Ve Karanfil’in açılması, Konur Dost’un da sonunu getirdi. Konur, giderek daha “köhne”, Karanfil kadar parıltıları olmayan bir dükkana dönüştü. Son zamanlarda, neredeyse Konur’un tek müşterisi, belki 20 yıldır bu dükkana gelmekte olanlar, iyice yaşlanmış bir kuşak oldu ya da yolunu şaşırıp, ders kitabı soranların veya ders olarak verilmiş bir romanı bulmaya çalışan ilgisiz öğrencilerin kapısından “sizde (…) kitabı var mı?” diye sorduğu, eski entelektüel Ankara’nın gözbebeği olmaktan çoktan düşmüş, eskimiş bir yere dönüştü.

En sonunda, en değerli satranç taşının düşmesi gibi, Konur Dost kapandı ve sadece Karanfil kaldı. Bir süre sonra, Karanfil, arkasındaki bahçenin bütününü de kapsayacak bir biçimde genişledi ve kent merkezindeki kitapçıların en büyük mekanı oldu. Ancak asıl değişen, nasıl bir kitapçı dükkanı olması gerektiğiyle ilgili “işletmecilik” anlayışı/stratejisiydi.

Dost’un Karanfil’deki bugünkü büyük mağazası da, aslında, Ankaralı kitap okuyucusuna olan güvene dayanıyor. Ancak bu dükkandaki müşteriler de, kitabevinin işletmesi de, artık çok farklı koşullara ve kurallara göre varlık bulmuş durumdalar. Oysa ilk yıllarında Konur Dost, gerçekten büyük ve çeşitliliği çok fazla olan, entelektüel bir kitabeviydi ve böyle olmayı geliştirebilmek için uğraşıyordu.

Karanfil ise, işletmecilikteki bütün esinini, bir süpermarket işletmesinden ödünç almış gibi. Aynı, diğer süpermarketler kadar kalabalık bir müşteri grubuna yönelmiş durumda; aynı bir süpermarketteki gibi, çok sayıda “kitap reyonları” var. Çok sayıda ve her biri ilgisiz, çoğu da kitaptan hiçbir şey anlamayan, süpermarket çalışanı lakaytlığı içindeki tezgahtarı var. Artık kitapçı dükkanının sahibi, orada yok. Her şeyden sorumlu olan ve her şeyi bilen kişi, çoktan sıkılmış ve bilinmeyen bir kata geçmiş ve gözünün/elinin ucuyla, gözlüyor ve yönetiyor gibi…

Bir kitapçının, hele Dost gibi kentin belleğinde yer eden bir kitapçının, süpermarket modelini benimsemiş olması, (en azından benim için/benim gibi olanlar için) çok acı veren bir durum. Ankara’nın entelektüel dünyasının nabzını tutan, kentin entelektüel ihtiyaçlarından en önemlisi olan kitapları bulunduran, kentlilerin sanatlardan bazılarıyla buluşmasını sağlayan ve böyle yaparken gösterdiği titizliklerle seçkinleşip, kitapçı dükkanlarının neredeyse yol göstereni olmuş Dost’un, “modern işletmecilik ilkeleri” ya da “endüstriyel kitapçılık” karşısındaki bu düşüşü, kolay kabul edilebilecek bir şey değil elbet.

“Hüner/bilgelik” kitapçılığına karşı “endüstriyel” kitapçılığa baktığımızda ne görüyoruz? Ölçek büyümüş, çalışan sayısı artmış, tezgahtar davranışları çok daha farklı (kitaplar hakkında iç görüleri pek yok gibi, ya da bir sebze kutusu ile kitap arasında fark gözetmiyor gibi), bilgisayar teknolojisi çok daha egemen, insan aklı ve önerileri daha az kullanılıyor gibi, işletme stratejisi bütünüyle değişmiş ve sanki mekanik bir rutine bağlanmış, işbölümü daha güçlü hissediliyor, (özellikle kasiyerler, iç oda çalışanları, tezgahtarlar, güvenlikçiler vb.) vb…

Ancak dünyanın bütün kitapçıları yavaş yavaş tozlanır ve çökerken, kitap, kendisi, artık gereksiz ve istenmeyen bir nesneye dönüşmüşken, kentin en parlak kitabevi olsa bile, “Dost, yaşamını nasıl sürdürebilir?” sorusu da, yanıtı kolay bulunabilir bir soru olmasa gerek. Kitabın düşüşüne karşın, Dost Karanfil’e girdiğinizde, yine de şaşırtıcı bir aşırı büyük/canlı/özgür ve neşeli bir kalabalık, inanılmaz derece genç bir demografi ve kadın-erkek dağılımı bakımından, güç rastlanır bir eşitlik görüyorsunuz. Yaş ortalaması 18-25 arası gibi…

Gerçi raflarda, daha önce hiç görmediğiniz türlerdeki kitapların oranı gittikçe artmış olsa da, “çoksatar” anlayışıyla pazarlanmış, zaten çok satsın diye yazılmış olan kitaplar sayıca artmış olsa da, kitap gibi kitapların sayısı ve çeşidi de, hiç az değil. Üstelik bu kitapların da, cesur bir duruşu var Dost Karanfil’de.

Bakalım Dost Karanfil nasıl bir gidişat gösterecek ve nereye doğru evrilecek? Kitabın gözden düştüğü, artık bilgi kaynağı olarak çok daha kolay ve ucuz bir erişilebilirlik sağlayan bilgisayarın ekranına doğru hızla evrilen bir dünyada Karanfil, bütün modern işletme mantığına rağmen, ne kadar daha yaşayabilir? Aslında ölen sadece kitap olsa, belki, kitapçı dükkanları kendilerine çok daha ayrıksı ama seçkin başka pozisyonlar tanımaya yönelebilirlerdi. Ama kent de çöküyor. Kent merkezleri de çöküyor ve zaten bir jilet kalınlığında olan kentli entelektüel tabaka da çöküyor…

Ankara’nın en stratejik ve en onurlu ve en yüz akı isyan mekanı, bir polis karakolu haline getirilmiş; gerçek öğrenme isteği ve ihtiyacı ve heyecanı durulmuş, bütün eğitim kurumları sadece koşullandırarak disipline eden ve uslulaştırarak biçimlendiren tornalara dönüşmüş bir ülkede, kitapçılarını ayakta tutabilecek bir gücü var mı? Ve bu toplumun ve Ankara’nın?

Umalım ki, vardır.

Umalım ki, insanın kendi yüreğindeki ve parmak uçlarındaki ve gözlerinin bebeklerindeki cevher, yeni bir yaratıcılıkla, bütün çürümelerin üstesinden gelecek güçtedir. Ve umalım ki kitaplar, bu yaratıcılıkların kaynağındaki serin ve duru ama göz kamaştıran parlaklığı sağlamayı sürdürebilecektir…

Akın Atauz


Dost’un Hikâyesi yazı dizisinin önceki bölümleri için tıklayınız: I. Bölüm, II. Bölüm.

Fotoğraflar: Büşra Aymergen, instagram.com/busraymergen

Bir Sosyal Sorumluluk Uyarısı
Paylaş
Önceki İçerikAnkara’da İngiliz Oyunu: Tiyatro Sineması
Sonraki İçerikLavarla Şubat Bülteni
Şehri sevenlerden gelenler. Lavarla'da yayınlanmasını istediğiniz yazılarınızı info@lavarla.com adresine mail atabilirsiniz.

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here