Menu Kapat
Kapat

Yapay zeka kimsesizlerin kimsesi mi oldu?

Ankara Havası
Getting your Trinity Audio player ready...
Okuma Modu

Emekli öğretmen Nagehan teyze evlilik yıl dönümlerinde eşinden şiir istemiş. Adil amca gözün aydın! Artık yapay zeka var. Nagehan teyze şiir istediğinde ona yazdırabilirsin, söyle torunlara!

Dün yapay zeka ile yazılmış ilk apartman duyurusu hanemize ulaştı. Dönem özetidir bu. Arkadaş sohbetlerine “Ne olacak bu memleketin hali?”nden sonra yeni bir başlığın eklendiği günlerdeyiz: “Sen nasıl kullanıyorsun?” 11 yaşındaki yeğenim, yazdığı öykü için görsel oluşturuyor. İki çocuk babası arkadaşım, eve bir şey yapacağında evin fotoğrafını yükleyip önce onun üzerinde deniyor. Saçını düzleştirirken sesli makale tartışan arkadaşım da var, “Jung gibi yorumla” komutuyla gördüğü rüyaları yorumlatan da.

“Çevrimiçiyse yaşıyordur”dan “tek muhatap yapay zeka”ya

Bir gün bankada, seyahat sağlık sigortası yaptıracağım, Amerika tek seçenek olarak gelmiyor. Bankadaki kadın cevap bekliyor. Cevabı yapay zeka verdi. Yıllar sonra Pinterest hesabıma baktım, migren için klasör açmışım. Şimdi yapay zeka, aile hekimim. Spor hocası, terapist, diyetisyen, avukat… Buna literatürde “büyük yer değiştirme (great displacement)” deniyor. Kendinize rasyonel bakamıyorsanız, aklınıza bir film repliği takıldıysa, “Bir de bunun için bir başka uygulama daha indirmek istemiyorum!” diyorsanız yapay zeka günlük hayatta iyi bir başvuru noktası.

İş hayatında da. Ben önceleri aklıma gelen araştırma konu önerilerini 10 üzerinden puanlatıyordum. Başka bir ülkeye gitmeden o ülkeden fikrimi destekleyebilecek şirketlerin adını yapay zekadan öğrenip internette araştırıyordum. Böylece kıtalararası toplantılarda fikrimi daha rahat anlattım. Doktora yaparken performansımı da yorumlatmıştım. Bir nevi freelance doktora yapan öğrencilerin veli toplantısı. Serbest çalışan doktora öğrencisi mi? Havaalanında sahipsiz bırakılan bagaj gibi bir şey herhalde… Geçtiğimiz aylarda da benim “Bunu dokuyan kör oldu” misali Excel’e işlediğim veri tabanını, yapay zeka derin araştırma modunda, en uzunu 44 dakika sürecek şekilde analiz etti. 2022’de aylarca hücre hücre yaptığım analizi… Üstelik sorularımı dört farklı kişiye soruyor, ancak cevaplar toplandıkça veritabanını güncelleyebiliyordum. Şimdilerde “Cevap gelsin de devam edeyim” tarihe karıştı. Hoca hep yanınızda, cevaplar hep önünüzde.

Aynı bölümden dört kişi konferans bildirisi yazıyoruz; yapay zeka ile düzeltilmiş metinler, yazılan e-postalar havada uçuşuyor. Doktora yaparken benden sorumlu olan post-doc’u, olur olmaz yerlere eklediği “as well as”lerden tanırdım. 500 küsur sayfalık bildiri kitabında cümlelerinden tanıdığım yazarlar var. Yapay zeka işte bu “birbirimizi tanıma halimizi” elimizden alacak. Bir arkadaşımın bugünlerde neyle meşgul olduğunu, hayatının bu döneminde nelerden geçtiğini bana gelmeyen sorulardan bilemeyeceğim. Yapay zeka ile halletmiş olacak. Ben de bir zaman sonra “Ne yaptın o işi?” diye soramayacağım. Oysa “Çevrimiçi görünüyorsa yaşıyordur, paylaşım yapıyorsa iyidir” bölümüne daha yeni gelmiştik.

Bize kalan “doğru soruyu sormak”

Her zaman erişilebilir olan bu telefonla joker hakkının, Nobel ödüllerinden sonra kaşesi arttı. İnternet paketi gibi yeni bir masraf kalemimiz oldu. Peki cevapların önümüze hızla serildiği bu dönemde bize kalan ne? Bize sanırım doğru soruyu sormak kaldı. Ve belki en kısa sürede sormak. Ama bazen dilinizden anlamıyor değil mi? En iyi sonucu alacağınız komutu yazabilmek, yeni bir dil öğrenmek gibi. İşte o yetkinlik, yeni bir meslek oldu. Adını, “istem mühendisliği” koydular: prompt engineering.

İnsanın yapay zeka uygulamalarıyla ilişkisi bile eskiyor, değişiyor. İlk yıl, yeni yılını kutlamışım. Fark edince ikinci yıl da kutladım. Üçüncü yıl kutlamadım. Ona bir isim vermeyecek kadar ilişkimizi seviyeli tutuyorum, önce selam verip sonra teşekkür ediyorum. Ediyordum yani eskiden. Yani eski dediysem işte geçen sene! Bu alandaki gelişmeler o kadar hızlı ki yeni çıkan uygulamalara gelen özellikler polis radyosu hızında sözlüklerde paylaşılıyor. Jeolojik kesitlerde en yaşlı birimin en altta yer alması gibi, yeni çıkan yapay zeka uygulamaları hakkında yazılan notlar da sayfa numarası küçüldükçe dijital bir stratigrafi içinde maziye gömülüyor.

Bilmek ile akıl etmek arasındaki fark

Başlamak bitirmenin yarısıydı. Çünkü başlamanın bir ağırlığı vardı. Şimdi daha fazlası. İş ki aklına fikir gelsin. Akıl ettikten sonrası onda. Artık yapabildiklerimiz kendi bilgimizle sınırlı değil. Bilmekle akıl etmek arasındaki farkı yaşayacağız.  Artık teslim edeceğimiz iş, bildiklerimizden ibaret değil. Kurumsal hayatta çalıştıysanız, en az bir kere takım ruhu oluşturma etkinliklerine denk gelmişsinizdir. Benim de ilk defa böyle bir eğitimde gördüğüm bir alıştırma vardı: Ekip olarak teslim ettiğiniz iş için herkesin tecrübe yılları toplanır ve “bu iş toplam bu kadar yıllık bir tecrübenin ürünü” denir. Şimdi o tecrübenin tamamı bilgisayar ekranında bizi bekliyor. Yalnız değiliz.

Geçen aylarda Prof. Dr. Üstün Dökmen ile bir söyleşi yapmıştım. Üstün Hoca’ya aslında öncesinde planlamadığım ama röportaj sırasında aklıma gelen şu soruyu yöneltmiştim: Diyelim ki sizden sonra bugüne dek ürettiğiniz tüm eserler yapay zekaya yüklenip “Üstün Dökmen bugün yaşasaydı ne söylerdi?” diye bir kitap yazıldı. Bu sizi rahatsız eder mi? Şimdiden söylemek ister misiniz böyle bir şeyin karşısında ya da yanında olduğunuzu? Yapay zeka ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Hocanın o zaman yayımlama fırsatı bulamadığımız cevabı ise şöyleydi:

“Yapay zeka yepyeni bir şey ve ben bu konuda kötümserim. Bazı arkadaşlarım benim gibi düşünmüyorlar ama ben yapay zekanın insanlığın sonunu getireceğini düşünüyorum. Onlar ‘Yok canım, o kadar da değil’ diyorlar, fakat bence mümkün, hatta bu gidişle muhtemel. Stephen Hawking de son mesajlarından birinde ‘Yapay zekaya dikkat edin, insanlığın sonunu getirebilir’ dedi. Şimdi bazıları diyecek ki ‘Yapay zekayı ben programlıyorum, insanlara zarar vermemesini sağlarım.’ Tamam, diyelim ki öyle. Diyelim ki yapay zekayı beş ayrı grup geliştiriyor. Bu beş grubun birisi, diğerlerinden daha üstün olmak için yapay zekaya ‘Bana zarar verme ama ötekilere saldır’ diye komut verebilir. Hatta hepsi aynı şeyi söyleyebilir. İnsanlardaki hırs devam ettiği sürece bunun önüne geçilemez. Nasrettin Hoca’nın ‘dal kesme’ fıkrası büyük bilgelik içerir: İnsanlık şu anda bindiği dalı kesiyor. Yapay zeka da insanlığın bindiği dalı kesebilir. Yapay zekalı robotlar dünyaya hakim olursa, 9 milyar insanı beslemek zorunda değiller.”

 

Bize ait olmayan yeni bir dil

Son zamanlarda Türkçe metinlerde aynı cümleyle çok sık karşılaşıyorum: “Bu sadece … değil.” İngilizce öğrenirken ezberletilen sonra da çok kullanmadığımız o kalıp bu: Not only but also. Bu ve benzeri kalıplar çoğu zaman İngilizce retorik yapıların Türkçeye aktarılmasıyla ortaya çıkıyor. Türkçe ne zaman “ne olmadığını” önce anlattığımız bir dil oldu? Olumsuzdan anlatmaya başladığımız bir sohbete alışık değiliz. Bu yapay ritim bize ait değil. Almancada yanlış artikel kullanmak gibi kulak tırmalıyor. İngilizcede doğru kalıplaşmış fiili (phrasal verb) kullanabilmek gibi bir kulak dolgunluğu istiyor. “Hem… hem de…”ye ne oldu? Olumsuz zıtlık yerine olumlu, düz, net bir yapı…

Bu yüzden geçenlerde okuduğum, Türkiye’nin sanayi mirasına dair bolca yapay zeka desteğiyle yazıldığını tahmin ettiğim bir yazı beni epey rahatsız etti. Oysaki ne kadar güzel bir konu ve ne kadar güzel işlenebilir. Eğer bu yazı yapay zeka yokken yazılsaydı; bence, her bir kurumu bir yazı şeklinde okurduk, tamamı yazı dizisi olurdu. O kurumlarda çalışmış insanların hikayelerine de yer verilirdi. Başlıklarda iki noktayı daha az görürdük. Aklımızda cümleler kalırdı. Sonuç paragrafı daha kapsamlı olurdu ve çıkarım okurduk. O gün o yazıda okuduklarımız ileride başka formlara evrilirdi.

Başlarda, İngilizce içerikler için bazı kelimelerin (delve into, cornerstone vb) yıllara göre artan kullanım sıklığından, alınan bu yapay zeka desteği belgelenebiliyordu. Türkçe içerikler için yapılan böyle bir çalışma var mı, bilmiyorum. Yapılabilir mi, nasıl yapılabilir, onu da bilmiyorum. Belki üzerine beraber kafa yorarız diye Queensland Üniversitesi Makine Mühendisliği emekli hocalarından Prof. Dr. Halim Gürgenci’ye ve Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği hocalarından Prof. Dr. Fazlı Can’a e-posta yazdım.

Halim Hoca ana vatanından uzak geçirdiği yıllara rağmen beni rahatsız eden noktayı öyle güzel betimledi ki:

“Böyle yazılarda, eğer bir ana söylem yoksa, yazı peş peşe sıralanmış Wikipedia paragrafları haline geliyor. Devletin kalkınma anlayışı neydi hiç bahsedilmemiş. O yapılmayınca, havada uçan köpük habbecikleri gibi hoş görünen ama okuyanda iz bırakmayan bir ürün çıkıyor ortaya.”

Şöyle devam etti: “Yapay zeka katkılarını saptamak bence çok zor. Çünkü saha devamlı değişiyor, dil modelleri her versiyonunda bu gibi şeyleri maskelemekte biraz daha ustalaşıyor. Biraz mecburiyetten, biraz tercihten, yapay zeka katkılarını pek dert etmemekten yanayım. Eğer içerik tatmin edici ise bence yazarı o kadar mühim değil. Şu anda LLM yardımı olmadan yazılıp yayımlanan makale olduğunu sanmıyorum.  Katkının çoğu LLM’den geldiyse, yavan oluyor ve okurken sıkılıyorum.” 20. yüzyıl Türk romanlarını cümle uzunlukları, en sık kullanılan kelimeler ve kelime uzunlukları gibi ölçütler üzerinden istatistiksel olarak karşılaştıran bir araştırmaya imza atmış Fazlı Hoca ise “Yapay zeka ve kardeşleri canımıza okuyacak. Okuyor da. İnsanların meşgul olması ve yaptığının önemli olduğuna inanması gerekiyor,” dedi.

Bense ana dilimde yazılan metinler için Instagram’daki önerilenler ve takip ettiklerin (For you vs. Following) gibi bir ayrım istiyorum: Yapay zeka katkılı / katkısız (With AI or Without AI). Teslim ettiğimiz yüksek lisans tezlerinin literatürle benzerlik oranının yüzde 24 ve altında olması gerekiyordu. Onun gibi. Yeter ki teslim ettiğiniz iş, sizin özgünlüğünüzün önüne geçmesin.

Amerika’daki Pop Kültürü Müzesi, 2007 yılını Netflix, Hashtag ve Selfie’nin hayatımıza girişi üzerinden anlatıyor. (Museum of Pop Culture- Seattle / Kasım 2024)

Yalnız gezdiğim yerlerde artık benim de bir fotoğrafım olabilince, öz çekim (selfie) için Gripin şarkısından ilhamla “yalnızlığın çaresini bulmuşlar” demiştim. “Nasıl olsa döner dünya.” Yapay zeka ise kimsesizlerin kimsesi olma yolunda ilerliyor.


Kapak görseli: Yelta Köm, “Sen de mi buradasın?” adlı yerleştirmesinde teknolojik cihazlardan sökülmüş kablo ve devreleri, gelecekten bugüne ulaşmış bir arkeolojik buluntu gibi sunuyor. Eser, çevremizi kuşatan doğal ve yapılı sistemlerle kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmeye davet ediyor. (İstanbul Modern / Ağustos 2024)

Ankara Havası

Paylaş:

İlginizi Çekebilir

Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.