Menu Kapat
Kapat

Azize Tereza Kilisesi’nde ‘Requiem’ seslendirmek

Ankara Havası
Getting your Trinity Audio player ready...
Okuma Modu

Ankara’da hem sosyal hayatınızı genişletmek hem de sanata dokunmak istiyorsanız, bir koroyla yollarınız kesişebilir. Bir öğrencim aracılığıyla Eylül 2023’te oldukça dinamik, yaratıcı, farklı deneyimler yaşatan bir koroyla, Koro Felix’le tanıştım. O günden bugüne, sayısını hatırlayamadığım kadar çok konserde yer aldım. Başlangıçta yalnızca bir koroda şarkı söylemek gibi görünen bu deneyim, zamanla hayatımın beklemediğim kadar canlı bir parçasına dönüştü. Koro Felix’le çıktığım her yeni konser, eşlik ettiğimiz her sanatçı ve proje beni başka bir müzikal deneyimin içine taşıdı. Hatta bu yazıyı, hem Koro Felix hem de Başkent Filarmoni Korosu’nun bir araya geldiği yeni oluşumu Ada’re ile Finlandiya’nın Karis kentinde gerçekleştirdiğimiz bir atölye çalışması ve konserden sonra düzenliyorum.

Ankara’da sanatın birleştirici gücüyle farklı sesleri buluşturan Koro Felix’in kurucusu ve sanat yönetmeni Hülya Kazan, “Başkent Filarmoni Korosu’nda Requiem söylemek ister misin?” diye sorduğunda çok heyecanlanmıştım. Geleneksel ve Çağdaş Türk Müziği’nin yanı sıra Batı Müziği eserlerini de yaşatmayı ve geniş kitlelere ulaştırmayı önemseyen çoksesli bir toplulukta Requiem söyleyebilmek, hayatıma gelen güzel fırsatlardan biriydi. Böylece tüm koristler Requiem’in koro partisyonlarına çalışmaya başladık. 25 Haziran 2026 akşamı, Ulus’taki Azize Tereza Kilisesi’nde Başkent Filarmoni Korosu’nun genel sanat yönetmeni İlker Aşıcı’nın şefliğinde ve Alper Örsdöven’in piyano eşliğinde Requiem ses buldu.

Başkent Filarmoni Korosu Requiem’i seslendirirken (25 Haziran 2026).

Ulus’un içinde başka bir dünya

Ulus’taki Kardeşler Sokak’a geldiğinizde tarihi bir bina görüyorsunuz. Gördüğünüzün kilise olduğunu bilmeden önünden geçip gitmeniz mümkün, zira kiliseden çok eski bir okul havası var. Hatta bunun tarihsel bir karşılığı da var: Aynı yerde 1915 yılında Aziz Klement Fransız Koleji bulunuyormuş. Yapı ve çevresi, 1916’daki büyük yangında zarar görmüş, bugünkü bina ise 1928’de inşa edilmiş.

Azize Tereza Latin Katolik Kilisesi’ne girdiğinizde Ulus geride kalıyor. Taş döner merdivenlerin arasına asılmış bakır kaplardan sarkan salon sarmaşıkları sizi karşılıyor. Yaşayan bir yer duygusunu hemen hissediyorsunuz. Birinci katında ise 2002 yılında tüm parçaları restore edilmiş bir şapel var. Şapelin içine ilk girdiğinizde Kapadokya kiliselerinden esinlenerek yapılmış bir ana mozaik görüyorsunuz karşınızda. Yalınlığından etkilenmemek mümkün değil. İçeriye süzülen ışık sütunların yanlarındaki vitraylardan geliyor.

Azize Tereza Kilisesi’nin birinci katındaki vitraylar (25 Haziran 2026). Fotoğraf: Ayşegül Turan

Bu görünenlerin ötesinde duyulan ve hissedilen ise mekanın boyutunu artırıyor. Şapelin içinde seslendiğinizde, duyduğunuza yalnızca “iyi akustik” demek yetersiz kalıyor. Ses, üstünüze bir örtü gibi serilip, sizi sarıp kalkıp gidiyor. Zıt duygular aynı alanda barınabiliyor. Ürperdikten sonra, güven hissiyle dolabiliyor içiniz. Ancak kilisede söylemenin kendine özgü atmosferinin ötesinde, Requiem başlı başlına hissederek söylenen bir eser. Transparan bir öte dünya müziği. Size anlattıklarını içinizde hissedebiliyorsunuz. Eser boyunca aklınızdaki imgeler notalara, notalar duygulara dönüşüyor. Dışarıdaki hayat bir süreliğine duruyor ve siz orada, tam o anda, notalarla bir oluyorsunuz.

“Requiem”: Öte dünyaya ağıt

Wolfgang Amadeus Mozart, bu cenaze müziğini bestelerken hayata gözlerini yummuş. İronik. Yarım kalan kısımlarını Franz Xaver Süssmayr tamamlamış. Eser, baştan sona size eşsiz bir dinleme ve hissetme deneyimi yaşatıyor. Ölümü anlatırken ölüme yaklaşan Mozart, insanın korkularına, çaresizliğine ve merhamet arayışına dokunuyor.

Miloš Forman’ın yönettiği, başrollerini F. Murray Abraham ve Tom Hulce’nin paylaştığı 1984 yapımı Amadeus filminde dramatik ve farklı bir bakış açısıyla işlenmiş Mozart’ın ölümü. Filmde, Mozart’ı çok kıskanan Salieri’nin Mozart için söylediği öyle güzel cümleler var ki daha iyisi insanın ağzından çıkmıyor.

“Müziği, sanki hiç bitmeyecek bir müzikti. Tanrı’nın sesini duyuyordum.”

“Gördüğüm gerçek bir güzellikti.”

“Tanrı, bu küçük adamın elleriyle şarkı söylüyordu.”

Mozart, tarif edilemez bir yetenekle dünyaya gelmiş, bugün dahi insanlara kültürden ve dinden bağımsız ortak bir güzelliği anlatabiliyor, anlaşılabiliyor. Hiç müzik bilginiz olmasa bile dinlediğinizde sizde bir duygu, düşünce uyandırmaması mümkün değil. Kyrie’de Tanrı’dan merhamet dilendiğini fark etmemek, Dies Irae’de gazap gününün öfkesini ve sarsıntısını hissetmemek, Lacrimosa’da gözyaşlarının sesini duymamak mümkün mü?

Mozart-Requiem broşürü (25 Haziran 2026). Fotoğraf: Ayşegül Turan

Requiem’i seslendirirken bu duyguları hissetmekse içsel bir keşif. İlk notadan önceki sessizlikte onlarca duygunun havada beklediğini hissediyorsunuz. Müzik nefesinizden geçiyor, bedeninizde titreşiyor ve sonra diğer seslerle bütünleşiyor. Sözler bir süre sonra bir başkasına ait olmaktan çıkıyor. Kendi ruhunuzun duvarlarında yankılanıyorsunuz adeta.  Defalarca. Çaresizliğin bir daha açılmayan kapısı olan ölüm, içinizden sayısız kez geçiyor. Geçmişte, şimdide ve gelecekte. O merhameti siz diliyorsunuz adeta. Tüm acizliğinizle.

Amadeus filminde Mozart ölümün eşiğindeyken, Salieri’ye Requiem’i dikte ettirirken aralarında geçen diyalog öyle anlamlı ki.

Mozart: Confutatis maledictis- kötüler şaşkına döndüğünde. Flammis acribus addictis. Bunu nasıl çevirirsin?

Salieri: Keder alevlerine teslim edilmiş.

Mozart: Buna inanıyor musun?

Salieri: Ne?

Mozart: Hiç sönmeyen, seni sonsuza dek yakan bir ateşe?

Salieri: Ah evet.

İşte Confutatis’i yalnızca dinlerken değil söylerken de sonsuz ateşi hissediyor insan içinde. Fakat bu ateş yalnızca ölümden sonrasına ait değil. Yaşamın içindeki suçluluklarda, pişmanlıklarda, korkularda ve insanın kendisiyle yaptığı sessiz hesaplaşmalarda da yanıyor.

Hayatın içinden. Çok insanca.

Belki de Requiem’in gücü burada yatıyor: İlahi olanı anlatırken insanın en savunmasız, en korkmuş ve en gerçek haline seslenmesinde.

Başkent Filarmoni Korosu ile Requiem söylemek, bütün bu duyguları yalnızca kendi içimde değil, birbirinden yetenekli koristlerle aynı anda yaşamak demekti. İlker Aşıcı’nın yönlendirmeleriyle haftalar boyunca aynı eserin içinde buluşmak, kimi yerde nefesi, kimi yerde sesi, kimi yerde duyguyu birlikte kurmayı öğrenmekti. Haftalarca çalıştığımız eser o akşam kilisenin içinde bir düşten gerçeğe dönüştü. Sesler birbirine karıştı, yükseldi, sustu ama geriye zihinlerimizde devam eden, susmayan kocaman bir an kaldı.


Kaynaklar

*Amadeus filminden aktarılan repliklerin İngilizce metinleri IMDb’nin “Quotes” sayfasından alınmış; Türkçe çevirileri yapılmıştır.

Ankara Havası

Paylaş:

İlginizi Çekebilir

Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.