<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Şehrisevenler, Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı sitesinin yazarı.</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/author/sehrisevenler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/author/sehrisevenler/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Oct 2025 14:25:53 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Şehrisevenler, Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı sitesinin yazarı.</title>
	<link>https://lavarla.com/author/sehrisevenler/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ankara’nın yeşile açılan kapıları</title>
		<link>https://lavarla.com/ankaranin-yesile-acilan-kapilari/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ankaranin-yesile-acilan-kapilari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şehrisevenler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Aug 2022 09:00:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil]]></category>
		<category><![CDATA[30 Ağustos Zafer Parkı]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara'nın parkları]]></category>
		<category><![CDATA[Çansera]]></category>
		<category><![CDATA[Seymenler Parkı]]></category>
		<category><![CDATA[Uğurcan Özçelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=120624</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Belki birçoğumuz farkında değiliz ama Ankara park konusunda oldukça cömert bir şehir. Özellikle son dönemde gerek ekonomik koşullar gerek koronavirüs büyük şehirlerde yaşayanların parklara olan ilgisini artırdı. Bu da haliyle bizleri, yakınımızdaki parkları daha sık ziyaret etmeye alıştırdı. Yazılacak oldukça fazla park var ancak bu yazıdaki odak nokta, sandalyenizi alıp oturduğunuzda kendinizi mutlu hissetme ihtimalinizin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankaranin-yesile-acilan-kapilari/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara’nın yeşile açılan kapıları&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Belki birçoğumuz farkında değiliz ama Ankara park konusunda oldukça cömert bir şehir. Özellikle son dönemde gerek ekonomik koşullar gerek koronavirüs büyük şehirlerde yaşayanların parklara olan ilgisini artırdı. Bu da haliyle bizleri, yakınımızdaki parkları daha sık ziyaret etmeye alıştırdı. Yazılacak oldukça fazla park var ancak bu yazıdaki odak nokta, sandalyenizi alıp oturduğunuzda kendinizi mutlu hissetme ihtimalinizin yüksek olduğu parklar. Hadi başlayalım.</p>
<h2><strong>1. 30 Ağustos Zafer Parkı</strong></h2>
<p>Aşti’nin karşında bulunan park uzun süre atıl durumdaydı ancak 2019 yılında yenilenerek tekrar açıldı. Oldukça büyük bir alana sahip. İçerisinde yürüyüş yolları, bisiklet yolları, kafeterya mevcut. Son zamanlarda özellikle hafta sonları oldukça kalabalık oluyor. Hafta içleri ise sessiz, sakin bir park. Parkın dışında otoparkı da mevcut.</p>
<figure id="attachment_120742" aria-describedby="caption-attachment-120742" style="width: 1890px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-120742 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/07/Resim1.jpg" alt="30 Ağustos Zafer Parkı" width="1890" height="1261" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim1.jpg 1890w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim1-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim1-1024x683.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim1-768x512.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim1-1536x1025.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim1-800x534.jpg 800w" sizes="(max-width: 1890px) 100vw, 1890px" /><figcaption id="caption-attachment-120742" class="wp-caption-text">Kaynak: www.anfa.com.tr</figcaption></figure>
<h2><strong>2. Uğur Mumcu Parkı (Çansera)</strong></h2>
<p>Eskiler parkı Çansera olarak bilse de Çankaya Belediyesi’nin son değişikliğine göre doğru adı Uğur Mumcu Parkı. Çukurambar Mahallesi’nde bulunan park, son dönemde oldukça popüler. Büyük ve düz bir yeşil alan üzerine kurulu olan parkın içerisinde toprak yürüyüş yolu, basketbol sahası, kafeterya, ufak bir ekolojik gölet ve ponny park gibi birçok alternatif var. Gelen kitle, genel olarak koltuğunu, yiyeceğini, içeceğini kendisi getirip çimlerde oturmayı tercih ediyor. Özellikle hafta sonları ve hafta içi mesai sonrası oldukça kalabalık oluyor. Araçlar için otopark mevcut ancak kalabalık saatlerde otoparkta yer bulmak oldukça zor.</p>
<figure id="attachment_120741" aria-describedby="caption-attachment-120741" style="width: 1386px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="wp-image-120741 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/07/Resim2-1.jpg" alt="Çansera - Uğur Mumcu Parkı" width="1386" height="858" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim2-1.jpg 1386w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim2-1-300x186.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim2-1-1024x634.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim2-1-768x475.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim2-1-800x495.jpg 800w" sizes="(max-width: 1386px) 100vw, 1386px" /><figcaption id="caption-attachment-120741" class="wp-caption-text">Kaynak: www.cankaya.bel.tr</figcaption></figure>
<h2>3. <strong>Kurtuluş Parkı</strong></h2>
<p>İsminden de anlaşıldığı gibi Kurtuluş Mahallesi’nde (yeni adı Fidanlık Mahallesi) bulunan park, Ankara’nın en eski parklarından. Önemli bir karar almadan önce yürünmesi gereken rotalardan birisi olan Kızılay-Cebeci hattının üzerinde bulunuyor <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/16.0.1/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Düz ve yeşil bir alana kurulu olan parkta yürüyüş yolları, kafeteryalar, spor alanları fazlasıyla mevcut. Genel olarak günün her saatinde kalabalık bir park. Her yaştan her grup insan görmeniz mümkün. Parkın kendine ait bir otoparkı yok. Özellikle sonbahar aylarında dökülen yapraklarla birlikte yürüyüş yapıp dinlenmek oldukça keyifli.</p>
<figure id="attachment_120740" aria-describedby="caption-attachment-120740" style="width: 766px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="wp-image-120740 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/07/Resim3.png" alt="Kurtuluş Parkı" width="766" height="491" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim3.png 766w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim3-300x192.png 300w" sizes="(max-width: 766px) 100vw, 766px" /><figcaption id="caption-attachment-120740" class="wp-caption-text">Kaynak: www.ankara.bel.tr</figcaption></figure>
<h2>4. Botanik Parkı</h2>
<p>Park, biz Ankaralıları gördüğünde tebessüm ettiren Atakule’nin hemen yanında bulunuyor. Nispeten engebeli bir alana kurulan park, vadi şeklinde olduğundan şehrin gürültüsünden uzaklaşmak için oldukça ideal. Bol ağaçlı bir park olduğundan gölgelik alanı bol. Özellikle sandalyenizi, kahvenizi alıp bir şeyler okumak için favori parkınız olabilir. Kendisine ait otoparkı da mevcut.</p>
<p>Not: <em>Behzat Ç.</em> dizisinde ekibin sık sık toplandığı &#8220;kafes&#8221; olan cam sera da Botanik Parkı’nda bulunuyor.</p>
<figure id="attachment_120739" aria-describedby="caption-attachment-120739" style="width: 1890px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-120739 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/07/Resim4-1.jpg" alt="Botanik Parkı" width="1890" height="1058" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim4-1.jpg 1890w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim4-1-300x168.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim4-1-1024x573.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim4-1-768x430.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim4-1-1536x860.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim4-1-400x225.jpg 400w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim4-1-800x448.jpg 800w" sizes="(max-width: 1890px) 100vw, 1890px" /><figcaption id="caption-attachment-120739" class="wp-caption-text">Kaynak: www.anfa.com.tr</figcaption></figure>
<h2>5. <strong>Dikmen Vadisi Parkı</strong></h2>
<p>Yine yeşilin her tonunu yansıtması ve bitki çeşitliliği açısından Ankara’nın en güzel parklarından biri de Dikmen Vadisi Parkı. Vadi şeklinde oldukça geniş bir alana yayılıyor. Bir ucundan diğer ucuna yürümesi oldukça keyifli ancak inişli çıkışlı alanlar olması nedeniyle koşu için çok elverişli değil. Düğün fotoğrafı çektirenlerle sıkça karşılaşmanız muhtemel. Ayrıca parkın altında 2. Dünya Savaşı zamanında yapılmış bir sığınak bulunuyor. İçerisinde bir şeyler yiyip içmek için kafeteryalar ve kendisine ait otoparkı mevcut.</p>
<figure id="attachment_120738" aria-describedby="caption-attachment-120738" style="width: 702px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-120738 " src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/07/Resim5-1.jpg" alt="Dikmen Vadisi Parkı" width="702" height="455" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim5-1.jpg 605w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim5-1-300x194.jpg 300w" sizes="(max-width: 702px) 100vw, 702px" /><figcaption id="caption-attachment-120738" class="wp-caption-text">Kaynak: www.anfa.com.tr</figcaption></figure>
<h2>6. <strong>Meclis Parkı (Milli Egemenlik Parkı)</strong></h2>
<p>Asıl ismi Milli Egemenlik parkı ancak Türkiye Büyük Millet Meclisinin hemen yanında olduğundan Meclis parkı olarak biliniyor. Aslında çoğumuz Kızılay’dan Tunalı&#8217;ya veya tam tersi istikamette yürürken görmüşüzdür. Genellikle kaykay ve paten sporuyla ilgilenenler tarafından tercih edilen park, bulvarın hareketliliği ve gürültüsünden kaçmak için oldukça ideal. Hatta nedenini bilmediğim şekilde konumuna kıyasla fazla yoğunluğu olan bir park değil. Bu yüzden sandalyenizi alıp oturmak için oldukça ideal. Ayrancı tarafındaki butik kahvecilerden taze çekilmiş kahvenizi alıp parkın tadını çıkarabilirsiniz. Güvenlik Caddesi ve etrafındaki sokaklarda aracınıza yer bulmanız mümkün.</p>
<figure id="attachment_120737" aria-describedby="caption-attachment-120737" style="width: 1280px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-120737 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/07/2.jpg" alt="Meclis Parkı" width="1280" height="720" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/2.jpg 1280w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/2-300x169.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/2-1024x576.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/2-768x432.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/2-400x225.jpg 400w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/2-600x338.jpg 600w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/2-800x450.jpg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/2-1200x675.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /><figcaption id="caption-attachment-120737" class="wp-caption-text">Kaynak: http://www.aliinandim.blogspot.com/</figcaption></figure>
<h2>7. Portakal Çiçeği Parkı</h2>
<p>Aziziye Mahallesi&#8217;nde bulunan park, yine bir vadi şeklinde. Bulunduğu konum itibariyle huzur ve sessizlik arayanlar için oldukça uygun. Bir şeyler okumak için Botanik Parkı’ndan sonraki favoriniz olabilir.</p>
<figure id="attachment_120736" aria-describedby="caption-attachment-120736" style="width: 1061px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-120736 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/07/3.jpg" alt="Portakal Çiçeği Parkı" width="1061" height="918" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/3.jpg 1061w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/3-300x260.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/3-1024x886.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/3-768x664.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/3-800x692.jpg 800w" sizes="(max-width: 1061px) 100vw, 1061px" /><figcaption id="caption-attachment-120736" class="wp-caption-text">Kaynak: https://www.twitter.com/ankaragelisiyor</figcaption></figure>
<h2>8. <strong>Seymenler Parkı</strong></h2>
<p>Ankara’da olup da bilmeyenimiz yoktur sanırım. Yine de kabaca konum verecek olursak Tunalı Hilmi Caddesi’nin üst tarafında bulunan park, Ankara’nın en eski parklarından biri. Açıkça söylemek gerekirse artan popülerliği ile birlikte gelen insan kalitesinde yaşanan düşüş, parkın çehresini oldukça kötü etkilemiş durumda. Yüksek sesli müzik dinleyenler, köpeklerini tasmasız gezdirenler, alkolü fazla kaçıranlar gibi birçok olumsuz durumla karşılaşmanız mümkün. Eski halini düşününce şu anki hali insanın keyfini kaçırıyor. Yine de hafta içi erken saatlerde parkın üst tarafları oldukça huzurlu ve keyif almaya müsait. Buradaki püf noktası hafta sonu akşam saatlerinde gelmemek.</p>
<figure id="attachment_120743" aria-describedby="caption-attachment-120743" style="width: 1890px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-120743 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2022/07/Resim8.jpg" alt="Seğmenler Parkı" width="1890" height="1261" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim8.jpg 1890w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim8-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim8-1024x683.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim8-768x512.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim8-1536x1025.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2022/07/Resim8-800x534.jpg 800w" sizes="(max-width: 1890px) 100vw, 1890px" /><figcaption id="caption-attachment-120743" class="wp-caption-text">Kaynak: www.anfa.com.tr</figcaption></figure>
<p>Yazar: Uğurcan Özçelik</p>
<p>Kapak fotoğrafı: seyyahdefteri.com</p>
<hr />
<p>Yeri gelmişken sizleri buradan <a href="https://netreklam.net/flanorun-seymenler-parki-yuruyusu/" target="_blank" rel="noopener">Flanörün Seymenler Parkı Yürüyüşü</a>&#8216;ne alalım.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ankaranin-yesile-acilan-kapilari/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ankara’nın yeşile açılan kapıları&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ankaranin-yesile-acilan-kapilari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gitmenin ve kalmanın müzesi: Baksı</title>
		<link>https://lavarla.com/gitmenin-ve-kalmanin-muzesi-baksi/</link>
					<comments>https://lavarla.com/gitmenin-ve-kalmanin-muzesi-baksi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şehrisevenler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Jul 2022 06:45:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörün Seçtikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=41740</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Bu yazıda Baksı Müzesi’nin Bayburt merkezine 45 kilometre uzakta ufacık bir köyün yakınında kurulan, etrafında bozkırdan, dağlardan ve -şimdilerde sessiz akan- Çoruh Nehri&#8217;nden başka hiçbir şeyin olmadığı, sıra dışı mimarisi ile her bakanı büyüleyen, hiçliğin ortasında bütün aykırılığı ve anıtsallığıyla var olma telaşı taşıyan bir müze olduğundan bahsetmeyeceğim. Bu ve benzeri bilgilere herhangi bir arama [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/gitmenin-ve-kalmanin-muzesi-baksi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Gitmenin ve kalmanın müzesi: Baksı&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Bu yazıda <span style="text-decoration: underline;">Baksı</span> Müzesi’nin Bayburt merkezine 45 kilometre uzakta ufacık bir köyün yakınında kurulan, etrafında bozkırdan, dağlardan ve -şimdilerde sessiz akan- Çoruh Nehri&#8217;nden başka hiçbir şeyin olmadığı, sıra dışı mimarisi ile her bakanı büyüleyen, hiçliğin ortasında bütün aykırılığı ve anıtsallığıyla var olma telaşı taşıyan bir müze olduğundan bahsetmeyeceğim. Bu ve benzeri bilgilere herhangi bir arama motoruna yazılacak basit kelimelerle çok rahat ulaşılabilir. Bu yazıda Baksı’nın neden ve nasıl müze-üstü bir yer olduğunu, orada geçirdiğim altı aylık zaman diliminde fark ettiklerim ile anlatmaya çalışacağım. Öncesinde ise günümüz müzesinin makul bakış açıları tarafından nasıl algılandığından çok kısa bahsetmek isterim.</p>
<p style="text-align: left;">Genel görüşe göre; müzelerin ilk altın çağı olan 19. yüzyılda nesne ve eserler ne denli müze merkezine alınmışlarsa, ikinci altın çağın yaşandığı günümüzde bir o kadar geri planda yer alır. Bu kısımda müzelerin ‘müze tanımı’ ile oluşturulan ideal çerçevedeki işlevlerini gerçekleştirip gerçekleştirmedikleri doğrudan doğruya toplumu ilgilendiren bir durumdur. Postmodernizmin etkisiyle çoğulcu yaklaşımların her alanda daha fazla öne çıktığı; müzelerin de bundan paylarına düşeni aldıkları ve sahip oldukları katı kuralların ve hükmedici tavırların sert bir biçimde eleştirildiği bilinen bir durum. Bu eleştirileri dikkate alan müzeler, odak noktalarını koleksiyondan izleyiciye doğru kaydırmaya başlamış, sergi salonlarını ve yönetim politikalarını izleyici merkezli tavırlar ile değiştirmişlerdir. Burada ‘izleyici’ sözcüğündeki vurgu önemlidir; çünkü izleyici, belirli bir tutumu ya da düşünceyi benimseyen, bunlarla ilgilenen anlamını taşır. İzleyicinin ziyaretçiden farkı, müze ile arasında daha derin bir etkileşim ve iletişim biçimi kurmasıdır. ‘Ziyaret edilen müze’ ile ‘izleyicisi olan müze’ arasındaki edilgenlik-etkenlik farkını açıklamaya gerek var mı bilmiyorum, ama toplumu merkeze alan müzelerin (müze kavramı toplumdan bağımsız olamayacağı için aslında bütün müzelerin) insan odaklı bu yeni yaklaşımları benimsemelerinin elzem olduğunu vurgulamak gerekir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-41745" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla1-1024x768.jpg" alt="" width="737" height="553" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla1-1024x768.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla1-300x225.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla1-768x576.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla1-1536x1152.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla1-2048x1536.jpg 2048w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla1-80x60.jpg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla1-265x198.jpg 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla1-696x522.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla1-1068x801.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla1-560x420.jpg 560w" sizes="(max-width: 737px) 100vw, 737px" /></p>
<p style="text-align: left;">Geleneksel müze kavramından uzakta, ezberlenmiş yeni-müzecilik kalıplarının dışında, bulunduğu yer ile çelişen, orada olan ve olmayan bir müze olarak Baksı söz konusu olduğunda, iletişim ve etkileşimin bambaşka yönlerini görüyoruz. <a href="http://baksi.org/tr/anasayfa" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Baksı Müzesi</a>, kendi doğası nedeniyle köylüye ne kadar yabancıysa, kentliye de bir o kadar yabancı olan ve başka başka yabancıların sürekli geldiği ve bir yandan da sürekli ayrıldığı bir yer. Müzenin kurucusu Hüsamettin Koçan; çocukluğunu bu sürekli göç veren, küçük ve giderek yalnızlaşan yerde, müzenin şu anda bulunduğu tepeden sevdiklerinin yolunu gözleyerek geçirmiş, bu yalın yalnızlığı özümsemiş ve bir zamanlar bütün özlediklerinin yaptığı gibi ‘o an’ geldiğinde Baksı’dan gitmiş biri. Yıllar sonra Baksı’ya dönüşünü ise babası üzerinden anlatıyor: “Babam iki yılda bir gelebildiği köyüne döndüğünde her şey o kadar güzeldi ki, bir defa da ben dönmek istiyorum diye düşündüm.” Bütün bunların sonucunda, Hüsamettin Koçan’ın babasını beklediği tepede inşa edilen Baksı Müzesi, anlamlı ve faydalı bir çabanın eseri olduğu kadar muhteşem bir dönüşün simgesi oluyor.</p>
<p style="text-align: left;">Müzelerin ortaya çıkış hikâyelerinde gördüğümüze hayli benzer biçimde, Baksı Müzesi de bir anıt müze gibi &#8220;orada&#8221; yer alıyor. Ancak Baksı Müzesi’nin bu anıtsallığı, salt üstlendiği görevlerin ağırlığı nedeniyle bile müzeyi kuran kişinin statü gösterişi yapması düşüncesiyle çelişiyor. Müzenin işlerinde olduğu gibi, koleksiyonu dahi kolektif bir bilinç ile oluşturuluyor. Müze koleksiyonunda yer alan eserlerin tamamı, Hüsamettin Koçan’ın Baksı Müzesi fikrine kısa sürede bağlanan sanatçı arkadaşları tarafından müzeye hediye ediliyor. Henüz kurulmamış bir müzeye yaptıkları böylesi büyük bir katkı, sanatçıların herhangi bir müzede yer alma arzusundan öte, bir müzeyi birlikte oluşturma düşüncesinin benimsenmesinden kaynaklı. Sadece bu yönüyle bile Baksı Müzesi diğer bütün müzelerden farklı olduğunu vurgulasa da, asıl farkı bu kolektivizmi sürdürmesinde ortaya çıkıyor. Sadece sanatçıların değil, izleyicilerinin de katma değer yarattığı bir ortam olarak müze, boşluğun ortasında yer alması ve kendi içerisinde bilinçli bir biçimde bırakılmış boşluklara sahip olması nedeniyle asla tamamlanamayacakmış gibi hissettiriyor. Konumlandığı tepeden gördüğü Çoruh Nehri gibi akışkan, açık ve sürekli değişken bir ortam olarak Baksı Müzesi, “durağan müze” algısını yıkıyor. Ancak müzenin en büyük farkı, aslında söz konusu algıyı yıkmak gibi ulvi bir amacının olmaması.</p>
<p style="text-align: justify;">Baksı Müzesi, temelde sadece kendisiyle derdi olan bir müze: Hiçbir şey müzesi ve aslında her şey müzesi. Geleneksele sahip ama bir etnografya müzesi değil, çağdaşa sahip ama bir sanat müzesi değil; belli bir eser, dönem ya da tür üzerine inşa edilmiş bir müze ise hiç değil… Baksı, Hüsamettin Koçan’ın kendi söylemiyle, &#8220;yüksek&#8221; ve &#8220;alçak&#8221; sanat kavramlarını yok sayan, bu kavramların tutkunları tarafından sert bir şekilde eleştirilen, mekân rasyonalitesini dışlayan, geleneksel ile günceli aynı çatı altında bir araya getiren, her şeyi kayda geçiren ve sürekli bir biçimde &#8220;üreten&#8221; bir müze.</p>
<p style="text-align: left;">Müzenin üretim mantığı ise yine tek taraflı olmaktan öte, izleyicisini sürece dahil eden bir anlayışa dayalı. Buradaki izleyici ise bilinen, ya da alışılan müze izleyicisi stereotipinden uzak, müzeye en yakın köy olan Baksı’da yaşayan insanlardan oluşuyor. Müzede yer alan atölyelerde, bölgede yok olmak üzere olan geleneksel dokumacılık tekniklerini yeniden hayata geçiren köy sakinleri ürettikleri ürünler üzerinden hem gelir elde ediyor hem de bu ürünlerin güncel ‘eserlere’ dönüşüm sürecine dahil oluyorlar. Baksı atölyelerinde, kendi ürettikleri kök boyalar ile renklendirilip dokunan ehram ve kilim gibi geleneksel ürünler, güncel sanatçıların yorumlarıyla yeni formlarına ulaşırken eski ile yeninin alışılmadık bir birlikteliği ortaya konmuş oluyor. Müzedeki bu birliktelik; güncelin gelenekseli, gelenekselin de günceli benimsemesi için atılmış belki de en işe yarar adım. Baksı’da örneğini fazlaca gördüğümüz bu ve benzeri işler -yazının girişinde de bahsi geçtiği üzere- müzenin artık izleyiciyi merkeze almasıyla ikinci altın çağını yaşadığı günümüzde izleyiciyi ‘yön verici’ konumuna koyarak bir sonraki seviyeye, müzenin ‘üçüncü altın çağını’ yaşamaya davet ediyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-41744" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla-1.jpg" alt="baksi muzesi" width="882" height="588" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla-1.jpg 882w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla-1-300x200.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla-1-768x512.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla-1-696x464.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/02/baksi-muzesi-bayburt-lavarla-1-630x420.jpg 630w" sizes="(max-width: 882px) 100vw, 882px" /></p>
<p style="text-align: left;">Fazlaca istekli bir şekilde Baksı Müzesi’ni yazmak istemiş olsam da, müzenin temelinde yatan düşünceyi ve müze tarafından gerçekleştirilen işleri, en nihayetinde sınırlandırılması gereken bir yazıda tam anlamıyla anlatmanın pek de olanaklı olmadığını düşünüyorum. Ancak olabildiğince özetlersek, Baksı Müzesi dendiğinde akla gelen üç şeyden bahsederek müzeyi anlamaya yaklaşabiliriz: Gönüllülük, kadınlar ve çocuklar. Yerel ve kültürel değerleri göz önünde bulundurarak bölgedeki kadınların istihdamını ve sosyo-ekonomik anlamda iş gücüne katkıda bulunmalarını odak alan çalışmalara imza atan Baksı Müzesi, sadece müzedeki üretim atölyelerinde değil, Bayburt merkezde açılacak olan Kadın İstihdam Merkezi ile de bölge kadınlarının her alanda görünür olmalarını amaçlıyor. Çocukların erken yaştan itibaren müzede birleşik kültürel yaklaşımlar ve farklı sanat dalları ile iç içe olmaları, müzenin kütüphane, sergi salonu, bahçe, amfitiyatro gibi alanlarında bol bol yer almaları, müze tarafından düzenlenen etkinliklere ilk elden katılabilmeleri sayesinde içe dönük bir toplumdan dışarıya bakabilmelerinin önü açılıyor. Okulu dahi olmayan bir köyün bu kadar donanımlı ve etkin bir müzeye sahip olması, burada (yani aslında &#8220;orada&#8221;) olanların sadece şanslı olmaları ile açıklanamaz. Bu durumda devreye müzenin en temel motivasyonu olan ‘gönüllülük’ giriyor. Sadece Hüsamettin Koçan’ın sanatçı arkadaşları ve çevresi değil, Baksı köyünün sakinleri de müze için özveriyle hareket ediyor. Köyün muhtarı Nabi Akçelik, yıl boyunca müzede işlerin yürütülmesinden sorumlu oluyor, hatta sabahtan sergi alanındaki vitrinlerin temizliğini yaptıktan sonra izleyicilere güncel ve geleneksel sanatın işlevlerini ve müzedeki birlikteliğini sorguladığı rehberli turlar veriyor. Teknik işlerden sorumlu Köksal Usta, müzede güvenlikten sorumlu Celal’in geceden suvardığı<em>*</em> çimleri biçip alan temizliği yaparken, köyde oturan insanlar gelip müzenin konuk evinde kalacak misafirler için odaların hazırlığını yapıyor. Müzede iş olduğunda ‘yapmam’ diyen bulunmuyor. Böylece Baksı Müzesi, işleyişi ve insanların müze ile kurduğu güçlü bağlar bakımından ayrım yapmaksızın herkesin hayranlık duyacağı bir yer oluyor.</p>
<p style="text-align: left;">“Gitmek mi yoksa kalmak mı?” sorusuna yanıt arayan ve bu yanıtı asla bulamayacak olan bir müze Baksı Müzesi. Kendisiyle olan derdi hiç bitmeyecek, içindeki kasıtlı boşlukları doldurmak için çabalamaya devam edecek, bunu yaparken yeni boşluklar oluşturacak, bu nedenle de aslında hep yeni kalacak. “Herkesin uzaklaşmak istediği bir yere herkesi çağırma projesi” olan müze, kendi iç değişiklikleri ile sürekli orada olurken, bölgede ne değişecek sorusuna her zaman “Niye değişsin ki?” yanıtını verecek.</p>
<p style="text-align: justify;">*Suvarmak<em>:</em> Halk ağzında hayvana su vermek, su içirmek anlamında kullanılan kelime. Baksı Köyü&#8217;nde bahçe ya da çimleri sulamak anlamında da kullanılıyor.</p>
<p><a href="https://twitter.com/baksimuzesi" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Twitter</a> | <a href="https://www.instagram.com/baksimuseum/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Instagram</a> | <a href="https://www.facebook.com/Baks%C4%B1-K%C3%BClt%C3%BCr-Sanat-Vakf%C4%B1-352840191481016/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Facebook</a></p>
<p>Yazar: Ezgi Fünke</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://lavarla.com/gitmenin-ve-kalmanin-muzesi-baksi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Gitmenin ve kalmanın müzesi: Baksı&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/gitmenin-ve-kalmanin-muzesi-baksi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gittin Gideli III &#124; Avuntu</title>
		<link>https://lavarla.com/gittin-gideli-iii-avuntu/</link>
					<comments>https://lavarla.com/gittin-gideli-iii-avuntu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şehrisevenler]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Sep 2021 08:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Botanik Parkı]]></category>
		<category><![CDATA[Kuğulu Park]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Anıl Topal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=114622</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Kopmak, bağlanmak kadar doğal değil mi? Bilge Karasu /Altı Ay Bir Güz Sen gittin gideli, döndüğün günün hayalini kurarak geziyorum Ankara’nın limonlu kolonya kokan sokaklarında. İçimin çorak topraklarında bir avuntudur büyütüyorum, yeşermek için. Botanik Park’ın kocaman çöpüne bakan -bir keresinde başıboş parkta dolaşırken dört-beş yaşlarında bir çocuk annesine bu çöpün içindekiler akşam canlanıyor mu, burada [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/gittin-gideli-iii-avuntu/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Gittin Gideli III | Avuntu&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>Kopmak, bağlanmak kadar doğal değil mi?</em><br />
<em>Bilge Karasu /Altı Ay Bir Güz</em></p>
<p>Sen <u>gittin gideli</u>, döndüğün günün hayalini kurarak geziyorum Ankara’nın limonlu kolonya kokan sokaklarında. İçimin çorak topraklarında bir avuntudur büyütüyorum, yeşermek için.</p>
<p>Botanik Park’ın kocaman çöpüne bakan -bir keresinde başıboş parkta dolaşırken dört-beş yaşlarında bir çocuk annesine bu çöpün içindekiler akşam canlanıyor mu, burada yaşayan var mı gibi sorular sormuş, bu soruları ben de sana merakla getirmiştim- ağaçların arasında bir bankta oturuyorum. İsmini bilmediğim otlar, nerden geldiğini anlamadığım köpek sesleri var. Otlara baktıkça kendimi annemin yaptığı yumurta salatalarının arasındaymış gibi hissediyorum. Dürüst olayım biraz da hasret duyuyorum. Şu geldiğimiz yere bakar mısın, hafta sonları “yine mi yumurtalı salata, zaten her gün yumurta yiyoruz” dediğimiz günlerden Botanik’te yumurtalı salataya hasret duyduğumuz günlere, kim düşünebilirdi. Belki şu kambur duruşuyla, plaza mavisi gömleği giyen kızına tutunarak yürüyen teyze. Yaşlılığına yüklediğim bir bilgelikten söylemiyorum bunu, yanlış anlamanı istemem. Az önce kızına “semizotu su ister” dediğini duydum, yumurtalı salatayı seveceğini düşündüm. Öyle ya benim annem de severdi semizotunu, olur olmadık yerlerden poşet dolusu toplayıp çıkagelirdi eve.</p>
<p>“Botanik’in içinde oturacak başka bir bank mı bulamadın?” diyeceksin. Buldum, Botanik’in her tarafı bank dolu zaten, biliyorsun. Merdivenleri inip çıkmak istemeyenler için yukarıdaki banklar, Atakule’den kahvesini, yiyeceğini alıp oturmak isteyenler için Atakule’ye yakın banklar, girişte çocuk parkını görünce bir heves ellerini bırakıp parka koşan çocuklarını bekleyen ebeveynler için çocuk parkına yakın banklar, Behzat Ç. izledikten sonra kafesi görmek ve sevdikleri Behzat Ç. replikleri ile sosyal medyaya fotoğraf atmak isteyenler için kafese yakın banklar, sabah kahvaltısından sonra balkonda çaylarını içerken “bugün hava çok güzel hadi pikniğe gidelim”  diyen aileler ve çağırdıkları arkadaşları için piknik yapma bankları, başlar omuzlarda, eller ellerde Botanik’te romantik bir gün geçirmek isteyen çiftler için göletin çevresindeki banklar. Son olarak bir başına oturan ve yumurta salatalarından bahseden insanlar için ağaçların arasında kocaman bir çöp manzaralı bank. Bu bank, parka giren çıkan insanları rahatça görebilmek, başkalarının yadırgayıcı bakışlardan uzak hayaller kurabilmek için bilerek oraya koyulmuş sanki. Ben de şimdi elim çenemde, yorgun fakat umutlu bakışlarla parka girenlere bakıyor, içlerinden birinin sen olmanı ümit ediyorum. Öyle ya, hayat rastlantılarla, Ankara’mızın parkları hiç umulmadık zamanlarda tanıdık birini görmelerle dolu.</p>
<figure id="attachment_114813" aria-describedby="caption-attachment-114813" style="width: 600px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-114813 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2021/09/ankara-cankaya-botanik-park-2.jpg" alt="gittin gideli - botanik parkı" width="600" height="450" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/ankara-cankaya-botanik-park-2.jpg 600w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/ankara-cankaya-botanik-park-2-300x225.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/ankara-cankaya-botanik-park-2-180x135.jpg 180w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/09/ankara-cankaya-botanik-park-2-400x300.jpg 400w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /><figcaption id="caption-attachment-114813" class="wp-caption-text">Kaynak: https://www.numankocak.com/botanik-parki-ankara-nerede.html/ankara-cankaya-botanik-park-2</figcaption></figure>
<p>Şimdi beliriverse yüzün ağaçların ardında. Gözlerin, o çok sevdiğin, oralarda özlediğin -sen Ankara parklarını düşünmeden duramazsın, bilirim- Botanik’e heyecanla baksa, ilk defa Gençlik Parkı’na gelmiş, o koca aletleri görmüş bir çocuk gibi hevesle seyretsen etrafı, ayakların koşup bir ağaca, bir banka sarılmak istese de çevredekilerden utanıp küçük, ürkek adımlarla yürümeye devam etsen, bir ağaca sarılmak yerine bir yaprağı okşasan şefkatle, gözlerini kapayıp duyumsasan o güzelim kokusunu şehrin, parkın tüm seslerini işitip kalabalık hissetsen. Ben senin mutluluğunu bölmekten çekinip sadece izlesem seni. Sanki saatlerdir burada senin gelmeni beklemiyormuşum gibi hayatın rastlantılarına hayret etsem, bunu bir işaret, bir büyü, bir tansı gibi düşünüp ikimizin geleceği hakkında umutlansam. Kavuşmamız için doğanın ve Ankara parklarının bir işareti. Sen parkın her köşesine bakarken kafanı çevirip yukarıda beni görsen, göz göze gelsek. İlk görüşte tanıyamasan beni, emin olmak için gözlerini kısarak baksan. Sonra ben sana tebessüm edince anlasan benim olduğumu, ne yapacağını, ne düşüneceğini bilemesen. İçinde dalga dalga bir şeyler olsa da sen bunun sevgiden mi yoksa yanlış ifade takınmaya duyduğun korkudan mı olduğuna karar veremesen. Ben ayağa kalktıktan sonra küçük adımlarla bana doğru yürümeye başlasan, otların arasından.</p>
<p>Parka girip çıkanlara bakıp çöpe atılan şişelerin seslerini dinlerken bir kedi yanaşıyor yanıma. Pembe burunlu, göbekli, beton grisi bir kedi. Yorgun bir bakışı var. Elimi uzatıyorum gelmesi için. Sanki yıllardır tanıdığı bir elmiş gibi hiç yadırgamadan patisini uzatıyor o da bana. Biraz boynunu okşadıktan sonra kucağıma alıyorum. Hiç yabancılık çekmiyor, kaçmaya çalışmıyor. Ne yalan söyleyeyim, bu uysallığına şaşırmıyorum. Sakince uzatılan bir eli geri çeviren bir Ankara kedisine çok sık rastladığımı hatırlamıyorum. Bu uysal kediyi kucağımda severken göz göze geliyoruz, o an sana geçenlerde sorduğum soru geliyor aklıma: Neden gri diyorlar bizim şehrimize?</p>
<p>Bana kalırsa uysal bir grilik var bu şehrin üstünde. Kedisinde, serserisinde, öğrencisinde, aşığında, köpeklerinde, parklarında. Verilen eli geri çeviremeyen, başkalarına uyum sağlamak, başkalarını kırmamak için kendinden veren bir şehir. Misal, kırmızı, şehvetli aşkları yok bu şehrin. Günün sonunda yurt dışına, başka şehirlere uğurladığı sevgilisiyle uzaktan sürdürmeye çalıştığı uysal aşkları var. Bir ayrılığı sindirmeye çalışan, tek bir söz söylemeden kabullenerek hayatına devam etmeye çalışan yalnızları. Uzatılan ele gelen, koyulan mamayı ayırt etmeyen kedileri var. Sabahın altısında üstünde yamalı gri ceketi, içinde mavi gömleği, sevmese bile ekmek parası deyip şikâyet etmeden işe giden işçisi var. Geldiği köyden, ilçeden büyük olan üniversite kampüsüne uyum sağlamaya, misafirlikte tanışan çocuklar gibi çekingen ama heyecanlı şekilde yıllar sonra ayrılmak istemeyeceği şehri tanımaya çalışan öğrencisi var. Siyah-beyaz karar vermektense orta yolu bulmaya çalışan gri bürokratları var. Bir grilik var bu şehrin üstünde, uysal bir grilik.</p>
<p>Kediyi biraz daha sevip yere bıraktıktan sonra ben de kalkıyorum banktan. Hava usulca kızıla çalarken biraz Kuğulu’da oturup geceyi Tunalı’da geçirmek istiyorum. Parkın yukarısına doğru yürürken bir gelinle damat çıkıyor karşıma.</p>
<p>Şimdi akşam ayazı çıkınca üşüdüğünden üstüne bir şal almış çıksan karşıma. Gölete doğru yürüyor olsan.  Beni fark etmesen henüz. Ben kızsam kendime, kalkacak zamanı mı buldun desem, ama bir yandan da karşılaştığımıza göre doğru zamanda kalktığımı düşünsem. Bunca saat bekleyip şimdi karşıma çıkınca afallasam, hazırlıksız yakalansam. Sen gelinle damadın ötesinde beni görsen. Dursan bir anda. İkimiz de kararsız bakışlarla birbirimize baksak. Ne yapacağımızı bilmediğimiz için dursak bile aslında bunu gelin ve damadın fotoğrafını bozmamak için yaptığımızı düşünsek. Fotoğrafçı çektiği fotoğrafı göstermek için geline doğru yürürken bizim de düşünecek zamanımız tükense, birbirimize doğru yürüsek.</p>
<p>Cinnah’tan Kuğulu’ya doğru yürümeye başlıyorum. Ellerinde dondurmasıyla Atakule’ye doğru yürüyen çiftler, işten döndüğü buruşuk gömleklerinden ve yavaş hareketlerinden belli insanlar, yokuşu çıkarken iki büklüm olan vücutlar var karşımda. İnsan izlemekten sıkılmış olmaktan olsa gerek binaları izleyerek yürüyorum. Yıllarca gelecekte oturmanın hayalini kurduğumuz evlere bakıyorum. Kiminin balkonunu beğenmiyorum, kimine camları küçük diyorum. Beğendiğim evlere ise, dürüst olayım biraz hasetle bakıyorum. Dalgın halimi anlayışla karşılayan insanlar çarpmadan yanımdan geçiyor, böylelikle daha dikkatli bir şekilde inceleyebiliyorum evleri. Cinnah diyorum kendi kendime. Söylerken bir kıvanç duyuyorum. Cinnah. Cinnah. Cinnah.</p>
<p>Balkonlardan birinde seni görsem şimdi. Bacak bacak üstüne atmışsın, kolunu balkonun demirliklerine yaslamış keyifle çay içiyorsun. Zannedersem ada çayı. Karşındakine biraz pişmanlık ve şaşkınlıkla bir şeyler anlatıyorsun, oralarda yaşadığın kötü bir olayı büyük ihtimalle. Mutlusun, Cinnah’ta, o imrenerek baktığın evlerden birinde oturup -üstelik balkonu da bir hayli güzel- arkadaşlarınla konuşmak iyi gelmiş. Bense taksiye binmek yerine yürümeye karar verdiğim için kendimle gurur duyuyorum. Bir hikâyenin oluşumunu sağlayan bir karaktermişim -yazar demiyorum dikkatini çekerim- gibi hissediyorum. Arkadaşın sigarasını yakarken sen de balkondan aşağıya bakıyorsun. Caddeden geçen insanlara. O sırada aşağıda sana doğru bakan bir yüz görüyorsun. Anlam veremiyorsun. Birisinin neden sizin balkonunuza baktığına değil, benim burada ne işim olduğuna.</p>
<p>Kuğulu’ya geliyorum. Uzaklardan bir yerden saksafon sesleri geliyor. Bir de renkli balonlar görüyorum çocukların ellerinde. Evimin kapısını açıp girer gibi giriyorum parka. Evde kimsenin olup olmadığını kontrol edermiş gibi aşina yüzler arıyorum. Saçlarına yeni maşa yaptıran Ayla Ablayı -arkadaşlarıyla konuşurken duydum ismini, tanıştığımdan değil- görüyorum. Köpeğinin peşinden bir o tarafa bir bu tarafa koşturuyor. Kendime boş bir bank bakınıyorum.</p>
<p>İşte oradasın. Güneşli bankta. Ihlamur yeşili kaşkollu hanımefendinin oturduğu yerde. Öylece kuğulara bakıyorsun. Benim gözlerim doluyor. İçimden yaşanmışlıkların ağırlığı kalkıp yaşanacakların ümidi doluyor sanki. Güneşli bankta oturduğundan değil. Birini, bir işareti bekleyen bir tavrın olduğundan. O güneşli banka bilerek, isteyerek oturma ihtimalinden. İçime dolan ümitle birlikte sana doğru yürümeye başlıyorum. Yanına oturmayı düşünüyorum ama ne diyeceğime ne yapacağıma dair hiçbir fikrim yok. Sarılacak mıyım? Hoş geldin mi diyeceğim? Seni çok özledim? İyi ki geldin? Kuğulardan başını çevirip sana doğru geldiğimi görüyorsun bir an…</p>
<p>Ihlamur yeşili kaşkollu hanımefendinin oturduğu banka suratımda sıcak bir tebessümle oturuyorum. Seni hayal ediyorum, geldiğin günü. Sonu mutlu hayaller kurmaktan kaçınıyorum. Çocukluktan beri mutlu sonlu hayaller kurmaktan korkuyorum. Sanki o hayalleri kurarsam yaşanma ihtimali kalmayacak gibi geliyor. Hayat bize beklemediğimiz, hayalini kurmadığımız yaşantılar sunacak. Sanki sen dönmeyeceksin. Dönsen de bizi farklı yollar bekleyecek.  Fakat şimdi ayrılmanın da doğal olduğunu ve her ayrılıktan sonra vuslatın olması gerekmediğini uysal bir kedi gibi kabulleniyorum. Birlikte olduğumuz hayallerin avuntusuyla kuğuları izliyorum.</p>
<p><em>Kuğulardan başını çevirip sana doğru geldiğimi görüyorsun bir an, beklediği kişiyi görmenin mutluluğuyla gülüyor gözlerin. </em></p>
<p>Mustafa Anıl Topal<br />
Ağustos 2021</p>
<p>Kapak görseli: <a href="https://www.ankara.bel.tr/cevrekorumavekontrol/peyzaj-uygulama/prestij-parklari/botanik-park/">Ankara Büyükşehir Belediyesi</a></p>
<hr />
<p>Serinin önceki yazısı: <a href="https://netreklam.net/gittin-gideli-ii-terk-edilmis-sehir/">Gittin Gideli II | Terk Edilmiş Şehir</a></p>
<p><a href="https://lavarla.com/gittin-gideli-iii-avuntu/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Gittin Gideli III | Avuntu&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/gittin-gideli-iii-avuntu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gittin Gideli II &#124; Terk Edilmiş Şehir</title>
		<link>https://lavarla.com/gittin-gideli-ii-terk-edilmis-sehir/</link>
					<comments>https://lavarla.com/gittin-gideli-ii-terk-edilmis-sehir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şehrisevenler]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 May 2021 08:06:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Güvenpark]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Anıl Topal]]></category>
		<category><![CDATA[Tünel Bar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=114302</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Dostlar da çekilip gidiyorlar hayatımdan Yürüdükleri yollarda arıyorum onları, sevdikleri kızların gözlerinde Kendi sularınca boğulan bir denizim ben Kendi taşlarınca zaptedilen bir kale Ahmet Erhan / u ç u r u m (1979) Sen gittin gideli, herkesin terk ettiği bir şehirde kalan son kişi gibi geziniyorum sokaklarda. Yanlış anlamanı istemem. Yürümeyi devrimci bir eylem gördüğümden [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/gittin-gideli-ii-terk-edilmis-sehir/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Gittin Gideli II | Terk Edilmiş Şehir&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><em>Dostlar da çekilip gidiyorlar hayatımdan</em><br />
<em>Yürüdükleri yollarda arıyorum onları, sevdikleri kızların</em><br />
<em>gözlerinde</em><br />
<em>Kendi sularınca boğulan bir denizim ben<br />
Kendi taşlarınca zaptedilen bir kale<br />
Ahmet Erhan / u ç u r u m (1979)<br />
</em></p>
<p style="text-align: left;">Sen <u>gittin gideli</u>, herkesin terk ettiği bir şehirde kalan son kişi gibi geziniyorum sokaklarda.</p>
<p>Yanlış anlamanı istemem. Yürümeyi <em>devrimci</em> bir eylem gördüğümden veyahut ara sokakların birisinden senin çıkacağın ümidiyle yapmıyorum bunu. Gittiğini kabullendim. Daha doğrusu kabullenmek zorundaydım. Daha da doğrusu sen kilometrelerce uzaktayken ansızın bir yerden çıkacağın ümidini taşımanın ağırlığını kaldıramadım. Şimdi o üstten bakan halinle neden çıkıyorsun, yürüyorsun o zaman diye soracaksın. İnan bilmiyorum. Başlarda sadece ailemin dışarı çıkmama dair olan ısrarlarına karşı koyacak gücüm olmadığı için yaptım bunu. Onların acıma ve merhamet dolu gözlerinden kaçmak için. Hatta bir keresinde evin aşağısındaki bahçeden gelen çocuk seslerinden usanıp kendimi dışarıya attım. Sonraları bir alışkanlığa dönüştürdüm bu gezinmeleri, neden çıktığımı hiç sorgulamadım. İlk defa şimdi düşünüyorum bunun cevabını. Belki de seninle birlikte geçtiğimiz sokaklardan, parklardan geçmek, oturduğumuz okul banklarında oturmak, o anları ansımak iyi geliyor bana. Seninle geçirdiğimiz günleri en canlı haliyle tekrar yaşamak istiyorum. Belki de kendime yeni sokaklar, yeni hayatlar bakınıyorum. Kendimi bulmak istiyorum; kuytu bir sokakta veya bir bar köşesinde. Hiç tanımadığım saçları seyrelmiş bir amca, hanımeli kokulu bir teyze gelsin, bana kendimi göstersin istiyorum. Bir tarafına varoluş krizi bir tarafına da romantizm yüklüyorum sokaklardaki başıboş adımlarımın. Baksana, acaba sana yazabilecek bir <em>şeyler</em> bulabilmek için mi çıkıyorum dışarıya? Evin penceresinden bakarak kaç hikâyeye tanık olabilir ki insan? İnan, inan, inan bilmiyorum. Bildiğim tek bir <em>şey</em> var ki, o da tepemdeki güneşten ve Karanfil’deki kalabalığın uğultusundan bunaldığım. Tek istencim biraz bahar sakinliği, bir de soğuk bira.</p>
<p>İsteklerimi bulabileceğimi düşündüğüm tek yere, Konur’daki Tünel Bar’a doğru yürümeye başlıyorum. Çevrede bu denli çok polis olmasına ne kadar alıştığımı fark ediyorum birden. Sanki Kızılay’ın bir parçası haline gelmişler. Halbuki lise yıllarımda ne zaman bir polis kalabalığı geçse bir yerlerde eylem olup olmadığını arkadaşlarıma sorar, polislerin nereye gittiğini takip ederdim. Polisleri görenlerin bir kısmı benim gibi ne olduğunu merak edip etraflarında toplanırken bir kısmı ise onlardan uzaklaşırdı. Şimdi ise kimsenin fark etmediği birer anıt gibiler.</p>
<p>Sana geçenlerde şehirde değişen hiçbir şeyin olmadığından bahsetmiştim. Konur’daki değişim bile değişmemiş. Bir mekân açılıyor bir mekân kapanıyor. Bir kahvaltıcı yerini pilavcıya bırakıyor, bir pilavcı Hatay usulü dürümcüye. Brandalar, Konur’un erguvanları gibi sunuyor kendini sokaktan geçenlere. Bu brandaların arasından geçip, bana hep gizli bir geçidi andıran yerden Tünel’in bulunduğu binaya giriyorum. Tepedeki güneşe, adımlarımın sıcaklığına rağmen merdivenlerin soğuğunu duyumsuyorum. Bir şehrin hikâyesinin yansıması olan duvarların yanından ikinci kata çıkıyorum. Tünel kapalı. Öylece duruyorum kapının karşısında. Salaş tişörtünün üstüne giydiği kareli gömleğiyle, kirli sakallı birinin kapıyı açmasını bekliyorum. Onun yerine merdivenlerden hızlıca inen “Joe Strummer Was Born in Ankara” tişörtüyle, saçlarını sıcaktan topuz yapmış bir kadın geliyor. Yanımdan geçip merdivenlerden inerken bir anda duraklıyor ve bana doğru dönüp “Tünel’e geldiyseniz, taşındı onlar. Olgunlar’dalar.” diyor. Şaşkınlığımı saklayamadan teşekkür ediyorum. O, gittiği yere doğru aceleyle yol alırken ben öğrendiğim bu bilgiyi sindirmeye çalışıyorum. Yutkunuyorum, iğne iğne boğazımdan geçiyor yutkunmam. Bir dostun habersizce uzaklara gittiğini öğrendiğinde, geri dönmeyeceğini bildiğin birine AŞTİ’den el sallarken olduğu gibi. Yorgun ve ağır adımlarla merdivenlerden iniyorum. Konur’a adımımı attığımda bir yabancı gibi hissediyorum bu sefer.</p>
<p>Tünel’in Olgunlar’daki yerine gitmeyi istemiyorum. Hatta bilincinde olmadan ters yöne, Sakarya’ya doğru yöneliyorum. Bir barın taşınmasının, üstelik başka bir şehre de değil, iki sokak öteye taşınmasının bende yarattığı bu etkiyi düşünüyorum. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı hissi kaplıyor içimi. Bu gerçekle ilk defa bu kadar perdesiz ve doğrudan yüzleşiyorum. Evet, sen gittin gideli şehir hâlâ aynı fakat yaşadıklarımız da yaşadığımız yer de eskisi gibi değil, olmayacak da. Karanfil’de yanından geçenleri müzik kasetleriyle selamlayan <a href="https://netreklam.net/dostun-hikayesi-2-bolum-konur-sokak/">Dost</a>’un yerine Gratis açtılar. Bir zamanlar ellerindeki Dost poşetini içindeki kitapların resimlerine karışma arzusuyla taşıyarak, ailesiyle Hosta’ya giden hevesli çocukları bir simitçi bekliyor şimdi. Dershaneden kaçıp gittiğimiz o Tünel de yok. Sobasının sıcaklığı, içerisinin her mevsim süren sakinliği, sohbetleri dinginleştiren müziği yok. Biralarımızı içtikten sonra Karanfil pazarına karışıp pilav yiyemeyeceğiz belki de bir daha. Konur metronun çıkışında yanan ateş ile ısınmayacağız. <em>O çok serseri görünen evcil yalnızlığımızda</em> huzur bulmayacağız. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı hissi, ardımızda bıraktıklarımızın dayanılmaz sızısıyla geliyorum Sakarya’ya. Şehrin sahile açılan kıyısına.</p>
<p>Beni için için yiyen bu düşüncelerden kurtaran balık kokusu oluyor. Havanın sıcağına karışan balık ve anason kokularıyla deniz kenarı bir meyhanede gibi hissediyorum kendimi. Yine de balık kokusu bir süre sonra yüzümü buruşturuyor; kendimi tabelalarına bile bakmadan eski bir alışkanlıkla bir binaya atıyorum, en üst katındaki bara girip bir masa buluyorum kendime. Karşı binadaki dişçi ve falcı tabelalarına bakıyorum. Dişçiler ve falcıların hâlâ birbirlerine komşu olduğunu görünce şehirde aynı kalan bir şeyler görmenin hafif mutluğunu yaşıyor, tebessüm ediyorum. Bu mutluluğumu arka masadan gelen bir soru bölüyor. <em>Hâlâ anlamıyorum bu şehirde ne bulduğunuzu, taşınsanıza işte bizim yanımıza. Denizi, ağacı, zeytinyağlısı daha ne istiyorsunuz canım? </em>Soruyu duyunca sinirlenmiyorum, şehrimizi korumak gibi bir çabaya da girişmiyorum. Bu soruyu duymak alışılageldik bir <em>şey</em> artık fakat ne buluyoruz sahi bu şehirde? Sen, buralardan çok uzaktayken en çok neleri özledin? Ya da özledin mi? Bir keresinde iki aylığına İstanbul’a gitmiştim. Moda sahilinde arkadaşlarımla otururken “Ee nasıl alıştın mı, kalırsın artık burada” demişlerdi. Aniden irkilip “yok canım olmaz öyle şey Ankara’nın balkonlarını özledim ben” demiştim. Şaşırmışlardı. Ben de şaşırmıştım doğrusu. Böyle bir cevabı beklemiyordum kendimden. İçten içe bir balkon özlemim vardı fakat bunu dönmek için bir sebep olarak düşünmemiştim hiç. Arkadaşlarıma kendimi açıklama gibi bir girişimde bulunmamıştım. Balkonların bana ifade ettiklerinden, Ankara’daki güzelim balkonlardan bahsetmemiştim. Döndüğümde ise ilk işim eşyalarımı atıp balkona çıkmak olmuştu. Arkamdaki masada oturanlar da taşınma teklifini geçiştirip <em>belki önümüzdeki sene</em> diyorlar fakat bu şehirde onları tutanın ne olduğunu da, seneye taşınırlarsa geride ne bırakacaklarını da bilmiyorlar. Bu şehir, gençlik yıllarında okunmuş güzel bir kitap gibi onlar için. Neyi sevdiklerini bilmeseler de güzel ve sıcak bir hatırası, şefkatli bir güveni var. Çoğumuz için de öyle değil mi zaten?</p>
<p>Hesabı öderken arkada bir Vedat Sakman şarkısı çalıyor. <em>Şimdi artık hiçbir şey eskisi gibi değil, bu sular durgun olmadı dedin gittin. Belki de yaşamının gözlerin kadar güzel olmasını dilerim. </em>Şarkıyı duyduktan sonra hareketlerimi yavaşlatıyorum. Yorgun bir mavinin sarmaladığı gökyüzünün altında karıncalar gibi dolaşan insanları izliyorum biraz daha. Vedat Sakman’ın kabullenmiş ve biçare sesini içime dolduruyorum. Ilık bir rüzgâr yüzümü okşayınca kot ceketimi elime almaktan vazgeçip <em>usulca </em>giyiyorum. Nereye gideceğimi bilmeden çıkıyorum bardan. Terk edilmişlik ve hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı hissi beni Güvenpark’a getiriyor.</p>
<p>Seninle oturduğumuz banklardan birisine oturuyorum. Konuştuklarımız, sesin, gözlerin, kokun en canlı halleriyle yanımdalar. <em>Senin  </em>aksine. Gül satan bir çocuk beni umursamadan geçip köşedeki çiftin yanına gidiyor. Alelacele cebindeki kâğıt paralarla bir tane gül alıp  çocuğun uzaklaşmasını istiyor oğlan. Oğlan dememe bakma, benden büyük duruyor gayet, gülü sevgilisine vermeyip yanına koyuyor. Onları yalnız bırakmam gerektiğini düşünüp gözlerimi çeviriyorum. Az sonra baktığımda kadının dolmuşlara doğru yöneldiğini, oğlanın ise bankta iki büklüm oturduğunu görüyorum. Güvenpark’ta ayrılan bir çifte daha tanıklık etmenin haklı üzüntüsünü yaşıyorum. İki bank ötemdeki banka bir kadın oturuyor, bir sigara yakıyor. Koca parkta sadece üçümüzüz sanki. Bir de gül satan çocuk. Elinde termosuyla dolaşıp çay satmaya çalışanlar, iki iyi arkadaş gibi gezinen bekçiler dahi yok. Herkes dolmuşuna binip gitmiş. Bir süre sonra oğlan da elleriyle yüzünü ovuşturup kalkıyor banktan. Yılgın adımlarla tahminimce Kurtuluş’a doğru yürümeye başlıyor. Yürümek değil de, adımlarını sürüklüyor demek daha doğru olur. Kadın da sigarasını söndürüp çöpe attıktan sonra yukarıya, Kuğulu’ya doğru gidiyor. Etrafta kimseler gözükmüyor artık. Bir başıma kalıyorum koca parkta. Koca şehirde. Kırgın, kabullenmiş ve yapayalnız bir şekilde bankımda oturmaya devam ediyorum.</p>
<p>Terk edilmiş bir şehir gibi.</p>
<p>Mustafa Anıl Topal<br />
Mayıs 2021</p>
<p>Kapak görseli: <a href="https://www.instagram.com/analoglugunler/">Çağlar Oskay</a></p>
<hr />
<p>Serinin önceki yazısı: <a href="https://netreklam.net/gittin-gideli-gunesli-bank/">Gittin Gideli | Güneşli Bank</a></p>
<p><a href="https://lavarla.com/gittin-gideli-ii-terk-edilmis-sehir/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Gittin Gideli II | Terk Edilmiş Şehir&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/gittin-gideli-ii-terk-edilmis-sehir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gittin Gideli &#124; Güneşli Bank</title>
		<link>https://lavarla.com/gittin-gideli-gunesli-bank/</link>
					<comments>https://lavarla.com/gittin-gideli-gunesli-bank/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şehrisevenler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2021 09:20:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuğulu Park]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Anıl Topal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=114219</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Sen gittin gideli ilk defa dışarı çıkıyorum. Eğer merak ediyorsan şehir hâlâ aynı duruyor. Sanki birazdan Karanfil&#8217;in girişindeki büfenin ardından çıkacaksın, kalabalıklar arasında gözlerimiz birbirini bulacak, el sallayacaksın, ben gülümseyeceğim. Sen yoldan geçen arabalara aldırış etmeden aceleci adımlarla karşıya geçeceksin, hevesle sarılacağız birbirimize, çocuklar gibi. Gel gör ki şehir aynı kalsa da sen gittin. Büfenin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/gittin-gideli-gunesli-bank/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Gittin Gideli | Güneşli Bank&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sen gittin gideli ilk defa dışarı çıkıyorum.</p>
<p>Eğer merak ediyorsan şehir hâlâ aynı duruyor. Sanki birazdan Karanfil&#8217;in girişindeki büfenin ardından çıkacaksın, kalabalıklar arasında gözlerimiz birbirini bulacak, el sallayacaksın, ben gülümseyeceğim. Sen yoldan geçen arabalara aldırış etmeden aceleci adımlarla karşıya geçeceksin, hevesle sarılacağız birbirimize, <em>çocuklar gibi</em>. Gel gör ki şehir aynı kalsa da sen gittin. Büfenin ardından ne kadar beklesem de çıkmıyorsun. Bir otobüs, durağında bekleyen arabaya korna çalıyor, arabanın yerine ben üstüme alınıyorum, Karanfil 2’ye doğru yöneliyorum. Yalnız bırakılmış bir kazı kazan tezgâhı görüyorum. Sahi kim bakıyor buraya? Başında beyaz şapkası, mavi yeleğiyle hafif göbekli bir amca olması gerekmiyor mu burada? Sanki birileri bu kazı kazanları ay başında buraya bırakıyor, köşede çay içmeye gidiyor ve hiç dönmüyor. Sen, sen dönecek misin ?</p>
<p>Cebimde bozukluk olmadığını da fark edince kazı kazan oynamaktan vazgeçip usul adımlarla Olgunlar’a doğru yürümeye başlıyorum. Karşımdaki insanlara yol verip vermeyeceğime gözlerine bakarak karar veriyorum. Kararlı gözler: sağa çekil. Başını öne eğmiş liseli bir genç: sağa çekil. Hızlı adımları ve sigarasıyla seyrek sakallı, kareli gömlekli tahminimce bir taksici: yol hakkı benim. Bu kadar insana bakmaktan ve karar vermekten sıkılınca yolun kenarından yürümeye karar veriyorum. Böylelikle beni kafelerine nargile içmeye davet eden kibar fakat bir o kadar da ısrarcı insanlardan da kurtuluyorum. Fakat o kafelerden gelen bir Sezen şarkısından kurtulamıyor, dilime doluyorum. Kahpe kader, minik serçe ve hızlanan adımlarımla Olgunlar’a varıyorum.</p>
<p>Barlar ve kafeler öğlen vakti olmasına rağmen masalardan sarkan maskeler ve doya doya bira içip heyecanla birbirlerine bir <em>şeyler</em> anlatan insanlarla dolu. Kapı önünde, kıyafetlerinden üniversiteli olduklarını tahmin ettiğim bir grup sigaralarını içerken doların yükselişinden şikâyet ediyor, kulak misafiri oluyorum. Barlardan birine girmeye niyetlensem de <a href="https://netreklam.net/bizim-icin-ozeldir-kugulu-park/" target="_blank" rel="noopener">Kuğulu</a>’ya gitme istencim daha ağır basıyor, bana kapıyı açmaya hazırlanan, saçları çilek reçeli kırmızısı kadını hayal kırıklığına uğratıp yoluma devam ediyorum.</p>
<p>Renk renk binaların arasından geçerken bir hüzne kapılıyorum. Neden şehrimize gri şehir diyorlar bizim? Veya bu iklim değişikliği dedikleriyle birlikte güneş hep tepemizde olacaksa, şehrimize gri şehir demeyi bırakacaklar mı? Bizden sonraki çocuklar ne diyecekler bu şehre, Spotify’da gri şehir <em>çalma listesi </em>yapan insanlar, değiştirecek mi adlarını o <em>çalma listelerinin</em>? Şehrimize gri şehir demekten vazgeçilirse mutlu mu olacağız, yoksa biz de kahvehane köşelerine tünemiş yaşlılar gibi gençlere serzenişte mi bulunacağız? <em>Ah ah, bir zamanlar sabah kalktığınızda griye bürünürdü bu şehir, öyle güneşi tepenizde bulmazdınız. Kuru bir ayaz bedeninizi sarar, gözleriniz gri bir renkten başka bir şey görmezdi</em>. <em>Evet, o en alacalı binaları bile.</em> Zihnimde bu cümlelerle zamane gençliğine serzenişte bulunurken alımlı binaları, ışıklı gece kulübü tabelalarını ardımda bırakıp Tunalı’da buluyorum kendimi.  Ya da dürüst olmak gerekirse, Tunalı buluyor beni.</p>
<p>Tunalı’ya adımımı atar atmaz hızla etrafımdan geçen neşeli gözler ve birbirine benzer yüzler başımı döndürüyor. Biraz olsun uzaklaşmak için kaldırımın sağına atıyorum kendimi. Bunca gün sonra bir anda bu kadar insanın, gözlerin, adımların, yüzlerin, rengarenk kıyafetlerin üzerime gelmesini yadırgıyorum, belki de o kadar yaşlandım ki insan görmekten usanç duymaya başladım. Her gördüğümde yazısı daha da solan <em>Kavaklıdere Sineması</em> tabelasını görüyorum. Bir kez olsun burada film izleyemediğim için utanıyorum. Aileme kızıyorum. Kalabalıkları, büyük sinema perdelerini, eve uzak sokakları tansılı bir <em>şeymiş </em>gibi gören çocukluğumu burada film izlerken hayal ediyorum. <em>Ninja Kaplumbağalar</em> filminden çıkmış, annesinin özenle baktığı orkidesinin renginde Donatello maskesini takmış, elinde tatlarını ayıramasa da renkli oluşuna hayran olduğu karışık dondurması ile bir çocuk. Okumayı yeni sökmüş, annesi ve babasının ellerinden tutarken tabelaları büyük bir kıvançla onlara okuyor. Mutluluğu, yine yaşayamadıklarımda arıyorum. Kuğulu’ya geliyorum.</p>
<p>Hafta içi ve iş saati olmasına rağmen Kuğulu’nun her zamanki haliyle hınca hınç dolu olmasına şaşırıyorum. Yıllar geçmesine rağmen bir türlü Kuğulu’nun hiç boşalmamasına, bitmeyen bir devr-i daimi olmasına alışamadım. Parkın girişinde küçük bir çocuğun önlerine attığı yemlerin peşinde, birbirlerine aldırmadan koşuşturan güvercinleri rahatsız etmeden parka giriyorum. Kendime bir bank bakınıyorum. Gözlerimle tüm parkı süzüyorum, yıllardır görüşmediğim eski bir dostu görmüş gibi. Şaşırmayacaksın, güneşli bir bank bulamıyorum. Bu şehir bizden bir sır saklıyor ve güneşli banklara sadece bu sırrı bilenler oturabiliyor sanki. Çitlerin karşısındaki siyah paltolu, kır saçlı bir amcanın gazetesini katlamaya çalıştığını görünce oraya doğru yürümeye başlıyorum, daracık yerlerden insanları rahatsız ederek geçiyorum. Yolda siyah paltolu amcayla karşılaşıp başımı saygı ve minnetle öne eğiyorum. Ben varana kadar kimsenin oturmadığı, ağaçların gölgesindeki banka oturup kuğuları izlemeye koyuluyorum.</p>
<p>Parka hiçbir yenilik katmamış bir şekilde tüm sıradanlığımla bankımda oturuyorum. Bir devinimi sağlayan küçücük bir parça gibi. Kimse varlığımdan haberdar değil, hangi yöne baksam benden uzakta bakışlarla karşılaşıyorum. Rüzgârdan üşüyen ellerimi montumun ceplerine koyuyorum. Karşımdaki güneşli banka oturmuş ıhlamur yeşili kaşkollu orta yaşlı kadına, senden saklayacak değilim, hasetle bakıyorum. Kadının gözaltlarındaki kırışıklıklara sinmiş yorgunluğu görünce mahcup oluyorum. Kaç yaşına gelmiş, kaç yıl boyunca bu hayatın ceremesini çekmiş, bu şehrin kaldırımlarında bir ömür geçirmiş bu direşken hanımefendi, hiç tartışmasız kaşkolunu boynuna dolayıp güneşli bankta bir başına oturmayı benden daha çok hak ediyor. Şehrin en gizemli sırrını benim gibi sıradan birine değil, şehrin her bir karışını dolaşan bu hanımefendiye söyleyeceklerdi elbette. Kim bilir bir gün belki, o da bana söyler. Şimdi mesela, yanına gitsem. <em>Merhabalar, oturabilir miyim, karşıdaki bank çok soğuk da </em>desem, çantamdaki kuru kayısılardan ikram edip punduna getirsem. Ne münasebet.</p>
<p>Ihlamur yeşili kaşkollu hanımefendinin yanı başında bir çift beliriyor. El ele tutuşuyor, belli ki güneşli bir bank bulma ümidiyle benim yaptığım gibi parkı süzüyorlar. Benden daha heyecanlı ve ümitvar bakışları. Belki de bir çift, <em>biz olarak</em> ilk gelişleri Kuğulu’ya<em>. </em>Ne yazık ki onların da umutları kursaklarında kalıyor, hanımefendinin 5-10 metre solundaki gölge bir banka razı geliyorlar. Banka oturduklarında mesafe bırakıyorlar aralarına. Çocuk, gölgenin soğuğuna rağmen kestane rengi montunu çıkarıp ortalarına koyuyor. Bir gece Bestekar sokaklarında, iki şişe şarap karşılığında öğrendiğim, şehrin kuytularına saklı sırrı ansıyorum. <em>Rivayet odur ki, her kim Kuğulu’ya sevdiği kişiyle ilk defa gelişinde güneşli bir banka oturur; onların ilişkisi ilelebet sürer. Lakin kim ki oturacak güneşli bank bulamaz, onları tez vakitte bir ayrılık bekler.</em> Bu iki genç için üzülüyor, sır belki doğru değildir deyip geçiştirmek istiyorum. Aklıma <em>biz</em> geliyor, bu iki genç için üzülmeye devam ediyorum.</p>
<p>Bir vakit sonra köşedeki restorandan köfte kokuları yayılmaya başlıyor. İşte o zaman, çitlerin ardında güneşli bankta oturan hanımefendi saatlerdir bozmadığı duruşunu değiştiriyor. Sağ bacağını, sol bacağının üstünden kaldırıyor, ellerini kavuşturup öne doğru eğiliyor. Bakışları çocukluk fotoğraflarına bakarmışçasına ikircikli bir hal alıyor.  Bense hiçbir anlam taşımayan bakışlarla çevremdekileri seyrediyorum hâlâ. Sen yokken parkta olağan dışı bir şey olmadığından emin olmak, döndüğün zaman sana parktan hikayeler anlatabilmek için.</p>
<p>Hava kararmaya başlayıp, ıhlamur yeşilli hanımefendi bankından kalkınca ben de kalkıyorum. Parkı, Tunalı’da keyifle birasını, öğlen rakısını, şarabını içmiş, neşeli kahkahalarıyla Kuğulu’ya gelen arkadaş gruplarına devrediyoruz. Bir de işten yeni çıkmış, yorgunluğunu parkta sıcak bir kahveyle atmak isteyen mavi yakalılara.</p>
<p>Bir özlemin çaresizliği ve yaşanacakların umarsızlığı var şimdi üzerimde. İnsanlar, kar beyazı, yosun yeşili, çiçek desenli, çeşit çeşit maskeleriyle bana aldırış etmeden yanımdan geçiveriyorlar. Rüzgâr, bedenimi bu maskeli balonun arasından kurumuş bir yaprağı savurur gibi savuruyor, yokuş aşağı Kızılay’a doğru salınıyorum. Uzaktaki apartmanların ışıkları yanmaya başlıyor teker teker, arabaların korna sesleri ve egzoz kokuları dolduruyor sokakları. Bir polis düdüğünü çalıyor, bir kadın telefonda arkadaşına bağırıyor, anason kokulu insanlar Kuğulu’ya doğru yol alıyor. Yokuş, şehrin nabzını tutmaya devam ediyor. Meclis Parkı’nı görünce aklıma bir soru düşüveriyor:</p>
<p><em> Kendine güneşli bir bank bulabildin mi orada ?</em></p>
<p>Mustafa Anıl Topal<br />
Ankara, Nisan 2021</p>
<hr />
<p>Kapak görseli: <a href="https://instagram.com/mkdgr?igshid=28pxsh68eqh3" target="_blank" rel="noopener">Mehmet Kürşat Değer</a></p>
<p><a href="https://lavarla.com/gittin-gideli-gunesli-bank/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Gittin Gideli | Güneşli Bank&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/gittin-gideli-gunesli-bank/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seyir Var Seyir İçinde</title>
		<link>https://lavarla.com/seyir-var-seyir-icinde/</link>
					<comments>https://lavarla.com/seyir-var-seyir-icinde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şehrisevenler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2021 10:00:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Allı Turnam]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Balkonları]]></category>
		<category><![CDATA[Bilge Karasu]]></category>
		<category><![CDATA[Gece]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=91903</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>&#8220;Ankara öğrenci şehridir. Öğrenmenin şehridir.&#8221; Bir çırpıda ağızdan çıkıveren bu sözcükler, zorluğunu yaşarken hissettirir. Karanfil’den Dost Kitabevi’ne çıkan merdivenler, Yüksel ve Meşrutiyet buluşmaları. Koyu renkli montlar ve havanın soğuğuna karışan kestane buharı. Daha da dışarı attıkça tekleşen adımlar, giriftleşen düşünceler. Yaz-bahar aylarında Olgunlar’da akşam serinliği buluşmaları. Tanıdık kedilere gülümseme, tanımadıklarımıza ise tanışma tebessümü. Öğrenmenin şehri Ankara’da, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/seyir-var-seyir-icinde/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Seyir Var Seyir İçinde&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;<u>Ankara</u> öğrenci şehridir. Öğrenmenin şehridir.&#8221; Bir çırpıda ağızdan çıkıveren bu sözcükler, zorluğunu yaşarken hissettirir. Karanfil’den <a href="https://netreklam.net/dostun-hikayesi-iii-bolum-karanfil-sokak/">Dost Kitabevi</a>’ne çıkan merdivenler, Yüksel ve Meşrutiyet buluşmaları. Koyu renkli montlar ve havanın soğuğuna karışan kestane buharı. Daha da dışarı attıkça tekleşen adımlar, giriftleşen düşünceler. Yaz-bahar aylarında Olgunlar’da akşam serinliği buluşmaları. Tanıdık kedilere gülümseme, tanımadıklarımıza ise tanışma tebessümü.</p>
<p>Öğrenmenin şehri Ankara’da, öğrenme yolunda şeffaf, kocaman birer küme bunlar. Ve bu kümeye mutlak dahil bir şeylerden söz etmek istiyorum. Çoğunun “beton yığını” dediği o şeylerden. Ankara’nın evlerinden, balkonlarından, apartman önlerinden, pencerelerinden. Bu kümeler ve elemanlarının ismi belki yuvadır, belki evdir, belki de istasyondur; bir durak, belki de yolda bir uğraktır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-91902 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2021/02/lavarla-balkon.jpg" alt="Ankara balkon" width="600" height="700" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/lavarla-balkon.jpg 600w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/lavarla-balkon-257x300.jpg 257w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p>Kocaman uzun pencereleri, çapraz çapraz giden parkeleri. Dut yapraklarının eğildiği dar, uzun balkonları. Bizi bu şehre en çok karıştıran da bu balkonları; karanfil ve sümbülteber saksılı. Kapı bir adım uzağımızda, derin bir nefesle karışıyoruz şehrin havasına. Bazen elimizde bir bardak çay, bazen bir bardak kahve, bazen bir şişe bira. Kimisinde dost meclisleri için kurulmuş sofralar hazırken, kimisinde inatçı bir sarmaşıktır dolanan korkuluklara. Serçelerin anaç yuvasıdır o balkonlar.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-105104 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2021/02/lavarla-balkon-1.jpg" alt="bükülü sokak balkon" width="700" height="700" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/lavarla-balkon-1.jpg 700w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/lavarla-balkon-1-300x300.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/lavarla-balkon-1-150x150.jpg 150w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/lavarla-balkon-1-70x70.jpg 70w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/lavarla-balkon-1-180x180.jpg 180w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/lavarla-balkon-1-400x400.jpg 400w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/lavarla-balkon-1-600x600.jpg 600w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p>Balkonların kapı komşuları ise: Meneviş Sokak, Kuzgun Sokak, Umut Sokak, Ozanlar Sokak ve Dedeefendi. İnce ceketler ellerde taşınıyor. Dersi ve işi biten atmış kendini mekânlara. Sohbet koyu. Tunalı’dan Cinnah’ın başına gelindi.</p>
<p>Ekmek derdinde olanlar, derdinin derdinde olanlar döndü evlerine. Dar mutfaklı evler. Ufak fayansların üzerinde kabarmış kahverengi cilalı mutfak dolapları. Banyoları oldukça yaşlı ve eski. Acaba hangi pencere bir ağaca bakıyor, görünenin dışında. Duvarlarında hangi fotoğraflar çivili, hangi anı eşlik ediyor günlerce.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-105107 size-full" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2021/02/Adsiz-tasarim-2-1.jpg" alt="kedili pencere" width="700" height="750" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/Adsiz-tasarim-2-1.jpg 700w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/Adsiz-tasarim-2-1-280x300.jpg 280w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p><u>Ankara </u> yuvamız, evimiz, istasyonumuz ya da ismini nasıl koyduysak. Bu öğrenme şehrinde gece; ağaçların, kaldırımların, balkonların, sarmaşıkların üzerine çöktüğü gibi oraya da çöküyor. Yalnızlığın uğultusuna, çokluğun tekliğine. Şehrin içine aldığı bütün unsurların imecesine yani. Bilge Karasu’nun dediği gibi &#8220;Gecenin işçileri için mutluluk, gün battığında kendini bu toprağın ortasında at koşturur görmektir, koşan atlara bakmakta olmaktır. Penceresinden, penceresinin karanlığından ayrılmadan.&#8221; Gece işçilerini “yuvalarında&#8221;,  pencerelerinin dibinde görüyorum. Günü, geceyi, gecenin işçilerini, dönen değirmenin emeğini. Bu öğrenme şehri bana seyri öğretiyor, bu eylemin sancısı ve tutkusu ile. Kendi gözlerimi bulma, tanıma uğraşını öğreniyorum. Üstelik öğretmenimizin yani Ankara’mızın not, devamsızlık gibi birtakım göstergelerle de işi yok. Yaptığı şey dost omuzdaşlığı, paylaşma, pay etme. Paylaştığı bu unsurlar ise rastlaşılınca anlaşılacak türden.</p>
<p>Şimdi gördüğüm ve “rastlaştığım” en yürekli öğretmenime/omuzdaşıma kilometrelerce öteden iletmesi için turnalara şu dizeleri zarflıyorum:</p>
<p>“Allı turnam bizim ele varırsan<br />
Şeker söyle, kaymak söyle, bal söyle.&#8221;</p>
<p>Yazar: Dilan Sarıgül<br />
Antalya, 23 Aralık 2020</p>
<hr />
<h2><strong>Kaynaklar</strong></h2>
<p>Allı Turnam sözleri: Halk Ozanı Hacı Taşan<br />
Bilge Karasu (2019). <em>Gece. </em>İstanbul: Metis Yayınları, s. 37.</p>
<p>Yazıda kullanılan görseller yazara aittir.</p>
<hr />
<p><a href="https://netreklam.net/ankaradan-cizgiler/">Ankara&#8217;dan Çizgiler</a></p>
<p><a href="https://lavarla.com/seyir-var-seyir-icinde/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Seyir Var Seyir İçinde&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/seyir-var-seyir-icinde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yemek Fragmanları: Yemeğin Nesneleşmesi ve Yersiz Yurtsuzlaşması Üzerine</title>
		<link>https://lavarla.com/yemek-fragmanlari-yemegin-nesnelesmesi-ve-yersiz-yurtsuzlasmasi-uzerine/</link>
					<comments>https://lavarla.com/yemek-fragmanlari-yemegin-nesnelesmesi-ve-yersiz-yurtsuzlasmasi-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şehrisevenler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2021 09:16:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşegül Türk]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek Fragmanları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.lavarla.com/?p=86334</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Yemek kavramını sorunsallaştıran Yemek Fragmanları sergisi nesne yemek kavramı odağında yemek teşhirciliği, yersiz yurtsuzlaşan nesne yemek kavramı ve bu kavramların kapsayıcısı olarak beden politikaları üzerinde görsel düşünme deneyimleridir. Tüketim kültürü bağlamında şekillenen yemek olgusunun aslında bir araç haline gelişi üzerinde düşünme pratikleridir. Yemek ve sanat ilişkisine bakıldığında çok katmanlı bir ilişkinin içine düşülür. Günümüze gelene [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/yemek-fragmanlari-yemegin-nesnelesmesi-ve-yersiz-yurtsuzlasmasi-uzerine/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Yemek Fragmanları: Yemeğin Nesneleşmesi ve Yersiz Yurtsuzlaşması Üzerine&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yemek kavramını sorunsallaştıran <em><span style="text-decoration: underline;">Yemek Fragmanları</span></em> sergisi nesne yemek kavramı odağında yemek teşhirciliği, yersiz yurtsuzlaşan nesne yemek kavramı ve bu kavramların kapsayıcısı olarak beden politikaları üzerinde görsel düşünme deneyimleridir. Tüketim kültürü bağlamında şekillenen yemek olgusunun aslında bir araç haline gelişi üzerinde düşünme pratikleridir.</p>
<p>Yemek ve sanat ilişkisine bakıldığında çok <span style="font-size: 1.21429rem;">katmanlı bir ilişkinin içine düşülür. Günümüze gelene kadar farklı dönemlerden birçok sanatçının yemek odağında sanat yapıtları ürettiğini görmekteyiz. Yemek tasviri olarak nitelenebilen bu yapıtlar aracılığı ile dönemle ilişkili oldukça kapsamlı bilgilere ulaşmak mümkündür. Dönemin sosyolojik yapısını, sanatçının kişisel anlatılarını ve yemek kültürü ile ilgili önemli ipuçlarını günümüze taşıyarak yeni okumaları da olanaklı kılarlar. Geçmişin izini takip ederek keşfettiğimiz bu yapı</span><span style="font-size: 1.21429rem;">tlar aslında bir tür bellek gibidirler. Tıpkı günümüzün yemek kodlarının deşifresi ancak; sanayileşen mutfak kültürünü, kapitalizmin azgın dişilleri arasında şekillendiğini anlamakla mümkün olacağı gibi.</span></p>
<p>Günümüzün ruhu için birkaç kod sıralarsak;<br />
DEVASA ÖLÇEKLER<br />
KAMERALAR<br />
KİMYASAL KODLAR VE İÇERİKLER<br />
YENİ NESNELER VE TEMSİLLERİ</p>
<p>Yemekteki gizli tatlar gibi zamanın ruhundaki saklı kavramlardan söz edeceksek önce insanın yabancılaştığı, uzaklaştığı kavramlara yeniden dokunmak gerekecektir. Buna göre; doğal olanın yitirildiği, çoklu üretim biçimlerinin tüm anlayış ve düşünceleri emdiği bir alanın aslında distopik bir mekânı-coğrafyayı tanımladığı noktasına ulaşılır. Distopik merkez olarak adlandırılabilecek yemek fabrikaları, sanayi tipi üretim alanları olarak adlandırılır. Bu yerler geleneksel anlamda yemek üretimi yerine; bant sistemi gerçeğine dayanır. Yemek fabrikalarının çıktısı artık yemek ya da besin değil; yalnızca nesnedir. Yani nesne yemektir. Fabrikalarda el değmeden hazırlanan bu nesne yemekler elle yenerek kendi çelişkilerini yaratarak insanın ilk<span style="font-size: 1.21429rem;"> hallerine dönüş referanslarını verir. Bir üretim çıktısı haline gelip yiyen insana ulaşana kadar olan süreçte nesne yemekler yersiz yurtsuz bir salınım gösterirler. Yemeğin yersiz yurtsuzlaşması geleneksel anlamda yeme kültüründen kopuşun ta kendisidir.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-87469 size-large" style="font-size: 19.4286px;" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2021/02/IMG-7796-1024x800.jpg" alt="yemek fragmanları" width="1024" height="800" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/IMG-7796-1024x800.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/IMG-7796-300x234.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/IMG-7796-768x600.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/IMG-7796-800x625.jpg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/IMG-7796.jpg 1338w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></p>
<p>Her anın kameralarla gözetim altında tutulduğu üretim bandından çıkan nesne yemekte, gözetlenen nesnenin kendisi olmuştur. Adı artık gözetlenen nesne olan yemeğin içindeki gözetleyici unsurlar;  içinde saklı olan gözetleme hislerini karşıya daima hissettirir.  Gözetlenen mekândan gözleyen nesne yemek formunu yiyen, tüketen insanın kendisi bunları tükettiği için kendisi artık gözetleyen konuma geçer. Sistem kendi kurgusunu defalarca yaratacak elektriğe ulaşmış olur. Üreten de tüketen de gözetleyen ve gözetlenen haline gelmiştir.</p>
<p>Evlerimizin içinde yer alan mutfaklarımızda yapılan yemeklerin bir iletişim mecrası olduğu noktasından hareketle; nesne yemekler iletişimsizliğin ve yabancılaşmanın yeme yoluyla bedene alınmasını sembolize ederek beden politikalarına daha da ötesi yemeğin politik oluşuna göndermeleri içerir.  Zaten laboratuvar olarak tanımlanabilecek fabrikalarda kimyasal formüllerle hazırlanan yemek bileşenleri bedene çok büyük oranda kimyasal yükleme yapar. Beden artık kimyasal bir depo halindedir. Bu kimyasal içeriklerin albenili ve çekici sunumları moda, trendler, statü arayışları gibi kodlarla birleştiğinde bu yemek formlarından kaçmak olanaksızlaşır. Beden artık hazır bir hedeftir. Tam bu noktada bedenin transformasyonu başlatılır. Yavaş işleyen süreç insan için mutluluk vericidir, hatta haz kaynağıdır. Kimyasal içeriği ile zenginleşmiş nesne yemeklerle karşılaşan ve tüketen insan kendini üst insan noktasına konumlandıracak zamanın ruhunu yaratmanın derin hazzını; elinde tuttuğu kocaman burgerden aldığı ısırıkla yapar.</p>
<p>Bedenlerin genetik kod bozumu için tasarlanan hazır nesne yemeklerin içeriği incelendiğinde; harf, kod ve doğala özdeş olanlardan söz edilebilir. Doğal değildir ancak özdeştir. Böyle bir bileşim bedene gıdaymış gibi alındığında ortaya anti beslenme formu çıkar. Aynı zamanda keyif verici ve statü sağlayandır. Kendinizi yeniden yaratacak güce eriştirecek süper gücün kendisidir. Her yerdedir ve ulaşılabilirdir. Kimseye ait değildir. Tüm temsil kodlarını içine alıp pozitife çevirir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-87470 " src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2021/02/peruk-ve-canlilar-768x1024.jpg" alt="" width="456" height="608" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/peruk-ve-canlilar-768x1025.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/peruk-ve-canlilar-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/peruk-ve-canlilar-1151x1536.jpg 1151w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/peruk-ve-canlilar-1535x2048.jpg 1535w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/peruk-ve-canlilar-800x1067.jpg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2021/02/peruk-ve-canlilar-scaled.jpg 1919w" sizes="(max-width: 456px) 100vw, 456px" /></p>
<p>Bu sergi, yemeğin bir iletişim ve göstergeler toplamı olduğu bilgisinden hareketle oluşturulmuştur. Nesne yemek olgusu için burgerler kadın ve erkek temsili için peruklar, organik olanın temsili için kurtçuk ve sinekler seçilmiştir. Küflenmesi reklam olabilecek kadar enteresan olan nesne yemek olarak düşünülen burgerler devasa boyutları ile sergide yerini almıştır. Kendisinin yaklaşık 50 katı kadar büyütülen tüm imajlar yan yana geldiğinde insansız, insana ait olmayan distopik bir evrenin varlığını işaret eder. Sentetikleşen hormonla büyütülmüş bu dünyanın kadın ve erkek temsili için kullanılan peruklar gerçekmiş hissi ile korku ve trajedi yaratmaya dönüktürler. İğrenç olduğu düşünülen, her görülen yerde yok edilen tırtıl, sinek ve böcekler devasa imajlarla yan yana, üst üste fragmanlar şeklinde insana doğal olanı düşündürtmek içindir. Organik olanın temsilinin bile kabul edilemezliği nesne yemeklerin çekiciliğini daima artıracak gibi görünmeye devam edecektir gibi görünüyor.</p>
<p>Alt yapılarda kullanılan kente ait çizimler organik olanın temsili için elle çizilmiştir ve de devasa ölçeklere dönüştürülmüştür. Çizimlerin çıkış noktası kentin hazır yemek mekânlarının işaretlenip bir harita oluşturması düşüncesine dayanır. <a href="https://netreklam.net/kategori/kent/hafiza/" target="_blank" rel="noopener">Kent belleğini</a> oluşturduğu düşünülen bedensel çağrışımlar yapan bu haritalar sanatçının kişisel coğrafyasıdır. Yersiz yurtsuzlaşan yemeğin kentte yeniden deneyimlenmesidir. Laboratuvara dönüşmüş yemek fabrikalarında her bir üretim bandı eylemi fragman olarak düşünülmüş; bu fragmanlar haritalar üzerinde yan yana üst üsteliği ile katmanlar meydana çıkartılmıştır. Fragman adı verilen imaj kümeleri fabrikasyon üretimidir. Birbirinin tıpkısıdır. Nasıl fabrika durmaksızın aynı şeyi kusursuz ve tek tip üretiyorsa fragmanlar da sonsuz aynılıkta imge tekrarı ile boğuntu hissi yaratır. Haritalar üzerine eklemlenen fragmanlar da fabrikadaki yemekler gibi kusursuz ve tek tiptir. Sürekli aynı biçimin tekrarlanması hem fabrikasyon üretim biçimine denk düşer hem de bedene alınan kimyasal kod katmanlarını oluştururlar.</p>
<p>Yarı geçirgen ve sentetik yüzeyler üzerinde standart imajların basılması ve çoğaltılması fabrikasyon üretim mantığını işaret etmesi için düşünülmüştür. İnsan eli sıcaklığı kent belleğinin bedenleştiği haritalarda çizilip devasa büyütülmesi ile sağlanmaya çalışılmıştır. Çoklu imaj fragmanları sıra düzen ve sistem oluşturacak şekilde yarı saydam sentetik yüzeylere basılarak devasa tek tip burger, peruk, kamera ve tırtıllarla birleştirilmiştir. Zaman ve mekân ayrımı gözetmeksizin her yerde karşılaşılan buluntu imajlar yemek kavramının yersiz yurtsuzluğuna işaret etmesi içindir.</p>
<p>Yazar: Ayşegül Türk</p>
<hr />
<p class="s3" style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt; line-height: 16.2pt;"><span class="s2"><span style="font-size: 13.5pt; color: black;">Sanatçı Ayşegül Türk’e ait</span></span> <em><span style="text-decoration: underline;"><span class="s2"><span style="font-size: 13.5pt; color: black; text-decoration: underline;">Yemek Fragmanları</span></span></span></em><span class="apple-converted-space"><span style="font-size: 13.5pt; color: black;"> </span></span><span class="s2"><span style="font-size: 13.5pt; color: black;">isimli</span></span><span class="apple-converted-space"><span style="font-size: 13.5pt; color: black;"> </span></span><span class="s2"><span style="font-size: 13.5pt; color: black;">kişisel <a href="http://kultursanat.cankaya.bel.tr/event/1307/YEMEK--FRAGMANLARI" target="_blank" rel="noopener">sergi</a> 14 Ocak-24 Şubat 2021</span></span> <span class="s2"><span style="font-size: 13.5pt; color: black;">tarihleri arasında</span></span><span class="apple-converted-space"><span style="font-size: 13.5pt; color: black;"> Ankara </span></span><span class="s2"><span style="font-size: 13.5pt; color: black;">Doğan</span></span><span class="apple-converted-space"><span style="font-size: 13.5pt; color: black;"> </span></span><span class="s2"><span style="font-size: 13.5pt; color: black;">Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi</span></span><span class="apple-converted-space"><span style="font-size: 13.5pt; color: black;"> </span></span><span class="s2"><span style="font-size: 13.5pt; color: black;">Osman Hamdi Bey Sergi salonunda izlenebilir. </span></span></p>
<p><a href="https://lavarla.com/yemek-fragmanlari-yemegin-nesnelesmesi-ve-yersiz-yurtsuzlasmasi-uzerine/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Yemek Fragmanları: Yemeğin Nesneleşmesi ve Yersiz Yurtsuzlaşması Üzerine&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/yemek-fragmanlari-yemegin-nesnelesmesi-ve-yersiz-yurtsuzlasmasi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sokak Bizim Derneği Sokakları Arabalardan Geri Kazanmak İstiyor</title>
		<link>https://lavarla.com/sokak-bizim-dernegi-sokaklari-arabalardan-geri-kazanmak-istiyor/</link>
					<comments>https://lavarla.com/sokak-bizim-dernegi-sokaklari-arabalardan-geri-kazanmak-istiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şehrisevenler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2020 13:57:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Ayda Bir Sokak Bizim]]></category>
		<category><![CDATA[Kaldırım Nerede]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Çalışan STK]]></category>
		<category><![CDATA[Kent Çalışmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Sokaktan Kulağa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=42512</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Evimizden çıkıp iş yerimize, okulumuza veya alışverişe giderken hem yaya olarak, hem bir toplu taşıma aracındayken, hem de arabamızı kullanırken ulaşım sorunlarıyla iç içe yaşıyoruz. Toplu taşıma araçlarının ve sisteminin yetersizliği sebebiyle kapılardan taşan insanlarla dolu araçlarla bir yerden bir yere ulaşmaya çalışıyoruz. Nüfus artışı ve özel araç kullanımının yaygınlaşması sebebiyle şehir yaşantısının önemli bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sokak-bizim-dernegi-sokaklari-arabalardan-geri-kazanmak-istiyor/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Sokak Bizim Derneği Sokakları Arabalardan Geri Kazanmak İstiyor&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Evimizden çıkıp iş yerimize, okulumuza veya alışverişe giderken hem yaya olarak, hem bir toplu taşıma aracındayken, hem de arabamızı kullanırken ulaşım sorunlarıyla iç içe yaşıyoruz. Toplu taşıma araçlarının ve sisteminin yetersizliği sebebiyle kapılardan taşan insanlarla dolu araçlarla bir yerden bir yere ulaşmaya çalışıyoruz. Nüfus artışı ve özel araç kullanımının yaygınlaşması sebebiyle şehir yaşantısının önemli bir parçası ve ortak kullanım alanı olan sokaklar gün geçtikçe insan odaklı olmaktan uzaklaşıyor. Otomobillerin hakim olduğu kent yaşamında sokaklar insanların etkileşim alanı olmaktan çıkıyor. Altyapının yetersiz olması, yayaların gitgide kentte kendine yer bulamaması gibi pek çok nedenlerle trafik kazaları da ciddi boyutlara ulaşıyor. Bu konulara yönelik kapsamlı politikalar geliştirilmediği takdirde de bu tarz sorunlarla karşılaşmaya devam edeceğiz gibi görünüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">2010 yılında kurulan <span style="text-decoration: underline;">Sokak Bizim</span> Derneği, insan odaklı şehirler ve sokaklar için belediyeler, yerel halk ve diğer STK’lar ile iş birliği içerisinde; özellikle sokaklar, kamusal alanlar ve sürdürülebilir ulaşım konularında çalışıyor. Ayda Bir Gün Sokak Bizim, Kaldırım Nerede?, Senin Sokağın Senin Seçimin, Sokağını Yaşa, Otomobilsiz Gün (Carfree Day) gibi çeşitli etkinlikler, projeler, kampanyalar düzenliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-42525" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/WhatsApp-Image-2019-08-06-at-09.10.27-1-1-1024x768.jpeg" alt="" width="736" height="552" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/WhatsApp-Image-2019-08-06-at-09.10.27-1-1-1024x768.jpeg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/WhatsApp-Image-2019-08-06-at-09.10.27-1-1-300x225.jpeg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/WhatsApp-Image-2019-08-06-at-09.10.27-1-1-768x576.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/WhatsApp-Image-2019-08-06-at-09.10.27-1-1-1536x1152.jpeg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/WhatsApp-Image-2019-08-06-at-09.10.27-1-1-80x60.jpeg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/WhatsApp-Image-2019-08-06-at-09.10.27-1-1-265x198.jpeg 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/WhatsApp-Image-2019-08-06-at-09.10.27-1-1-696x522.jpeg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/WhatsApp-Image-2019-08-06-at-09.10.27-1-1-1068x801.jpeg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/WhatsApp-Image-2019-08-06-at-09.10.27-1-1-560x420.jpeg 560w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/WhatsApp-Image-2019-08-06-at-09.10.27-1-1.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 736px) 100vw, 736px" /></p>
<h2 style="text-align: justify;">Ayda Bir Gün Sokak Bizim</h2>
<p style="text-align: justify;">Sokak kültürünü canlandırmayı, yaya öncelikli erişimi ve yaşanabilir sokakları temel alan “Ayda Bir Gün Sokak Bizim” etkinliği, “Yaşanabilir sokak nasıl olur?” sorusuna cevap vermeyi amaçlayarak sokağın farklı kullanımlarını mahalle sakinleriyle birlikte keşfetmeyi sağlıyor. Bu sürece yerel yönetimler de dahil edilerek etkinlik boyunca belirlenen saatler arasında sokak araç trafiğine kapatılıp yayaların, bisikletlilerin, engellilerin kullanımına açılıyor. Böylece sokak sakinlerine evlerinin önünde rahatça yürüyebilme, bisiklete binebilme, oyun oynayabilme, spor ve piknik yapabilme imkanları doğuyor. Ayrıca gün boyunca diğer sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çocuklara yönelik trafik eğitimi ve resim atölyesi, her yaştan katılımcı için de müzik dinletileri, tiyatro gösterileri, pilates ve yoga gibi aktiviteler de düzenleniyor. İnsanlar bir günlüğüne de olsa gönüllerince kullanabilecekleri, güvenli ve yaşanabilir bir sokağa sahip oluyorlar. Yani “O sokakta arabalar olmasaydı nasıl bir yaşam alanı oluşabilirdi?” sorusuna cevap bulunuyor. Etkinliğin gerçekleştirildiği sokaklardan Şişli’deki Abdi İpekçi Caddesi ve Kadıköy Caddebostan’daki İskele Sokak’ta etkinlikten bir süre sonra belediye tarafından trafik yavaşlatıldı, kaldırımlar genişletildi, peyzaj düzenlemesi yenilendi ve yaya dostu sokaklar yaratıldı. Şişli Atiye Sokak ise tamamen araç trafiğine kapatılarak yayalaştırıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu başarılı değişim süreçleri diğer çalışmalar için dernek gönüllülerinin motivasyon kaynağını oluşturuyor. İstanbul’da en son 2019 yılının yaz aylarında Beşiktaş Belediyesi, Beşiktaş Belediyesi Karaoğlan Gençlik Merkezi ve pek çok STK ile birlikte 3 farklı sokakta Ayda Bir Gün Sokak Bizim etkinliği gerçekleştirildi.</p>
<p style="text-align: justify;"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-42513" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/sokak-bizim-dernegi-ayda-bir-gun-sokak-bizim-etkinligi.jpg" alt="ayda bir gün sokak bizim etkinliği" width="800" height="550" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/sokak-bizim-dernegi-ayda-bir-gun-sokak-bizim-etkinligi.jpg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/sokak-bizim-dernegi-ayda-bir-gun-sokak-bizim-etkinligi-300x206.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/sokak-bizim-dernegi-ayda-bir-gun-sokak-bizim-etkinligi-768x528.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/sokak-bizim-dernegi-ayda-bir-gun-sokak-bizim-etkinligi-100x70.jpg 100w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/sokak-bizim-dernegi-ayda-bir-gun-sokak-bizim-etkinligi-218x150.jpg 218w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/sokak-bizim-dernegi-ayda-bir-gun-sokak-bizim-etkinligi-696x479.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/sokak-bizim-dernegi-ayda-bir-gun-sokak-bizim-etkinligi-611x420.jpg 611w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<h2 style="text-align: justify;">Kaldırım Nerede?</h2>
<p style="text-align: justify;">Sokak Bizim Derneği, kaldırımlardaki fiziksel ve sosyal sorunlara dikkat çekebilmek amacıyla 2013’te başlatılan &#8220;Kaldırım Nerede?&#8221; kampanyası ile ülke geneline hakim kaldırım temelli hak ihlallerine karşı yaya odaklı şehir talebini dile getirdi. Kentliler kaldırımda yürürken karşılaştıkları sorunları, üzerinde kaldırım standartlarına ilişkin bir cetvel bulunan ‘kaldırımölçer’ bandı ile işaretleyip fotoğraflayarak #kaldırımnerede etiketiyle sosyal medyada görünür kıldılar.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-42517" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/KaldırımNerede_v1-1024x606.jpg" alt="kaldırım nerede" width="755" height="447" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/KaldırımNerede_v1-1024x606.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/KaldırımNerede_v1-300x178.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/KaldırımNerede_v1-768x455.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/KaldırımNerede_v1-1536x909.jpg 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/KaldırımNerede_v1-696x412.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/KaldırımNerede_v1-1068x632.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/KaldırımNerede_v1-710x420.jpg 710w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/KaldırımNerede_v1.jpg 2048w" sizes="(max-width: 755px) 100vw, 755px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Kampanyanın yeni versiyonunda paylaşılan sorunları toplu halde gösterecek, haritalayacak ve kategorize edecek bir arayüz geliştirildi. Kentliler, kaldırımlarla ilgili günlük hayatlarında karşılaştıkları sorunların fotoğrafını detaylı konum bilgisini açarak ve #kaldırımnerede etiketiyle Twitter üzerinden paylaşıyorlar. Bu kez paylaşımlar, hazırlanan yazılım sayesinde <a href="http://www.kaldirimnerede.org/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">kaldirimnerede.org</a> websitesindeki online haritaya işleniyor. Daha önceki kampanyada paylaşılan sorunları beş temel kategoride sınıflandırdık. Bu kategoriler; dar, yüksek veya bozuk durumdaki standart dışı kaldırımlar, motorlu araçların yasa dışı park etmesi ile oluşan araç işgali, dükkanların kaldırıma taşması gibi geçici işgaller veya trafo, telefon, çöp kutusu gibi kalıcı işgaller ve kaldırımın hiç olmaması gibi temel sorunları tarif ediyor. Paylaşımları haritalayarak sorunun mekânsal görünürlüğünü artırmayı, farkındalık oluşturmayı, yerel aktörlere bu hususta inisiyatif alma çağrısı yapmayı amaçlıyor ve tüm kentlileri bu interaktif sürece davet ediyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-42515" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/Kullanma-Kilavuzu_web-02-1024x748.jpg" alt="kaldırım nerede kullanma kılavuzu" width="728" height="532" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/Kullanma-Kilavuzu_web-02-1024x748.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/Kullanma-Kilavuzu_web-02-300x219.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/Kullanma-Kilavuzu_web-02-768x561.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/Kullanma-Kilavuzu_web-02-696x508.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/Kullanma-Kilavuzu_web-02-1068x780.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/Kullanma-Kilavuzu_web-02-575x420.jpg 575w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/Kullanma-Kilavuzu_web-02.jpg 1358w" sizes="(max-width: 728px) 100vw, 728px" /></p>
<h2 style="text-align: justify;">Sokaktan Kulağa Podcast</h2>
<p style="text-align: justify;">Son olarak ise 2019 yılı Ağustos ayından itibaren kentsel sorunlara yönelik alternatif çözümlerin ve dernek faaliyetlerinin konu edildiği <a href="https://medyapod.com/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Medyapod</a> aracılığıyla yayınlanan <a href="https://open.spotify.com/show/5Lo3i2Ho1koHwKNf5TJNfH" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sokaktan Kulağa</a> adlı podcast çalışmaları devam ediyor. Dernek faaliyetlerine dair daha fazla bilgi edinmek için bu podcast serisini dinleyebilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-42524 alignleft" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/sokakbizimlogolar-01.png" alt="SOKAK BİZİM DERNEĞİ LOGO" width="98" height="137" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/sokakbizimlogolar-01.png 500w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/sokakbizimlogolar-01-214x300.png 214w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/05/sokakbizimlogolar-01-300x420.png 300w" sizes="(max-width: 98px) 100vw, 98px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Sokak Bizim her ne kadar İstanbul merkezli faaliyetler gerçekleştirse de Türkiye’deki diğer şehirlerde paydaşlıklar kurup, etkinlikler düzenlemeye hazır ve istekli bir dernek. <a href="https://www.instagram.com/sokakbizim/?hl=tr">Instagram</a>, <a href="https://www.facebook.com/SokakBizimDernegi/">Facebook</a> ve <a href="https://twitter.com/sokakbizim">Twitter </a>üzerinden dernek faaliyetlerini takip edebilir ve bu gönüllü topluluğun bir parçası olabilirsiniz.</p>
<p>Yazar: Emine Atalay</p>
<p><a href="https://lavarla.com/sokak-bizim-dernegi-sokaklari-arabalardan-geri-kazanmak-istiyor/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Sokak Bizim Derneği Sokakları Arabalardan Geri Kazanmak İstiyor&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/sokak-bizim-dernegi-sokaklari-arabalardan-geri-kazanmak-istiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ulus, Mekan, İnsan: Sokağa Dayalı Alışveriş</title>
		<link>https://lavarla.com/ulus-mekan-insan-i-sokaga-dayali-alisveris/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ulus-mekan-insan-i-sokaga-dayali-alisveris/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şehrisevenler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2020 09:38:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[100. Yıl Çarşısı]]></category>
		<category><![CDATA[Anafartalar Çarşısı]]></category>
		<category><![CDATA[Ulus]]></category>
		<category><![CDATA[Ulus Çarşısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=42264</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Sokağa dayalı alışveriş kapalı bir mekana dayanmayan ve sokağa taşan alışveriş biçimidir. Düzensizlik, güvensizlik gibi sakıncaları barındıran bu biçimin sosyal ilişkileri geliştirici, dar ve orta gelirli grupların yaşam şartlarını kolaylaştırıcı bazı olumlu yönleri de bulunur. Bugün gündelik ihtiyaçlarımızı genellikle büyük marketlerden veya alışveriş merkezlerinden karşılıyoruz. Böylece uzayıp giden sokaklarda alışveriş yapmayı terk ediyoruz. Bu yazıda [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ulus-mekan-insan-i-sokaga-dayali-alisveris/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ulus, Mekan, İnsan: Sokağa Dayalı Alışveriş&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><span style="text-decoration: underline;">Sokağa dayalı alışveriş</span> kapalı bir mekana dayanmayan ve sokağa taşan alışveriş biçimidir. Düzensizlik, güvensizlik gibi sakıncaları barındıran bu biçimin sosyal ilişkileri geliştirici, dar ve orta gelirli grupların yaşam şartlarını kolaylaştırıcı bazı olumlu yönleri de bulunur. Bugün gündelik ihtiyaçlarımızı genellikle büyük marketlerden veya alışveriş merkezlerinden karşılıyoruz. Böylece uzayıp giden sokaklarda alışveriş yapmayı terk ediyoruz. Bu yazıda alışverişin henüz terk edilmeyen mekanlarından, <a href="https://lavarla.com/ulus-sehrin-dogum-yeridir/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Ulus</a>’taki sokaklardan izlenimleri aktaracağım sizlere.</p>
<p style="text-align: left;">Sokağa dayalı alışveriş gündelik ihtiyaçların karşılanmasının yanında çeşitli değerlerin korunmasını da sağlar. Çünkü bu tür alışveriş biçimde, en ucuz ve kaliteli ürünü kimin sattığı bilinir. Bir dükkanın kepenkleri kapalı olduğunda nedeni sorulur. Kısacası tüketimin devamlılığı sosyalleşmeyi de beraberinde getirir.</p>
<p style="text-align: left;">Sokağa dayalı alışveriş biçiminin kırılmasına iki önemli gelişme neden oldu. Bunlardan ilki kent merkezlerinde AVM’lerin inşa edilmesidir. Bir diğeri ise internet üzerinden alışverişin yaygınlaşmasıdır.</p>
<p style="text-align: left;">Hayatımızın her alanında artık büyük bir hız hakim. Bireylerin artan ve çeşitlenen ihtiyaçlarını kısa yoldan karşılama talebi giderek yükseliyor. Bu talep kent ve ekonomi arasındaki ilişkiyi de değiştiriyor. Yüz yüze iletişimle yapılan alışveriş teknolojik araçlarla gerçekleştiriliyor. Tüketimin yegane amaç olması, tüketimle birlikte ortaya çıkan sosyalleşmeyi önemsiz kılıyor. Diğer yandan sokağa dayalı alışverişin cazibesini giderek kaybetmesi, kent yöneticilerinin de bu mekanlara olan ilgisinin azalmasına neden oldu. Öyle ki yöneticilerin ilgi alanında artık AVM&#8217;ler ve onların çevresi yer alıyor. Bugün sokağa dayalı alışverişe, sokak ve sakinleri sahip çıkıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-42414 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/04/muge-ozdemir-ulus-ulus-sokaga-dayali-alisveris-lavarla-2-2.jpg" alt="" width="750" height="562" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/04/muge-ozdemir-ulus-ulus-sokaga-dayali-alisveris-lavarla-2-2.jpg 750w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/04/muge-ozdemir-ulus-ulus-sokaga-dayali-alisveris-lavarla-2-2-300x225.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/04/muge-ozdemir-ulus-ulus-sokaga-dayali-alisveris-lavarla-2-2-80x60.jpg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/04/muge-ozdemir-ulus-ulus-sokaga-dayali-alisveris-lavarla-2-2-265x198.jpg 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/04/muge-ozdemir-ulus-ulus-sokaga-dayali-alisveris-lavarla-2-2-696x522.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/04/muge-ozdemir-ulus-ulus-sokaga-dayali-alisveris-lavarla-2-2-560x420.jpg 560w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></p>
<p style="text-align: left;">Ankara’da günlük yaşam Kızılay-Sıhhiye-Ulus ekseninde akar. Resmi dairelerin, parkların ve çarşıların konumu, bu meydanlardaki dinamik hayatı canlı tutar. Ulus açısından özellikle meclis binalarının bulunduğu alandan Ankara Kalesi’ne kadar olan kısım günlük alışverişin merkezi olmuştur. Bugün halen canlı bir alışveriş özelliği barındıran çarşının birçok kesim tarafından aktif olarak kullanıldığı görülür. Nitekim “Ulus’ta bulursun” ifadesi zihinlerde yer edinmiştir. Her türlü araç gereç, malzeme, gıda ve giyim gibi ihtiyaçlar Ulus’ta karşılanır. Sokağa dayalı alışveriş belki de Ankara’da sadece Ulus örneğinde yaşamaya devam ediyor.</p>
<h2>Sokağa Dayalı Alışverişin Tarihsel İzi: Bedestenler</h2>
<p style="text-align: left;">Osmanlı geleneksel şehrinde mahalle-cami-çarşı-bedesten şehrin ana mekanları arasında yer alırdı. Bu nedenle sokağa dayalı alışveriş biçiminin kökeni şehirlerimizde oldukça eskiye dayanır. Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde irili ufaklı şekilde karşımıza çıkan bedestenler, ürün çeşitliğine göre farklı isimlerle anılmaktadır. Bu mekânların esnaflığın gelişiminin yanı sıra sosyal ilişkileri düzenleme boyutu da bulunur.</p>
<p style="text-align: left;">Sistemli bir yapılaşma ve bedesten tarzı kapalı bir konumu olmayan Ulus’ta gıda hali ana merkez konumunda yer alır. Hali çevreleyen sokaklar farklı türde alışverişe imkan sağlar. Özellikle dar ve orta gelirli gruplar tarafından yoğun tercih edilen bu alanlardaki ürünlerin fiyatlarının görece uygunluğu dikkat çekicidir. Fakat İstanbul’da baharatçılar çarşısı, kuyumcular çarşısı gibi satılan ürünlerin içeriğine göre bölümlenme biçimi Ulus sokaklarında karşımıza çıkmıyor.</p>
<p style="text-align: left;">Ulus’ta sokağa dayalı ekonomik etkinliklerin kapalı bir mekâna sıkıştırma girişimi 100. Yıl Çarşısı, Ulus Şehir Çarşısı ve <a href="https://lavarla.com/ulusun-sakinleri-anafartalar-carsisi/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Anafartalar Çarşısı</a> ile hayata geçti. Fakat günlük alışverişin bu merkezler içerisine hapsedilmesi başarılı olmadı. Gitgide kapanan dükkanlar ile bu binaların yıkımı gündeme geldi, hatta bazıları da yıkıldı. Bugün bu çarşılar ya telefon satış noktalarının yoğunlaştığı ya da ofislerin yer aldığı mekanlar haline geldi. Bu nedenle sokağa dayalı alışveriş halen Ulus merkezinin en belirgin özelliğidir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-42353 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/04/muge-ozdemir-ulus-ulus-sokaga-dayali-alisveris-lavarla-2.jpg" alt="Ulus Meydanı Pazar-Sokağa Dayalı Alışveriş" width="750" height="937" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/04/muge-ozdemir-ulus-ulus-sokaga-dayali-alisveris-lavarla-2.jpg 750w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/04/muge-ozdemir-ulus-ulus-sokaga-dayali-alisveris-lavarla-2-240x300.jpg 240w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/04/muge-ozdemir-ulus-ulus-sokaga-dayali-alisveris-lavarla-2-696x870.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/04/muge-ozdemir-ulus-ulus-sokaga-dayali-alisveris-lavarla-2-336x420.jpg 336w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /></p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak Ankara’da alışveriş merkezlerinin sayısının artması, kent merkezinin Kızılay-Sıhhiye-Ulus hattının yeni bölgelere doğru yerini bırakmasıyla birlikte sokağa dayalı alışveriş birçok büyükşehirde olduğu gibi Ankara’da da azaldı. Fakat ulaşım araçlarının merkezinde yer alması, ürün çeşitliliğin fazla olması, görece fiyatların ucuzluğu halen Ulus’un ekonomik dinamiğini sürdürmesini sağlıyor. Gün içindeki hareketlilik ile Ulus sokakları dolup taşıyor. Sabahın erken saatlerinde başlayan alışveriş, yan sektörlerin gelişimine de etkili oluyor. Özellikle birçok lokanta, alışveriş amacıyla gelen bireylerin gün içerisinde ihtiyaçlarını karşılamasına katkı sağlıyor. Böylece &#8220;Ulus&#8217;ta nerede yemek yenir?&#8221; sorusunun cevaplanması gereği ortaya çıkıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Farklı gelir gruplarının ihtiyaçlarını temin etmesini sağlayan, gün içerisinde yoğun bir insan kalabalığının bulunduğu Ulus ve ekonomi arasındaki ilişki oldukça dinamik bir özellik gösteriyor. Kamuoyunda çeşitli aralıklarla gündeme gelen, Ulus’un yeniden düzenlenmesine ilişkin projeler, bu dinamik yapı bozulmadan <span style="text-decoration: underline;">sokağa dayalı alışveriş</span> yapısı korunarak geliştirilmelidir. Çünkü kentsel belleği yansıtması açısından Ulus önemli bir hafıza görevi üstleniyor. Altyapının gerekli ihtiyaçlar doğrultusunda düzenlenmesi, toplum sağlığı açısından önlemlerin alınması ve güvenliğin sağlanması bu süreçte en temel gereksinimler gibi gözüküyor.</p>
<p>Kaan Akman</p>
<hr />
<p>Kapak Görseli: <a href="https://www.instagram.com/mkdgr/">MKD</a><br />
Metin içi görseller: <a href="https://www.instagram.com/cunkuomuge/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Müge Özdemir</a></p>
<p><a href="https://lavarla.com/ulus-mekan-insan-i-sokaga-dayali-alisveris/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Ulus, Mekan, İnsan: Sokağa Dayalı Alışveriş&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ulus-mekan-insan-i-sokaga-dayali-alisveris/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rüya ve Uyanıklık Arasında Geçen Bir Sergi: Ceren İdil’den Analiz Felci</title>
		<link>https://lavarla.com/ruya-ve-uyaniklik-arasinda-gecen-bir-sergi-ceren-idilden-analiz-felci/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ruya-ve-uyaniklik-arasinda-gecen-bir-sergi-ceren-idilden-analiz-felci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şehrisevenler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Mar 2020 07:39:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[Pusula]]></category>
		<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Sergileri]]></category>
		<category><![CDATA[Mart Etkinlikleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=42085</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>27 Şubat&#8217;ta açılan, İklim Sanat’ın ev sahipliği yaptığı Analiz Felci, bize Ankara’da görmeye alışık olmadığımız cinsten gerçeküstü bir dünyanın kapılarını açıyor. Hacettepe Güzel Sanatlar Fakültesi’nde resim eğitimi gören Ceren İdil’in bu ilk kişisel tekli sergisi; sansürsüz ‘alt kültür’ imgeleriyle bezenmiş düşsel bir evrene açılıyor. İdil’in resimlerinde içine daldığımız bu rüya alemi; brutal öğelerin, gerçeklikten kopup [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ruya-ve-uyaniklik-arasinda-gecen-bir-sergi-ceren-idilden-analiz-felci/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Rüya ve Uyanıklık Arasında Geçen Bir Sergi: Ceren İdil’den Analiz Felci&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">27 Şubat&#8217;ta açılan, İklim Sanat’ın ev sahipliği yaptığı <em><span style="text-decoration: underline;">Analiz Felci</span></em>, bize Ankara’da görmeye alışık olmadığımız cinsten gerçeküstü bir dünyanın kapılarını açıyor. Hacettepe Güzel Sanatlar Fakültesi’nde resim eğitimi gören Ceren İdil’in bu ilk kişisel tekli sergisi; sansürsüz ‘alt kültür’ imgeleriyle bezenmiş düşsel bir evrene açılıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">İdil’in resimlerinde içine daldığımız bu rüya alemi; brutal öğelerin, gerçeklikten kopup gelen endüstriyel esintilerin ve ölüm meleklerinin cirit attığı bir araf olmasına rağmen, bizi dehşete düşürmek yerine, usul usul fakat apaçık anlatılan bir hikayenin içine çekiyor.</p>
<figure id="attachment_42087" aria-describedby="caption-attachment-42087" style="width: 740px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-42087" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/03/My-birth-was-an-error-Ceren-İdil-1024x517.jpg" alt="my birth was an error" width="740" height="373" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/03/My-birth-was-an-error-Ceren-İdil-1024x517.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/03/My-birth-was-an-error-Ceren-İdil-300x152.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/03/My-birth-was-an-error-Ceren-İdil-768x388.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/03/My-birth-was-an-error-Ceren-İdil-696x351.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/03/My-birth-was-an-error-Ceren-İdil-1068x539.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/03/My-birth-was-an-error-Ceren-İdil-832x420.jpg 832w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2020/03/My-birth-was-an-error-Ceren-İdil.jpg 1400w" sizes="(max-width: 740px) 100vw, 740px" /><figcaption id="caption-attachment-42087" class="wp-caption-text">&#8220;My birth was an error&#8221;</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;">Kendimizi içinde bulduğumuz hikaye ise sanatçının &#8221;esrarengiz&#8221; iç dünyasında vuku bulan karanlık bir olay örgüsünün motifleriyle bezeli. Parçalara ayrılmış vücutların sembolik izdüşümleri, varoluşun açıklanamaz doğasına yöneltilen bir isyandan geçiyor. Özellikle René Magritte&#8217;in <em>It&#8217;s Raining Man</em> tablosuna bariz bir atıfta bulunan <em>Have You Ever Been This High</em>, çağdaş sürrealizmi masaya yatırarak parçalara ayırıyor ve hikayeyi günümüze kadar taşımayı başarıyor. Köklerini böylesine ulu orta sorgulayan, içedönük olduğu kadar yoruma açık özgür bir alan bırakan bu sergi, kişisel alanının dışına çıkarak izleyiciyi doğrudan kendi deneyimleriyle yüzleşmeye zorluyor. Eserlerdeki zengin imgesel dışavurum, sanatçının da ait olduğu Z kuşağının bilinçaltı akışına kapılıp, bizleri kayıp iç hesaplaşmalarımızın sakin karmaşasına sürüklüyor. Sonuç ise kendimize hiç sormadığımız bir sorunun cevabında gizli. Seyirciye yöneltilen soruyla doğan belirsizlik, gündelik yaşamımızın bir parçası olarak karşımızda; farkında olmadan maruz bırakıldığımız kaosun bir parçası olarak elimizden gelen sadece teslim olmak ya da savaşmak.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepimizin bir pazar sabahı uyanarak unuttuğu bir rüyaya ağıt niteliğindeki resimlerin yanı sıra, <em>Analiz Felci</em> sergisinde yer alan sıra dışı motiflerle dokunmuş nakış işleri de zaman’a, ölüm’e ve unutuluş’a meydan okuyarak adeta hafızamıza işleniyor. Geçmiş&#8217;le hesaplaşmanın alternatif bir önerisi olarak karşımıza çıkan bu nakışların bize çağrıştırdığı nostaljinin çok daha ötesine taşıyan iskelet kelebeklerin, sonsuzluk denklemlerinin, belirsizliklerle cebelleşen imgelerin ve hayaletlerin Gelecek&#8217;e iletilecek bir mesajı olduğu aşikar.</p>
<p style="text-align: justify;">27 Şubat’ta Mesnevi Sokak, 24’e 3’te açılan <span style="text-decoration: underline;"><em>Analiz Felci</em></span>, Pazartesi hariç haftanın her günü  12:00 &#8211; 19:00 saatleri arasında 14 Mart’a dek ziyaret edilebilir. Etkinlik ve mekan detayları için <a href="https://lavarla.com/events/ceren-idil-analiz-felci/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">tıklayınız</a>.</p>
<p>Yazar: Buse Arslan</p>
<p>*Görseller sanatçının <a href="https://www.behance.net/cerenidili954b" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Behance</a> hesabından alınmıştır. Kapak görseli <em>Have you ever been this high?</em></p>
<p><a href="https://lavarla.com/ruya-ve-uyaniklik-arasinda-gecen-bir-sergi-ceren-idilden-analiz-felci/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Rüya ve Uyanıklık Arasında Geçen Bir Sergi: Ceren İdil’den Analiz Felci&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ruya-ve-uyaniklik-arasinda-gecen-bir-sergi-ceren-idilden-analiz-felci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
