıltı, ulu ağaçlar ve kediler, sokaklarındaki temizlik ve özen, insanların nezaketi ve yardımseverliği vb. Tamam, bütün bunlar, kenti konuşturmaya ve kimliği ile ilgili mesajlar vermeye başlar… Ancak, kentin bu sıradan ve tecimsel özelliklerinin biraz ötesinde, entelektüel tarafını merak ediyorsanız, bu kentte yaşayan insanların okur-yazarlığını, sanatlarla ilişkisini, bilgiyle, bilgelikle, etikle ve estetikle ilişkilerini biraz keşfetmek istiyorsanız, gözleriniz, kitapçı dükkanlarını ve bu dükkanların vitrinlerin, dükkanın içindeki rafları-tezgahları ve resim galerini, tiyatroları, müzeleri, oralardaki atmosferi aramaya başlar.

İşte Dost Kitabevi, Ankara’nın bu anlamındaki ilk vitrinini, Konur Sokak 4 numarada oluşturmaya başladı. O güne kadar düşünülebilecek olanın bile ötesinde geniş bir mekan ve ara katlar, aşağıda geniş çok amaçlı bir mekan… Gerçi Erdal Akalın, TMMOB ve birçok meslek odasının, sonra da Mimarlar Odası’nın giriş katı olan bu mekandaki ilk kitapçı değildi. Orada daha önceleri, Yaprak Kitabevi vardı. Ama bu kitapçı dükkanın bir özelliği vardı, çoğunlukla mimarlıkla, sanatla ilgili kitaplar, yabancı dillerde dergiler satar ve çok nitelikli baskıları olan röprodüksiyonlar sergilerdi. Yani, üst kattaki mimarlarla, iyi bir diyalog içindeki bir kitapçıydı. Yine de, kitapçı dükkanından çok, mimarlık bürosunu andıran bir havası vardı.

Dost, Kızılay Meydanı’nı güneye doğru aşan ilk kitapçı da değildi; ancak onun Konur-Yüksel civarına yerleşmesi, kitapçı dükkanları bakımından bir kentsel sıçrama anlamına geliyordu. Sanırım Dost ile aynı zamanlarda veya biraz daha önce, Yüksel Caddesi ile Atatürk Bulvarı’nın köşesinde, şimdi sadece kuyumcular olan yer altındaki pasajda, aynı zamanda yayınevi de olan Odak Kitabevi/Yayınevi vardı. Yaprak Kitabevi de, Meşrutiyet Caddesi’ni güneye doğru geçtikten sonra Oran Mahallesi satış bürolarının bulunduğu bir binada, yine bir pasaj içine taşınmıştı bile.

Soysal Pasajı’nın en alt katındaki Hat Kitabevi ise 12 Eylül ile sönümlenmiş ve kaybolmaya yüz tutmuştu. Ama her şeyden ilginç olanı, Ziya Gökalp Caddesi ile İnkılap Sokak köşesindeki o zamanlar Fransız Kültür Merkezi olan yapının biraz çaprazında, caddenin karşısında, 1960’lı yıllarda Hachette Kitabevi vardı ve sadece Fransızca kitaplar satardı. Bilgi Kitabevi’nin bulunduğu Sakarya Caddesi’nde ve aynı sırada, caddeye daha yakın yerde, Sergen Pastanesi’nin hemen yanında da, Turan Kitabevi vardı ve o da, hemen hemen sadece İngilizce kitaplar satan, büyük ve gösterişli bir dükkandı.

1960’lı-70’li yıllarda, Ankara’nın nüfusu sanırım 400 000 ile 700 000 arasındaydı. Milyonluk bir kent bile değildi ve en azından sadece iki tane yabancı dilde kitap ve dergi-gazete satan dükkanı yaşatabiliyordu. Şimdi, beş buçuk-altı milyon nüfuslu Ankara’da, böyle bir şeyi düşünebilmek bile mümkün değil. Bunun birçok nedeni olduğunu biliyorum, ancak bunlar içinde en çok önemsediğim, Ankara’nın entelektüel kapasitesinin giderek marjinalleşmiş olması ve kentin kimliğinden, o nitelikli- kitaplarla ve dış dünya ile ilişkisini önemseyen- kentlilerin yaşadığı bir yer olma özelliğinin, silinmiş olması… Ankara’da yaşayan entelektüellerin, kent üzerinde giderek daha az etkili olması ve belki de çok küçük bir marjine sıkışmanın göstergesi olarak, kitapçıların azalması, ya da “kitapçı” niteliğinden uzaklaşmış olması… Bilmiyorum, bunlar “seçkinci” yorumlar mı?

*

Dost Kitabevi, Konur Sokak’a geldiğinde, gerçekten büyük bir risk almıştı ve bu nedenle Erdal Akalın, çok çalışmak zorunda kaldı. Ancak onun, büyük ve gösterişli bir kitapçı dükkanı açmak gibi bir hayali vardı ve bu büyüklükte bir kitapçı dükkanı, o tarihlerde, sanırım İstanbul’da bile yoktu. Konur Sokak’taki Dost, belki de Türkiye’nin en büyük kitapçı dükkanıydı ve yıllarca da öyle olmaya devam etti. Bunun arkasında kuşkusuz, Ankara’nın o dönemdeki entelektüel gücü ve bu güce olan güven vardı.

Ancak Dost’un Konur’da ayakta kalabilmesi için, Zafer Çarşısı’ndaki kitapçı dükkanın desteği gerekiyordu ve bu nedenle, o dükkan da yıllarca açık kaldı. Başlangıç yıllarında, Konur’daki Dost, ancak Zafer’in desteği ile ayakta durabildi; zarar etse bile, Zafer’deki kitapçının karı sayesinde; Konur da tutunabildi. Böylece Zafer Dost, belki de Ankara’da ilk defa, kendi rakibini yarattı ve onu ayakta tuttu. Bunu, kitabevinin kaderini değiştirebilmek, kentin yeni ve daha prestijli bir bölgesinde daha gelişmiş bir anlayışla kitapçılık yapabilmek için, denemek zorundaydı.

İlk yıllarda alt katı bir resim galerisi gibiydi ve buranın işletmesi ayrıydı. Burada, bazen konserler verildiği de oluyordu. Yeni Türkü’nün, küçük gruplar için verdiği ilk konserleri, burada gerçekleşmişti. Ayda bir küçük bir kermes oluyordu ve herkes kendi ürettiği küçük şeyleri getiriyor ve burada satıyordu. Bunlar, 1980’lerin Ankara’sı için, yenilikçi girişimlerdi. Kitaplar, başka türlü etkinliklerle buluşuyor, farklı insanların da buraya gelmesinin yolu açılmış oluyordu.

Dost Konur, giderek, burada kendi ayakları üzerinde durmayı başardı, hatta bu başarı, kendi mekansal çevresinde, yeni kitapçıların, daha sonra kitapçılar çoğaldıkça, yeni kafelerin bu çevreye yerleşmesine neden oldu. Burası, bir çeşit, üniversite gençliğinin canlı tuttuğu, kentin en işlek entelektüel mekanı olmaya doğru gelişti. Dost Kitabevi, Konur-Yüksel ve Karanfil’in bulunduğu küçük kent bölgesinin entelektüel ve dolayısıyla yenilikçi ve özgürlükçü bir atmosfere doğru evrilmesinin, amiral gemisi oldu.

Başlangıçta burada, sadece Mimarlar Odası ve Mülkiyeliler Birliği vardı ve her ikisi de oldukça içine kapalıydı. Mimarlar Odası, binası giderek diğer bütün meslek odalarını ve TMMOB’yi kendine çekerek, sokağın bu bölümünün canlanmasına ve insan trafiğinin artmasına neden oldu. Çevredeki, üniversiteye hazırlık dershaneleri, lise çağındaki çocukların/yeniyetmelerin, Dost Kitabevi, üniversite çağı gençlerin, TMMOB ve Odalar, genç ve heyecanlı profesyonellerin ve giderek, kentin bütün devrimci gruplarının buluştuğu bir çekirdek, özerk bir kent bölgesi gibi olmaya doğru gelişti burası.

Ancak başlangıçta, Kızılay’ın bu bölgesi de araç trafiğine açıktı ve tam bir tıkanma içindeydi, her yer park etmiş otomobillerle doluydu. Bir telefon görüşmesi yapabilmek için, çevir sesinin gelmesini dakikalarca beklemeniz gerekirdi. Yani kent merkezi, tam bir tıkanma içindeydi. Ancak bölgenin, sosyal demokrat belediye tarafından yayalaştırılması, insan trafiğinin bu bölgede kendine gelmesi ve serpilmesi, daha sonra, sokaklara serpiştirilen insan ölçeğindeki heykeller ve insan hakları anıtı, bu bölgenin tam olarak genç, canlı, muhalif ve entelektüel bir kimlik kazanmasına doğru evrilmesine yardımcı oldu.

Konur ve çevresinin, hatta giderek bir üstteki Selanik ve bir alttaki Karanfil Sokakların gelişmesi, artık çok sayıda kitapçının ikinci üçüncü katlara kadar çıkması, yol boyunun hemen hemen sadece genç kuşağa yönelik, kafe ve sandviççi, bozacı vb. gibi yerlere dönüşmesi, dershaneler, küçük restoranlar ve bu yaş grubunun diğer ihtiyaçlarına yönelik dükkanların mantar gibi türemesi, her şey, özel nitelikli bir gelişme ve evrim gösterdi. Sanırım kentin bu bölgesinin bu biçimde gelişmesinin asıl öncüsünün, Dost Kitabevi’nin oradaki varlığı ile başladığını, teslim etmek gerekiyor.

Bölge giderek özel bir nitelik kazandı. Bir yandan da, kentin nedeyse isyan mekanına, ya da direnişler, karşı çıkışlar ve muhalif deklarasyonlar için, kentin neredeyse özgülenmiş bir mekanı olmaya dönüştü. Yüksel, Konur ve Karanfil arasındaki bu özel alan, Ankara’nın en önemli karşı duruş/meydan okuma mekanına dönüştü. Konur Dost, bu bölgenin Ankara içinde bu nitelikte özgülenmesine doğru giden yolun başlangıcının taşlarını döşemiş bir kitapçı olarak, sanırım kentin tarihinde yerini aldı.

Konur’daki varlığının doruğundayken, kitapçılığa bir katkı daha yaptı Dost. Başlangıçta çok büyük gelen bu mekan, kitapların ve kitap satın alıcılarının artmasıyla, giderek küçük gelmeye, daralmış gibi, bu yer yetmiyormuş gibi, olmaya başladığında, hem çok fazla çeşit bulundurabilmek, hem de stoklarını daha iyi denetleyebilmek için, Erdal Akalın, sadece kendi dükkanı için bir “barkod” sistemi geliştirdi.

Böylece aynı yere, aynı raf kapasitesine çok daha fazla kitap çeşidini, her biri az sayıda bir stokla yerleştirilebilecekti. Hem de azalan/ biten kitaplar, kolayca izlenebilecek ve hızlı bir satış varsa, artık neyin ne zaman ısmarlanacağı, depodan getirileceği, kolayca bilinebilir olacaktı.

Kitapların, müzikle ilgili materyalin, afiş ve posterlerin, röprodüksiyonların satıldığı bir yer olarak Konur Dost, sanki küçük bir sanat merkezi haline geldi. Çevresinde yeni birçok kitapçı ve kafe, küçük yeme-içme yerleri açılmıştı. Kapısının önü her zaman kalabalıktı. Bir buluşma yeriydi. Kentin en uç radikal görünümüne, giyimine, saç-sakal biçimine sahip olan insanlar, çalgıcılar, seyyar satıcılar vb. kapısının önündeydi. Biraz ötede en radikal devrimciler, sıkılan gazlar, çekişmeler ve polis baskısı, uğultulu sloganlar, isyancı kitlelerin sesi, mavi-kırmızı alarmlar… Ama genel olarak bu sokaklar, özgürlük atmosferinin solunduğu bir yerdi.

Belki bu doruk oluştuğunda ya da belki Erdal’ın, doruğun aşılmakta olduğunu hissettiği dönemde, Konur Dost, yine, kendine rakip başka bir Dost yarattı: Dost Karanfil. Önceleri bunu anlamak güçtü. Neden kendisine bu kadar yakın yerde, başka bir kitapçı dükkanı açmaya ihtiyaç hissediyordu Dost? Yeni yer daha göz alıcıydı ve sanki biraz daha “modern”di.

Dost’un Hikâyesi, III. Bölüm: Karanfil Sokak

Akın Atauz


Dost’un Hikayesi yazı dizisinin ilk kısmı için tıklayınız.

Kapak Görseli

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı

1 Yorum

  1. Sevgili Akın Atauz Kardeşim,
    Dost Kitabevi’nin hikâyesi anılmaya değer bir konu tabii ki ve sen de çok iyi düşünmüş ve yazıp kayda geçirmişsin. Aklına ve kalemine sağlık.

    Konu Dost Kitabevinin çevresine de kaydığı ve Sergi, Bilgi, Odak, Hat, Yaprak Tarhan (Sergen Pastanesi yanındaki kitabevi Turhan değil TARHAN olarak düzeltilmeli.) gibi kitabevlerinin isimlerini de zikrettiğin için, benim hatırladığımı birkaç küçük ayrıntıyı da hikâyeye küçük bir not olarak ilave etmek istedim.
    Şimdi Konur Sokak-Yüksel Caddesi köşesindeki Turhan Kitabevi, eskiden Kocabeyoğlu Pasajı alt katındaydı. Ankara’da hatırı sayılır ve kaliteli bir sahaftı.

    Kızılay’da Tuna Caddesi köşesinde, aynı zamanda gazete bayii de olan Kültür Kitabevi vardı.

    Kültür’den Zafer Çarşısı yönüne giderken Bulvar Pasajı girişinde ve ağırlıklı olarak üniversite ders kitapları satılan Mumcu Kitabevi vardı. Yanlış hatırlamıyorsam Uğur Mumcu’nun babasına aitti.

    Bakanlıklarda Bulvar Palas’ın yanındaki sokak girişinde İrfan Kitabevi vardı.

    Mithatpaşa Caddesi üzerinde ve şimdiki Arkadaş Kitabevi’ni Sıhhiye yönüne doğru birkaç bina ilerisinde Evrensel Kitabevi vardı.

    Maltepe’de Kitap-71 ve Cebeci’de Doğan kitabevlerini de zikretmek lazım.

    Zafer Çarşısı’nı sona bıraktım. 1972’den itibaren açılan ve son olarak Erdal Akalın’ın da, Bütün Dünya Kitabevi’ni devralıp Dost Kitabevi ismi verip, halen yaşatmakta olduğu kitabevi dışındaki kitapçıları da unutmamak lazım.
    Alfabetik olarak Akdağ, Barış (bana aitti), Bayraktar, Dergâh, Doğa, Doğu, Doruk, Mustafa, Onur, Savaş ve Rahmetli Sencer Keleş’in ortak olduğu ve şimdi ismini hatırlayamadığım ve Doruk’a bitişik dükkânı gibi mekânların da hikâyede yer almasının faydalı olacağını düşünüyorum.

    Selam ve sevgiler.
    Ümit Fırat

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here