<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Üçüncü Yaka arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<atom:link href="https://lavarla.com/etiket/ucuncu-yaka/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://lavarla.com/etiket/ucuncu-yaka/</link>
	<description>Lavarla için her insan ve her hikaye, ucundan Ankara&#039;ya dokunuyorsa anlatmaya değerdir.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Dec 2025 10:26:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>

<image>
	<url>https://lavarla.com/wp-content/uploads/2024/05/fav-150x150.png</url>
	<title>Üçüncü Yaka arşivleri - Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</title>
	<link>https://lavarla.com/etiket/ucuncu-yaka/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yurtdışında yaşamak: Türkiye&#8217;de özlemediklerim</title>
		<link>https://lavarla.com/yurtdisinda-yasamak-turkiyede-ozlemediklerim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eliçe Kılıç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 12:40:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Berlin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Göçü]]></category>
		<category><![CDATA[Üçüncü Yaka]]></category>
		<category><![CDATA[Yurtdışında yaşamak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=138817</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Yurtdışında yaşadığım 4 sene taze bitmişken, hayat değiştiren maceramdan notlarımı paylaşmaya devam ediyorum. Türkiye&#8217;de özlediklerim ile başladık, Türkiye&#8217;de özlemediklerimle devam ediyoruz. Özlemediğim her şeyin, benim Türkiye&#8217;de geçirdiğim yıllardaki kişisel deneyimim olduğunu hatırlatmak isterim. Kişisel alanın ihlali Dış görünüşümüze, kilomuza, boyumuza, saçımıza, kıyafetimize yorum yapılmadan hangi ayaküstü konuşmayı ya da akraba ziyaretini atlattık? Yoksa ben mi [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/yurtdisinda-yasamak-turkiyede-ozlemediklerim/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Yurtdışında yaşamak: Türkiye&#8217;de özlemediklerim&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yurtdışında yaşadığım 4 sene taze bitmişken, hayat değiştiren maceramdan notlarımı paylaşmaya devam ediyorum. <a href="https://lavarla.com/yurtdisinda-yasamak-turkiyede-ozlediklerim/" target="_blank" rel="noopener">Türkiye&#8217;de özlediklerim</a> ile başladık, Türkiye&#8217;de özlemediklerimle devam ediyoruz. Özlemediğim her şeyin, benim Türkiye&#8217;de geçirdiğim yıllardaki kişisel deneyimim olduğunu hatırlatmak isterim.</p>
<h2>Kişisel alanın ihlali</h2>
<p>Dış görünüşümüze, kilomuza, boyumuza, saçımıza, kıyafetimize yorum yapılmadan hangi ayaküstü konuşmayı ya da akraba ziyaretini atlattık? Yoksa ben mi çok şanssızdım? Almanya&#8217;da ilk kez hastalık izni aldığımı yöneticime bildirdiğimde, neyin var diye sormamasını garipsemiştim; zamanla anladım ki bu soruyu sormaması, kişisel alana girmek istememesinden. İstanbul&#8217;da çalışırken kolonoskopi yaptırıp 3 gün rapor aldığımda, &#8220;Ama ben kolonoskopinin ertesi günü ayağa kalkmıştım, 3 gün çok uzun değil mi?&#8221; diye sorulmuştu bana. Aslında Türkiye&#8217;deki kimseye kızmıyorum, gücenmiyorum; biz böyle büyütülmüşüz, kilo vermişsin demeyi iltifat sanmışız. Ama dünya değişmiş, internet çağına gelmiş ve dünyada birileri bilinçlenmişken Türkiye&#8217;nin büyük bir kısmının hala kişisel sınırların üstünde tepinmesini hoş göremiyorum ve özlemediklerim arasında bayrak taşıyor.</p>
<figure id="attachment_139049" aria-describedby="caption-attachment-139049" style="width: 639px" class="wp-caption aligncenter"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-139049 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlemediklerim-1.webp" alt="" width="639" height="453" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlemediklerim-1.webp 639w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlemediklerim-1-300x213.webp 300w" sizes="(max-width: 639px) 100vw, 639px" /><figcaption id="caption-attachment-139049" class="wp-caption-text">Kaynak: psychologytoday.com</figcaption></figure>
<h2>Trafik</h2>
<p>Trafik gerçeğiyle 23 yaşımdan sonra İstanbul&#8217;da tanıştım. İstanbul trafiği hayatımı planlamadaki temel yapıtaşlarından biriydi. Evden çıkış ve eve dönüş saatlerim, gideceğim yerler hep trafiğe bağlıydı. Pandemiye kadar her gün ofise gittiğim hayat düzenimde yolda gidiş-dönüş en az 1,5 saat geçiriyordum. Şimdi geri dönüp baktığımda akıl almaz geliyor kaybettiğim vakit. Berlin&#8217;de bisikletle ulaşımın tadını aldığımdan beri soğuk ve yağmur çamur demeden bisikletimle gidiyorum her yere. Toplu taşıma kullanacaksam da otobüsü mümkün olduğunca ihtimal dışı bırakıp metro bağlantılarını kullanıyorum. İstanbul&#8217;da evim ve işim arasındaki 16 kilometreyi 1 saatte gittiğim günlerden, 1 saatlik yolu sade ve sadece şehrin dışına çıktığım zaman gittiğim günlere geldim ve bundan çok mutluyum.</p>
<figure id="attachment_139050" aria-describedby="caption-attachment-139050" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="wp-image-139050 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlemediklerim-6-1024x576.webp" alt="" width="800" height="450" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlemediklerim-6-1024x576.webp 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlemediklerim-6-300x169.webp 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlemediklerim-6-768x432.webp 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlemediklerim-6-1536x864.webp 1536w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlemediklerim-6.webp 1890w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption id="caption-attachment-139050" class="wp-caption-text">Kaynak: hurriyetdailynews.com</figcaption></figure>
<h2>Toplu taşıma bağlantıları ve saatleri</h2>
<p>Yanlış anlaşılmasın, Berlin de trafiksiz bir şehir değil ama arabanın konforundan caydıracak alternatifler sunuyor. Bir yerden diğerine gitmek çoğu zaman Türkiye&#8217;nin aksine toplu taşıma ile, araba ile olduğundan daha hızlı. S-Bahn, U-Bahn ve otobüs bağlantıları iyi, aktarmalar sorunsuz. Gece yarısından sonra sefer sayıları azalsa da mutlaka eve taksisiz dönebileceğiniz alternatifler oluyor. Havaalanına gitmek için özel şirketlere dünya para bayılmaya gerek yok çünkü aylık toplu taşıma kartınıza dahil olan S-Bahn ve trenler var. Almanya&#8217;da şehirlerarası ulaşımda trenle yaşanan tüm gecikmelerin aksine, Berlin&#8217;in şehir içi ulaşımından memnun olduğumu söylemeliyim.</p>
<h2>Nüfusun şehirlere orantısız dağılması</h2>
<p>Türkiye&#8217;de nüfusun büyük şehirlerde yoğunlaştığını ve bunun İstanbul, Ankara ve İzmir&#8217;e orantısız bir yük yarattığını görüyoruz. Kimse İstanbul&#8217;a, İstanbul&#8217;un kaşının gözünün güzelliğinden taşınmıyor. İş imkanları, genel müdürlükler orada. Almanya&#8217;da kurumsal şirketlerin genel müdürlüklerini Frankfurt ve Münih&#8217;te görürken Berlin&#8217;de start-upların ofislerini görüyoruz. Öte yandan Almanya&#8217;nın sigorta devi şirketlerinden birinin genel müdürlüğü Hannover&#8217;da, bir diğer sigorta devi ise çalışanlarına hem Münih hem Hamburg&#8217;da ofis imkanı sunuyor. Nüfusu coğrafi alana homojen yaymak ancak böyle girişimlerle oluyor.</p>
<h2>Doğaya erişim zorluğu</h2>
<p>Türkiye&#8217;de özlemediklerim arasında hiç şüphesiz doğaya erişim zorluğu var ve aslında bunun önemini yurtdışında yaşamaya başladıktan sonra anladım. İstanbul&#8217;da Belgrad Ormanı&#8217;na, Polonezköy&#8217;e, Ankara&#8217;da Eymir&#8217;e gidiş neden toplu taşımayla, arabayla olduğundan 3 kat fazla sürüyor? Bisikletle otobüse binemezsin, son otobüsü yakalamak için koşturursun, nasıl kalabalık olur o son otobüs&#8230; Ya da şunu sorayım: Ben neden yeşillikte yürümek için bu kadar yol gidiyorum? Türkiye&#8217;de şehirlerin nefes alamamasını, yeşil alanların, parkların azlığını hiç özlemiyorum.</p>
<figure id="attachment_35017" aria-describedby="caption-attachment-35017" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="wp-image-35017 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/ankara-lavarla-harun-canli-eymir-1024x576.jpg" alt="" width="800" height="450" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/ankara-lavarla-harun-canli-eymir-1024x576.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/ankara-lavarla-harun-canli-eymir-300x169.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/ankara-lavarla-harun-canli-eymir-768x432.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/ankara-lavarla-harun-canli-eymir-696x392.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/ankara-lavarla-harun-canli-eymir-1068x601.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/ankara-lavarla-harun-canli-eymir-747x420.jpg 747w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption id="caption-attachment-35017" class="wp-caption-text">Eymir Gölü</figcaption></figure>
<p>Türkiye&#8217;de özlemediklerim aslında bu kadarla sınırlı değil ama birçok şeyi de geride bıraktım, artık o kadar sık aklıma bile gelmiyor.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/yurtdisinda-yasamak-turkiyede-ozlemediklerim/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Yurtdışında yaşamak: Türkiye&#8217;de özlemediklerim&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yurtdışında yaşamak: Türkiye&#8217;de özlediklerim</title>
		<link>https://lavarla.com/yurtdisinda-yasamak-turkiyede-ozlediklerim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eliçe Kılıç]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Oct 2025 10:36:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Berlin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Göçü]]></category>
		<category><![CDATA[Üçüncü Yaka]]></category>
		<category><![CDATA[Yurtdışında yaşamak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=138814</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Yurtdışında yaşama hayali, Ankara&#8217;da üniversite okuduğum yıllarda kalbime düşmüştü ilk kez. O zamanlar Türkiye&#8217;de &#8220;Bu ülkede yaşanmaz artık&#8221; cümlesi, son yıllardaki kadar sık telaffuz edilmezdi. Bu hayalimi Napoli&#8217;ye gidiş gelişlerim ve üniversitedeki Erasmus furyası tetiklemişti. Okul bitince benim kendimi İstanbul&#8217;da, kurumsal hayatın göbeğinde bulmam göz açıp kapayıncaya kadar oldu. İstanbul&#8217;da &#8220;Bu hayat böyle mi geçecek?&#8221; [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/yurtdisinda-yasamak-turkiyede-ozlediklerim/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Yurtdışında yaşamak: Türkiye&#8217;de özlediklerim&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yurtdışında yaşama hayali, Ankara&#8217;da üniversite okuduğum yıllarda kalbime düşmüştü ilk kez. O zamanlar Türkiye&#8217;de &#8220;Bu ülkede yaşanmaz artık&#8221; cümlesi, son yıllardaki kadar sık telaffuz edilmezdi. Bu hayalimi Napoli&#8217;ye gidiş gelişlerim ve üniversitedeki Erasmus furyası tetiklemişti. Okul bitince benim kendimi İstanbul&#8217;da, kurumsal hayatın göbeğinde bulmam göz açıp kapayıncaya kadar oldu. İstanbul&#8217;da &#8220;Bu hayat böyle mi geçecek?&#8221; buhranıyla geçen dört seneden sonra, ben de Türkiye&#8217;den tek yön bilet alanlar kervanına katıldım. Yurtdışında yaşadığım dört sene taze bitmişken, hayat değiştiren maceramdan notlarımı paylaşmaya karar verdim. Türkiye&#8217;de özlediklerimle başlıyoruz!</p>
<h2>Çekirdek aile</h2>
<p>Giden olmak mı daha zor yoksa kalan olmak mı? Annem, babam ve kardeşimden oluşan çekirdek ailemle ikisini de deneyimledim. Evet, bu sorunun bir kazananı yok, ikisi de zor. Doğum günleri, bayramlar, düğünler gibi büyük günleri kaçırdığıma üzülmüyorum; çünkü bu günleri Türkiye&#8217;de geçirecek şekilde planlayabilirim seyahatlerimi. Beni asıl üzen yanlarında olamadığım küçük, gösterişsiz, gündelik ama bence daha kıymetli paylaşımlar. Ankara&#8217;ya senenin ilk karı düştüğünde annemle koltuğu camın kenarına çekip akşam karı izlemek, bir kısmında uyuyacağını bilsem de babamı tiyatroya götürmek ve dönüşünde Kızılay&#8217;a yürümek, sınav haftasının bitişinde kardeşimi okuldan alıp onunla kutlama yemeği yemek&#8230; İnsan özlüyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-large wp-image-138992 aligncenter" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlediklerim-4-768x1024.jpg" alt="" width="768" height="1024" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlediklerim-4-768x1024.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlediklerim-4-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlediklerim-4-1152x1536.jpg 1152w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlediklerim-4.jpg 1440w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<h2>Kalabalık sofralar</h2>
<p>Akrabalarımın büyük bir çoğunluğu ile aynı şehirde yaşayarak büyüdüm ve kalabalık bir aileyiz. Sık sık babaannem ve dedemin evinde toplanır, salondaki uzun masaya sağlam bir sofra kurar, saatlerce yemek yerdik. Annem ve babam, eve yemekli misafir çağırmayı çok severdi. Saatlerce hazırlık yapar, tertemiz ve ütülenmiş masa örtüsünü serer, sadece misafirlere kullandığımız yemek takımını vitrinden özenle çıkarırdık. Bazen bir cuma ya da cumartesi akşamı, soğuk bir akşamüstünde yavaş bir yürüyüş yaparken mahallede, perdeleri her daim açık olan Almanların evlerinin içine gayriihtiyari bir bakış atıyorum. Ne zaman masa başında birilerini görsem, eve dönüp YouTube&#8217;dan bir şeyler izleyerek tek başıma yemek yemek daha zor geliyor. Bu sebeptendir ki mümkün olduğunca arkadaşlarımı Berlin&#8217;deki evime yemeğe davet ediyorum. Sofralarım kalabalık olmuyor, dört kişiyi geçmiyor ama bana çok iyi geliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-138989 size-large aligncenter" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlediklerim-1-768x1024.jpg" alt="Türkiye'de özlediklerim, kalabalık sofralar" width="768" height="1024" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlediklerim-1-768x1024.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlediklerim-1-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlediklerim-1-1152x1536.jpg 1152w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlediklerim-1.jpg 1440w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></p>
<h2>Simit</h2>
<p>İtalya&#8217;da yaşarken her gün simit diye ağlanıp dururdum. Almanya&#8217;ya taşındım, süpermarkette bile simit var ama Almanya&#8217;da simit yediğim sefer beşi geçmez. Neden? Çünkü aynı değil. Siz de benim gibi Türkiye&#8217;de de her simiti yemiyor, çıtırlık arıyorsanız, seçili fırınlarınız varsa, Berlin bir çöl. Hayatının büyük bir kısmını İzmit ve Ankara&#8217;da geçirmiş biri olarak çıtır taş fırın simiti hassas noktam ve kendisini çok özlüyorum! Hafta sonları fırından tazecik alıp uzun bir kahvaltı yapmanın ve açlığımı bastırsın diye metroya binmeden Kızılay&#8217;da elime bir simit almanın yeri doldurulamaz bende. Simitsiz, Türkiye&#8217;de özlediklerim listesi olmazdı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-138990 size-large aligncenter" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlediklerim-2-768x1024.jpg" alt="Türkiye'de özlediklerim, simit" width="768" height="1024" /></p>
<h2>Restoranlarda ıslak mendil verilmesi</h2>
<p>Kıymetini kaybedince anladığım şeylerden biri. Nasıl güzeldir, nasıl hijyen dostudur o ıslak mendiller. Bazen çantaya üç beş tane atar, sonra ihtiyacımız olunca kullanırız. Kimi mekanlar paraya kıyar, Eyüp Sabri Tuncer&#8217;in tek kullanımlık ıslak mendillerinden koyarlar ya hani, kalbimi çalıverirler. Bu adet, Avrupa&#8217;ya Covid ile gelmediyse daha hiç gelmez, ben büyük ıslak mendil paketlerini taşımaya devam.</p>
<h2>Kuaför ve güzellik salonu hizmetleri</h2>
<p>Almanya&#8217;da hizmet sektörünün pahalılığı dedikleri kadar var ve bu, beni ister istemez kişisel bakımla ilgili bazı şeyleri evde kendi kendime halletmeye itti. Türkiye&#8217;ye senede iki üç kez gittiğim için saç kesimi bekler diyorum, manikürsüz de yaşarım diyorum ama bazen insan kendini güzellik salonundaki ablanın ellerine bırakmak istiyor. Kuaför ve güzellik salonu hizmetlerine olan özlemim Türkiye&#8217;de özlediklerim listesine, Berlin&#8217;de yaklaşık 3 sene direndikten sonra gittiğim ilk saç kesiminde, kesimin sonunda kuaförün elime saç kurutma makinesi verip &#8220;kendiniz kurutacaksınız&#8221; demesi ile hızlı bir giriş yaptı.</p>
<h2>Meyve sebze pazarı</h2>
<p>Çocukluğum, Değirmendere salı pazarında geçti. Ankara&#8217;da okurken her cumartesi Çayyolu semt pazarına mutlaka bir uğrardım. İstanbul&#8217;da meyve sebze pazarı alışkanlığımdan uzaklaşmış olsam da Berlin&#8217;de, yemek pişirme ve mevsim sebzeleriyle beslenme düzenimde pazar hasreti çeker oldum. Burada her salı ve cuma Kreuzberg&#8217;de kurulan pazar bu özlemimi bir nebze giderse de evime çok yakın olmayışı ve akşam saat altıda toparlanması 9-6 çalıştığım için özlem gidermeyi zorlaştırıyor. Pazar arabasını taze meyve sebze ile doldurmayı, her tezgahta bir şeylerin tadına bakmayı, ayak üstü sıcacık bir gözleme yemeyi çok özledim; bir de yanımda annem olursa tadından yenmez.</p>
<figure id="attachment_138991" aria-describedby="caption-attachment-138991" style="width: 768px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-138991 size-large" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlediklerim-3-768x1024.jpg" alt="Türkiye'de özlediklerim, Değirmendere salı pazarı" width="768" height="1024" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlediklerim-3-768x1024.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlediklerim-3-225x300.jpg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlediklerim-3-1152x1536.jpg 1152w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2025/10/turkiyede-ozlediklerim-3.jpg 1440w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /><figcaption id="caption-attachment-138991" class="wp-caption-text">Değirmendere salı pazarı</figcaption></figure>
<p>Türkiye&#8217;de özlediklerim anlatmakla bitmez. Sevdiklerime ve yemeklere olan özlemim ise çok başka. Özlediğim her şeye, içimdeki sızıya, gözümde akmayan yaşlara rağmen, yine olsa yine giderdim Türkiye&#8217;den.</p>
<p>Serinin devamında buluşmak üzere, hoşçakalın.</p>
<p>Yurtdışında yaşama maceram Trieste ile başlamıştı, Trieste notlarım <a href="https://lavarla.com/trieste-bora-ve-nero-sehri/" target="_blank" rel="noopener">burada</a>.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/yurtdisinda-yasamak-turkiyede-ozlediklerim/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Yurtdışında yaşamak: Türkiye&#8217;de özlediklerim&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üçüncü Yaka: Kamusal Alanda Endişe ve Huzursuzluktan Hakların Aranabildiği Bir Özgürlüğe</title>
		<link>https://lavarla.com/ucuncu-yaka-kamusal-alanda-endise-ve-huzursuzluktan-haklarin-aranabildigi-bir-ozgurluge/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ucuncu-yaka-kamusal-alanda-endise-ve-huzursuzluktan-haklarin-aranabildigi-bir-ozgurluge/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceren Kulkul]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Mar 2020 14:39:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Berlin]]></category>
		<category><![CDATA[Kamusal Alan]]></category>
		<category><![CDATA[Kutuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[Üçüncü Yaka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=42204</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Berlin’e yaklaşık üç sene önce taşındığımda benim gibi ne çok insanın teker teker buraya doğru koşmaya başladığının farkında değildim. İçlerinden biri “Tek bir gün daha orada kalmaya gücüm kalmamıştı,” dedi sonradan. Başka bir tanesi “Buradaki en kötü günüm bile oradaki en iyi günümden daha iyi,” dedi. Bir başkası, 2015 ve 2016 yıllarında Ankara’daki iki bombalı [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ucuncu-yaka-kamusal-alanda-endise-ve-huzursuzluktan-haklarin-aranabildigi-bir-ozgurluge/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Üçüncü Yaka: Kamusal Alanda Endişe ve Huzursuzluktan Hakların Aranabildiği Bir Özgürlüğe&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Berlin’e yaklaşık üç sene önce taşındığımda benim gibi ne çok insanın teker teker buraya doğru koşmaya başladığının farkında değildim. İçlerinden biri “<em>Tek bir gün daha orada kalmaya gücüm kalmamıştı</em>,” dedi sonradan. Başka bir tanesi “<em>Buradaki en kötü günüm bile oradaki en iyi günümden daha iyi</em>,” dedi. Bir başkası, 2015 ve 2016 yıllarında Ankara’daki iki bombalı saldırıdan da birkaç dakika ile kurtulmuş. Kurumsal hayatından ve sosyalleşmek için uzun mesafeler kat etmek zorunda olmasından bunalan başka biri dedi ki, “<em>İstanbul’da artık nefes alamıyordum</em>”. Onunla benzer hisleri paylaşan bir başkası ise “<em>Darbe girişiminde anladık bu şehrin artık bize ait olmadığını, başka sahiplerinin de olduğunu&#8230;</em>” diye anlattı. Şimdi hepsi Berlin’deler. Ben de onlara Berlin’in <span style="text-decoration: underline;">kamusal alan</span>ını sordum. İstanbul ve Ankara’yla kıyasladıklarında ne gibi farklar gördüklerini ve göçten önce Türkiye’deki  toplumsal yaşantıya dair nasıl hissiyatları olduğunu konuştuk.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu hissiyatın başında endişe ve güvende olmama hissi geliyor. Görüştüğüm insanlarla en çok konuştuğumuz mesele, kendilerini Türkiye’nin kamusal alanında ne kadar huzursuz ve güvensiz hissettikleriydi. Kimisi hayat tarzı veya kimliği üzerinden bunu yaşarken kimisi de canının güvenliğinden endişe duyar hale gelmişti. Korku ve endişe gibi hisler bireysel olarak zorlayıcı olduğu kadar toplumsal olarak da çok yıpratıcı sonuçlar doğurabilir. Şimdi belleklerinde bütün bu anıları taşıyan onca insan, Berlin’de kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalışıyor ve görüyorlar ki burada kamusal alan/mekan bambaşka bir yerden tanımlanıyor. “<em>Türkiye’de kamusal alan dediğin şey asla sana ait olmayan bir şey, burada bütün o köprüler, parklar senin ve aynı zamanda onun ve bir başkasının</em>,“ diyen görüşmeci gibi düşünen çok insan tanıdım burada. Başka bir kadın görüşmeci de “<em>Korku duymayı yavaş yavaş unuttum. Sokakta tedirgin olmayı, gece eve koşar adım yürümeyi falan… Ama kesinlikle hemen geçmedi. Burada ilk günlerimde hala o endişeli hallerimi taşıyordum. Zaman içinde sürekli alarm durumunda olmayı bir kenara bıraktım</em>,” diye anlatıyor deneyimini.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bunların yanında, Türkiye’de kamusal mekan devletin hüküm sürdüğü bir yer adeta. Vatandaşlar ise onu uykusundan uyandırmamaya çalışarak parmak uçlarında kullanıyorlar o alanları. Kamusal alan deyince ilk akla gelenler; kontrol, kısıtlanma veya devlet baskısı oluyor. Berlin’in göbek adı ise <em>Freiheit,</em> yani özgürlük. Özgürlükler konusu başka bir yazıda tartışılmaya açık elbette ama Berlin’in kamusal mekanları herkes için, herkese ait diyebiliriz. Korkması, saklanması gerekmeden açık alanları kullanabiliyor insanlar. Her bir sokak, her bir bank, her park, her köprü insanların yararlanması için var. Kim olursa olsun kamusal alanı yanlış bir şey yapıyormuş gibi kullanmıyor. İnsanlar bir sokakta koşuya çıkıp, bir parkta çimenlere uzanıp, bir nehir ya da göl kenarında günü geçirdiğinde o kamusal mekan kullanım üzerinden tanımlanabiliyor işte. Aklıma Galata Kulesi&#8217;nin dibindeki merdivenlerde oturulup içki içilmesin diye yerleştirilen devasa saksılar geliyor. Beyoğlu sokaklarından masaların kaldırılması&#8230; Ankara’nın alışveriş merkezlerinin ağırlığı altında ezilip yok olmuş esnafı, altı şeritli, rantı bol yolları&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bu, Berlin’de her şey toz pembe demek değil. Hiçbir kamusal alan devletin varlığından ve güç ilişkilerinden azade değil çünkü. Irkçılık, ayrımcılık da var. Bir göçmen olarak öyle ya da böyle bunları yaşamayanımız yok. Ama buraya son yıllarda taşınmış Türkiyelilerin belleğinde Berlin deyince ilk olarak bunlar canlanmıyor. Farkında olmadıkları için değil. Bunlarla mücadele etmenin mümkün olduğuna inandıkları için. “<em>Türkiye’de artık mücadele alanımız kalmamış gibi geliyordu, burada hak aramanın mümkün olduğunu bildiğim için inandıklarımın, doğrularımın mücadelesini burada bir şekilde vermek bana daha olası gözüküyor artık</em>,” diyor iki sene önce Berlin’e taşınmış bir görüşmeci. Oysa Türkiye’de &#8220;güvende değilim&#8221; ya da &#8220;haksızlığa uğruyorum&#8221; düşünceleriyle yola çıkıp hak aramak, kimlik mücadelesi vermek ya da sadece &#8220;ben de varım&#8221; demek bile gittikçe imkansızlaşıyor. Şehirler, meydanlar toplumun elinden alınıyor. İnsanlar yalnızlaşıyor, birbirinden ve şehirden gittikçe kopuyor. Toplumsal hafızamıza kazınmış olan huzursuzluk ve güvende olmama hissi, sosyal kutuplaşma gibi kavramlarla anlatılamayacak kadar derin. Berlin’de ayrımcılıkla ya da toplumsal dışlanmayla karşılaşan birçok genç göçmenin &#8220;<em>Olsun, burası yine de daha iyi</em>,&#8221; demesi, Türkiye’de yaşanan usanmışlığın boyutunu ve artık mücadele edecek alan bulamıyor olmanın açtığı yaraları epey iyi anlatıyor diye düşünüyorum. Bu insanların şimdi kurdukları hayaller çok nadiren Türkiye’ye dönme senaryosu içeriyor. &#8220;<em>Belki bir gün dönerim, dönmek benim için sorun olmaz</em>,&#8221; diyenlerin sayısı otuz kişide üç. Geri kalanının hayalleri ise ya Almanya’da kalmak ya da başka bir Batı ülkesine taşınmak şeklinde. “<em>Orada yaşadığım bunaltıyı unutmadım, hayatta dönmem</em>,” diyen arkadaşımın bu cümlesi çoğu görüşmecinin fikrini özetliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişisel deneyimlerim görüştüğüm insanların yaşadıklarından çok da farklı değil. Yaklaşık üç senedir Berlin’de yaşıyorum ama bir ayağım hep Türkiye’de. Sık sık Ankara ve İstanbul’da zaman geçiriyorum ve sosyo-mekansal karşılaştırmalar her seferinde biraz daha netleşiyor: “Kent planlanması işte böyle olmalı, bak burada bu kötü, şurada şu güzel.” Ama kent sosyologu olarak bu ayrımları yapmak kolay. Zor olan, seneler önceki Taksim’i özleyen İstanbullular ya da çocukluğundaki Tunalı’yı hasretle anlatan Ankaralılar olmak. Artık mücadelesini vermekten yorulduğumuz o güzel kamusal alanların muadillerini Berlin’de arıyoruz, hatta bazen yaratıyoruz. Benim yine de her zaman içimde bir boşluk kalıyor, özlediğim bir şeyler burada hep eksik gibi. Sonra İstanbul’da yaşayan bir arkadaşımın bana sürekli söylediği bir cümle geliyor aklıma: “Senin özlediğin İstanbul’u biz de özlüyoruz.” Gidenin dönmek istememesinin, kalanın hep gitmek istemesinin bir nedeni de bu belli ki.</p>
<p>Makalenin tamamı:</p>
<div dir="auto">Kulkul, C. (2020) &#8220;Public Space and Social Polarization&#8221;, <i>The Journal of Public Space</i>, 5(1), pp. 111-128.</div>
<div dir="auto"><a href="https://www.journalpublicspace.org/index.php/jps/article/view/1128" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://www.journalpublicspace.org/index.php/jps/article/view/1128</a></div>
<div dir="auto" style="text-align: justify;">
<hr />
<p>Üçüncü Yaka serisinin tanıtım yazısına <a href="https://lavarla.com/lavarlada-yeni-bir-seri-ucuncu-yaka/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">buradan</a>, serinin bir önceki yazısına <a href="https://lavarla.com/neset-ertasin-berlini/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">buradan</a> erişebilirsiniz.</p>
</div>
<div dir="auto">Kapak görseli: Berlin, <a href="https://lavarla.com/author/jeyan-idil-aslan/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Jeyan İdil Aslan</a></div>
<div dir="auto"></div>
<p><a href="https://lavarla.com/ucuncu-yaka-kamusal-alanda-endise-ve-huzursuzluktan-haklarin-aranabildigi-bir-ozgurluge/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Üçüncü Yaka: Kamusal Alanda Endişe ve Huzursuzluktan Hakların Aranabildiği Bir Özgürlüğe&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ucuncu-yaka-kamusal-alanda-endise-ve-huzursuzluktan-haklarin-aranabildigi-bir-ozgurluge/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üçüncü Yaka: Berlin’de ev bulmak</title>
		<link>https://lavarla.com/ucuncu-yaka-berlinde-ev-bulmak/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ucuncu-yaka-berlinde-ev-bulmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Jeyan İdil Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Jun 2019 06:33:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Berlinde Ev Bulmak]]></category>
		<category><![CDATA[Ev]]></category>
		<category><![CDATA[Üçüncü Yaka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=34876</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Üçüncü Yaka ülkesinde sıradan bir gün. Günlerden Perşembe. Saat 17.55. Leinestraße’deyim. Bir evin önünde bekliyorum. Apartmanı inceliyorum. Biraz sonra bir kadın geliyor. Nazikçe birbirimize gülümsüyoruz. İkimizin elinde de kabarık birer dosya. İkimiz de oraya neden gelmiş olduğumuzu biliyoruz. Az sonra bir kadın daha geliyor. İkisi birbirlerini selamlıyorlar, hızlı bir Almanca ile aralarında konuşmaya başlıyorlar. Sokağın [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ucuncu-yaka-berlinde-ev-bulmak/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Üçüncü Yaka: Berlin’de ev bulmak&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1" style="text-align: left;"><span class="s1">Üçüncü Yaka ülkesinde sıradan bir gün. Günlerden Perşembe. Saat 17.55. Leinestraße’deyim. Bir evin önünde bekliyorum. Apartmanı inceliyorum. Biraz sonra bir kadın geliyor. Nazikçe birbirimize gülümsüyoruz. İkimizin elinde de kabarık birer dosya. İkimiz de oraya neden gelmiş olduğumuzu biliyoruz. Az sonra bir kadın daha geliyor. İkisi birbirlerini selamlıyorlar, hızlı bir Almanca ile aralarında konuşmaya başlıyorlar. Sokağın öteki tarafından bir çift yaklaşıyor. Bisikletiyle bir kız gelip evin önüne park ediyor. Biri daha. Biri daha. Yaş ortalaması otuz civarında. Bez torbalar ve kabarık dosyalar dikkat çekiyor. Herkes biraz birbirine benziyor. </span></p>
<p class="p1" style="text-align: left;"><span class="s1">Saat 18.00’e doğru apartmanın önünde yirmiden fazla insan var. Yaşlı bir kadın, elinde alışveriş torbalarıyla kaldırımda kalabalığa doğru ilerliyor. Bize bakıyor, herkes kadına gülümsüyor. Kadın “Burada bir şey protesto etmek için mi toplandınız?” diye soruyor. Kendimi tutamayıp gülüyorum. Herkes gülümsüyor. Kadın anlamıyor, yoluna devam ediyor.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: left;"><span class="s1">Hayır, orada bir şeyi protesto etmek için toplanmadık. Toplanma amacımız, bir ev görüşmesi gerçekleştirmek. Bizler 25-35 yaşlar arasında, Neukölln’de ev arayan insanlarız. Son zamanlarda kendimi sıkça bu tarz kuyrukların içinde buluyorum. Çünkü Berlin’de ev arıyorum.</span></p>
<h2 class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Harika bir insanım, lütfen bana bir oda verin</span></h2>
<p class="p1" style="text-align: left;"><span class="s1">Son zamanlarda Türkiye’den Berlin’e yaşanan göç dalgasında ve burada oluşan Üçüncü Yaka durumunda, pek çok kişi göç etmek için farklı yöntemler kullanıyor. Kimileri dil öğrenme vizesi, kimileri Mavi Kart ile buraya geliyor. En sık kullanılan yöntemlerden bir tanesi de yüksek eğitim. Özellikle yüksek lisans, (kimi) insanların kolayca Almanya’ya gelmesi için kolay bir yöntem. Berlin’deki okullarda pek çok farklı program var, üstelik Türkiye&#8217;den öğrencilere de oldukça açıklar. İngilizce konuşulan bir bölüm buldunuz mu, öteki şartları da sağlıyorsanız, Berlin biletinizi alabilirsiniz. Bu aşamadan sonra “ev meselesi” başlıyor.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: left;"><span class="s1">Berlin’de en sık konuşulan konu, ev meselesi. İster öğrenci olarak gelin ister ailece göç edin, ev bulmak sabır ve zaman isteyen bir iş. Bu hatta biraz az oldu, dayanıklı sinirler ve kırtasiye masrafları yatırımı da yanında gelmeli. Öğrenci olarak gelenlerin tercihi WG’ler oluyor. WG, <em>Wohngemeinschaft</em> yani <em>birlikte oturma</em> ya da <em>komün</em> kelimesinin Almanca karşılığının kısaltması. Kente girmeden evvel, bir WG’de odanızı ayarlamanız gerek. Bunun için kimi internet sitelerinde açılan ilanları değerlendirebilir, kendinize bu sitelerde bir profil açıp sizin gibi birini isteyen birilerini bulmaya çalışabilirsiniz. Ya da Facebook üzerindeki ev arkadaşı gruplarına üye olup oralardan medet umabilirsiniz.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Ancak tabii, konu bu kadar kolay değil!</span></p>
<h2 class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Ev bulma Tinder’ı</span></h2>
<p class="p1" style="text-align: left;"><span class="s1">Berlin’de bir oda bulabilmeniz için bu odanın aylık kirasını ödeyebilecek maddi geliriniz olması ve normal bir insan olmanız yetmiyor. &#8220;Cool&#8221; olmanız bekleniyor. Ev arkadaşlarınızla takılabilmeli, onlarla partilere gidebilmeli, mutfakta beraber sigara içebilmelisiniz. Dünyayı gezmiş, farklı yemek tarifleri öğrenmiş, farklılıklara saygı duyan ancak Alman kurallarıyla yaşamayı kabul etmiş biri olmalısınız. Aynı zamanda temiz, aynı zamanda sessiz, aynı zamanda gerektiğinde hoş sohbet gerektiğinde eğlenceli birisiniz. Değil misiniz? Geçmiş olsun, oda bulmanız imkansız.</span></p>
<figure id="attachment_34877" aria-describedby="caption-attachment-34877" style="width: 750px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-34877 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/DIBfvfwXYAAXwnX-e1559519182204.jpg" alt="" width="750" height="455" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/DIBfvfwXYAAXwnX-e1559519182204.jpg 750w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/DIBfvfwXYAAXwnX-e1559519182204-300x182.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/DIBfvfwXYAAXwnX-e1559519182204-696x422.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/DIBfvfwXYAAXwnX-e1559519182204-692x420.jpg 692w" sizes="(max-width: 750px) 100vw, 750px" /><figcaption id="caption-attachment-34877" class="wp-caption-text">Berlin Öncesi &#8211; Berlin Sonrası</figcaption></figure>
<p class="p1" style="text-align: left;"><span class="s1">Bu tarz oda bulma sayfaları, partner bulma uygulaması Tinder’a benziyor. İnsanlar buraya Avrupa başkentlerinde kentin sembolleri önünde ya da Tayland ormanlarında filleri severken veya yoga stüdyosunda kafesinin üzerinde dururken çekilmiş fotoğraflarını paylaşıyorlar. En cool, en güzel, en eğlenceli kişiler buradan kendine ev/oda bulabiliyor. Ya da şöyle düzelteyim; en Batılı, en beyaz, en (hetero) kadın kişiler (erkeklerin şansı ne yazık ki daha düşük oluyor).</span></p>
<p style="text-align: left;">Tam umutlarınız tükendiği anda, e-posta kutunuzda bir yeni mesaj görüyorsunuz. Bir evden haber var, ev ortalamanın altında bir kiraya sahip, yeri de muazzam. Fotoğraflar fena görünmüyor. İşin tek handikapı, ev sahibi İngiltere&#8217;de (ya da Danimarka, ya da Hindistan) ve anahtarı size bir şirket aracılığıyla yollayacak ve depozito ile ilk ayın kirasını evi görmeden ona göndermeniz gerekiyor. Hemen uzaklaşıyorsunuz, çünkü kandırılmak üzeresiniz! İlk ev aradığım dönemde benim de az daha inandığım bu yalana, umarım artık kimse inanmıyordur.</p>
<p class="p1" style="text-align: left;"><span class="s1">Bir evden görüşme için teklif aldınız, bir pazar sabahı kapıyı çalıyorsunuz. Herkes akşamdan kalma, siz de elinizde ev sahibine şirin görünmek için aldığınız birayla gülümsüyorsunuz. Dokuz metrekarelik bir odaya TL karşılığını hesaplamak istemediğiniz bir para ödeyeceksiniz. Ve bu durum karşısında yapabileceğiniz bir şey yok.</span></p>
<h2 class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Kendine ait bir ev</span></h2>
<p class="p1" style="text-align: left;"><span class="s1">Yaklaşık iki senelik WG deneyimimden sonra artık bir evin tamamıyla kiracısı olma yolundayım. Sadece bir oda değil, evin tamamını tutmak istediğim için işler hiç de kolaylaşmadı. Eskiden ben, Facebook’ta paylaştığım bir gönderiye indirgenmiştim. Şimdi ise bir klasör dolusu kağıt benim kim olduğumu anlatıyor.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: left;"><span class="s1">İş kontratım, vizem ve pasaportum, kredi notum, eski ev sahibimden “borcu yoktur” belgem, şirin mi şirin başvuru mektubum ve ben, bir perşembe günü saat 17.55’te bir evin önündeyiz. Az sonra içeri gireceğiz, 30 kişi beraber bu evi gezeceğiz, sonra bir köşeye çekilip bize verdikleri formu dolduracak, bu evi hak ettiğimizi kanıtlamaya çalışacağız. Sonra da iki metrekarelik balkonu var diye gözümüze güzel görünen bu eve dünyanın parasını vereceğiz.</span></p>
<figure id="attachment_34878" aria-describedby="caption-attachment-34878" style="width: 2448px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-34878 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6619.jpeg" alt="" width="2448" height="3264" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6619.jpeg 2448w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6619-225x300.jpeg 225w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6619-768x1024.jpeg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6619-696x928.jpeg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6619-1068x1424.jpeg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/04/IMG_6619-315x420.jpeg 315w" sizes="(max-width: 2448px) 100vw, 2448px" /><figcaption id="caption-attachment-34878" class="wp-caption-text">Berlin&#8217;de evi siz seçmiyorsunuz, ev sizi seçiyor (Fotoğraf yazarın arşivinden)</figcaption></figure>
<h2 class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">“Bir şeyi mi protesto ediyorsunuz?”</span></h2>
<p class="p1" style="text-align: left;"><span class="s1">Kaldırımda yanımızdan elinde torbalarla geçen teyze, burada protesto için mi toplandığımızı soruyor. Aslında protesto etmeliyiz ve ediyoruz da.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: left;"><span class="s1">Avrupa Birliği istatistiklerine göre Almanya’da ev sahibi-kiracı oranı yarı yarıya. İnsanların yüzde 48’i kiracı olarak oturuyor ve yüzde 52’si ev sahibi. Ancak ev sahibinden ev kiralamak gibi bir olay söz konusu değil. <a href="http://www.iheartberlin.de/stop-selling-our-city/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Soylulaşmanın bir sonucu olarak</a> evler büyük şirketlerce satın alınıyor ve içlerinde yapılan minik renovasyonlar sonrası kişiler bu evleri fahiş fiyatlara bu şirketlerden satın almak zorunda kalıyor. Berlin’de bu şirketlerden Deutsche Wohnen, 111 bin 500 ev ile kentteki evlerin yüzde 6,8’inin sahibi. Onlardan hemen sonra 44 bin evle Vonovia geliyor.</span></p>
<p><iframe title="Berlin rent protests continue | GME" width="800" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/FhC4HT4U_xs?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p style="text-align: left;">Buradaki arkadaşlarıma Türkiye&#8217;de ev bulmak için tek yapmanız gerekenin bir memur kefil ile bir emlakçıya gitmek ya da istediğiniz mahallede apartmanların pencerelerine bakarak yürüyüp kiralık ilanı gördüğünüz yeri aramak olduğunu anlattığımda, yüzlerinde oluşan şaşkınlığı tarif edemem.</p>
<p class="p1" style="text-align: left;"><span class="s1">Berlin, dünyada kiraların en çok arttığı şehir. Eskiden “<a href="https://www.dw.com/en/living-in-berlin-poor-but-sexy/a-5789228" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Fakir ama seksi şehir</a>” diye pazarlanan ve özellikle sanatçıların ve öğrencilerin ucuz kiralar nedeniyle tercih ettiği bu başkentte, geçen sene kiralar <a href="https://www.theguardian.com/world/2018/apr/10/berlin-world-fastest-rising-property-prices" target="_blank" rel="noopener noreferrer">yüzde 20,5 oranında arttı</a>. İnsanlar bu konuyu protesto etmek için <a href="https://www.euronews.com/2019/04/06/germans-take-to-streets-in-rent-rise-protests-demanding-government-takeover-large-private" target="_blank" rel="noopener noreferrer">sokaklara dökülüyor</a> ancak sivil toplumun devleti bu düzene müdahale etmek için ne derece teşvik edeceğini zaman gösterecek.</span></p>
<hr />
<p style="text-align: left;">“Türkiye’den yeni gelenlerin Berlin’de kurduğu paralel evren, &#8216;New Wave&#8217; ya da &#8216;Üçüncü Yaka&#8217;, kendine bir yaşam alanı yaratıyor.” Kurulan bu alternatif hayatı anlattığımız <em>Üçüncü Yaka</em> yazı dizisinin ilk bölüme <a href="https://lavarla.com/merhaba-ucuncu-yaka/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">buradan</a> ulaşabilirsiniz. Berlin’de tarihin karşımıza çıkış biçimlerini merak ediyorsanız, bu <a href="https://lavarla.com/ucuncu-yaka-yerdeki-tarih/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">yazıya</a> da bir göz atmalısınız.</p>
<p>Kapak Görseli: <a href="https://unsplash.com/photos/DoMEXHiQMZw" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Jonas Denil</a></p>
<p><a href="https://lavarla.com/ucuncu-yaka-berlinde-ev-bulmak/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Üçüncü Yaka: Berlin’de ev bulmak&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ucuncu-yaka-berlinde-ev-bulmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üçüncü Yaka: Yerdeki Tarih</title>
		<link>https://lavarla.com/ucuncu-yaka-yerdeki-tarih/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ucuncu-yaka-yerdeki-tarih/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Jeyan İdil Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Apr 2019 05:33:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Anıt]]></category>
		<category><![CDATA[Bebelplatz]]></category>
		<category><![CDATA[Nazi Almanyası]]></category>
		<category><![CDATA[New Wave]]></category>
		<category><![CDATA[Stolperstein]]></category>
		<category><![CDATA[Üçüncü Yaka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=31069</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Bastığınız yerdeki tarih dikkatinizi çekti mi hiç? İnsanlar ikiye ayrılır: İnsanları kategorize edenler ve bu kategorileri saçma bulanlar… Ben kendimi ikinci grupta görüyorum. Ancak bugün bir hikaye anlatmak için ben de insanları ikiye ayıracağım. İnsanlar ikiye ayrılır: Yürürken karşıya bakanlar ve yürürken yere bakanlar. Ben kendimi yine ikinci grupta görüyorum. Ve yürürken Berlin’de kimi zaman [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ucuncu-yaka-yerdeki-tarih/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Üçüncü Yaka: Yerdeki Tarih&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Bastığınız yerdeki tarih dikkatinizi çekti mi hiç?</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">İnsanlar ikiye ayrılır: İnsanları kategorize edenler ve bu kategorileri saçma bulanlar… Ben kendimi ikinci grupta görüyorum. Ancak bugün bir hikaye anlatmak için ben de insanları ikiye ayıracağım. İnsanlar ikiye ayrılır: Yürürken karşıya bakanlar ve yürürken yere bakanlar. Ben kendimi yine ikinci grupta görüyorum. Ve yürürken Berlin’de kimi zaman tarihe tanıklık ettiğim hissine kapılıyorum.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Berlin ve Ankara’nın -sanırım sadece benim gördüğüm</span><span class="s1">&#8211; ortak özelliklerinden bir tanesi de SOĞUK! Ankara için şehri ile ünlü bir ayaz derler, Berlin de aynısının hafif nemlisi. Spree Nehri yüzünden, kış aylarında bazen yolda yürürken içime işliyor bu soğuk. Bakışlarımı yere dikiyorum, A noktasından B noktasına hızla ilerlemeye çalışıyorum. Bu durumda da gözlerimi yerden kaldıramıyorum. Yerdeki tarih işte böyle günlerde karşıma çıkıyor.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Tarihi hep kitaplarda okumaya, müzelerde görmeye alışmışız sanki… Alışılmadık bir yerde karşımıza çıkınca şaşırıyoruz. Berlin bu anlamda insanı şaşırtan bir şehir. Çünkü tarih her an her yerde ve kelimenin tam anlamı ile “yerde”, ayaklarımızın ucunda. Yerdeki tarih işte bana bunu ifade ediyor. Bakın neler görüyorum yürürken.</span></p>
<h2 class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Yanan Kitaplar Anıtı: Bebelplatz</span></h2>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Tarihten ders almak, onun üzerini örtmek değil, onu görünür ve unutulmaz kılmakla mümkün. Ayakkabılarımızın ucundaki tarih de işte böyle bir yerde karşımıza çıkıyor. Berlin’in merkezinde yer alan Mitte semtinin Unter den Linden isimli geniş bulvarındaki bir anıt; görkemle göklere yükselmek yerine, utançla yerin dibine geçiyor.</span></p>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Takvimler 1933’e döndüğünde, Alman Nasyonel Sosyalist Partisi, büyük bir takipçi kitlesi kazanmıştı. Nazilerin takipçisi gençlerin oluşturduğu Alman Öğrenciler Birliği, Propaganda Bakanı Goebbels’in ateşli konuşmasından etkilenip, tarihin en utanç verici protestolarından birine imza attılar. 10 Mayıs 1933 günü bu üniversite öğrencileri, ari ırk mensubu olmayan yazarların kitaplarını Bebelplatz’da yaktılar. Heinrich Heine, Karl Marx ve Albert Einstein kitapları yakılan yazarlardan sadece birkaçıydı.</span></p>
<figure id="attachment_31070" aria-describedby="caption-attachment-31070" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-31070 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Bebelplatz_Night_of_Shame_Monument.jpg" alt="yerdeki tarih, ücüncü yaka" width="800" height="646" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Bebelplatz_Night_of_Shame_Monument.jpg 800w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Bebelplatz_Night_of_Shame_Monument-300x242.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Bebelplatz_Night_of_Shame_Monument-768x620.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Bebelplatz_Night_of_Shame_Monument-696x562.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Bebelplatz_Night_of_Shame_Monument-520x420.jpg 520w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption id="caption-attachment-31070" class="wp-caption-text">Bebelplatz&#8217;daki bu anıtın yakınlarında, kitapları yakılan yazarlardan Heinrich Heine&#8217;nin şu alıntısı yer alıyor: &#8220;Bu sadece bir başlangıçtı, kitapları yaktıkları yerde sonunda da insanları yakacaklar.&#8221; (Foto: Wikipedia)</figcaption></figure>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">O gün kitapların yakıldığı bu yerde, bugün bir anıt yer alıyor. Sanatçı Micha Ullman tarafından yapılan bu anıt, Humboldt Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi önünde konumlanıyor. Yerin altındaki bu boş kütüphane, bu yerdeki tarih anıtı, insanlığın utanç verici bu dönemini hatırlatıyor.</span></p>
<h2 class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Tavşan Tarlası: Kaninchenfeld</span></h2>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">İkinci Dünya Savaşı sonrası… Berlin ikiye bölünmüş halde, Müttefik Kuvvetler tarafından yönetiliyor. Doğudaki Alman Demokratik Cumhuriyeti ile batıdaki Almanya Federal Cumhuriyeti arasında geçişleri önlemek adına, Berlin duvarı kenti ikiye bölüyor. Pasaportsuz, izinsiz geçmek yasak. Ancak şehirde kural tanımaz yaratıklar var: Tavşanlar!</span></p>
<figure id="attachment_31072" aria-describedby="caption-attachment-31072" style="width: 898px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-31072 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/yerdeki_tarih1.png" alt="yerdeki_tarih" width="898" height="644" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/yerdeki_tarih1.png 898w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/yerdeki_tarih1-300x215.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/yerdeki_tarih1-768x551.png 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/yerdeki_tarih1-696x499.png 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/yerdeki_tarih1-586x420.png 586w" sizes="(max-width: 898px) 100vw, 898px" /><figcaption id="caption-attachment-31072" class="wp-caption-text">(Fotoğraf yazara ait)</figcaption></figure>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">O zamanlar iki tarafın sınır bölgesini oluşturan Berlin Duvarı çevresi, tavşanların yaşam alanıydı. Bu tatlı hayvanlar, duvarın altından kazdıkları tünellerle; doğudan batıya ya da batıdan doğuya gönüllerinin istediği gibi seyahat edebiliyorlardı. </span><span class="s1">1989 yılında duvar yıkılıp Berlin birleşince, tavşanlar da doğal yaşam alanlarını bırakmak zorunda kaldılar. Kentin yeşil alanlarına göç ettiler.</span></p>
<figure id="attachment_31073" aria-describedby="caption-attachment-31073" style="width: 690px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-31073 " src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Ekran-Resmi-2019-01-06-11.26.34.png" alt="ücüncü yaka yerdeki tarih" width="690" height="533" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Ekran-Resmi-2019-01-06-11.26.34.png 627w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Ekran-Resmi-2019-01-06-11.26.34-300x232.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Ekran-Resmi-2019-01-06-11.26.34-544x420.png 544w" sizes="(max-width: 690px) 100vw, 690px" /><figcaption id="caption-attachment-31073" class="wp-caption-text">Berlin&#8217;e gelip de bu tavşanların izini sürmek isterseniz eğer, Chausseestraße&#8217;ye gidebilirsiniz! (Fotoğraf yazara ait)</figcaption></figure>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">1999 yılında sanatçı <a href="https://karla-sachse.de/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Karla Sachse</a>, duvar kenarında yaşayan bu tavşanların anısını ölümsüzleştirmek istedi. Bir zamanlar özgürce gezdikleri bölgeye, onların anısına 120 adet tavşan silüeti yerleştirdi. Kaldırım üzerinde yer alan bu silüetler, zamanla inşaat ve yenileme çalışmalarının kurbanı oldular. Ancak kimileri hâlâ yerli yerinde. İşte, yerdeki tarih sıkıcı bir mahallenin sıradan bir kaldırımında bu şekilde karşınıza çıkabiliyor!</span></p>
<h2 style="text-align: justify;">Takılıp Düşmek İçin: Stolperstein</h2>
<p style="text-align: justify;">Berlin’de kimi evlerin önünde, pirinçten minik kareler var. Önce bunların üzerinde durmadım, bulunduğum sokakta rasgele yer alan bir şey olduğunu sandım. Zamanla şehri keşfettikçe pek çok farklı mahallede karşıma çıkmaya başladılar. Bir gün bu yerdeki tarih anıtı hakkında sorup soruşturmaya başladım. Ve öğrendim ki bu minik pirinç karelerin bir adı varmış: Stolperstein.</p>
<p style="text-align: justify;">Stolperstrein, tökezletecek bir taş anlamına geliyor. Ve yerdeki bu minik tarih anıtı için daha iyi bir isim olamazdı herhalde diye düşündürüyor. II. Dünya Savaşı döneminde Nazi terörüne kurban giden kişilerin son ikamet adreslerinin önünde yer alıyorlar. Kimi zaman bir ev, kimi zaman işyeri… Stolperstein’lar Berlin’de her yerde karşınıza çıkabiliyor. Bazı apartmanların önünde sadece bir tanesine rast gelirken, bazılarında büyük bir aileyi anmak için konmuş olanları görebiliyorsunuz.</p>
<figure id="attachment_31078" aria-describedby="caption-attachment-31078" style="width: 756px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-31078 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Ekran-Resmi-2019-01-06-13.33.08.png" alt="" width="756" height="499" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Ekran-Resmi-2019-01-06-13.33.08.png 756w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Ekran-Resmi-2019-01-06-13.33.08-300x198.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Ekran-Resmi-2019-01-06-13.33.08-696x459.png 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Ekran-Resmi-2019-01-06-13.33.08-636x420.png 636w" sizes="(max-width: 756px) 100vw, 756px" /><figcaption id="caption-attachment-31078" class="wp-caption-text">Stolperstein&#8217;lar üzerinde o binada yaşamış ve Nazi terörüne maruz kalmış kişiler hakkında bilgiler yer alıyor. (Fotoğraf yazara ait)</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;">Stolperstein ile soykırım kurbanlarının anılması, 1990&#8217;larda Almanya’da başlamış. Günter Demnig  isimli Alman bir sanatçı, ilk anıt taşını Köln’de Belediye Meclisi önüne yerleştirmiş. Daha sonra tüm Almanya’ya yayılan bu uygulama, günümüzde Avusturya, Hollanda, Macaristan, Çekya, Belçika, Ukrayna ve İtalya gibi pek çok ülkede gerçekleştiriliyor.</p>
<figure id="attachment_31079" aria-describedby="caption-attachment-31079" style="width: 1067px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-31079 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Stolpersteine_in_Thessaloniki_01-e1546778182950.jpg" alt="yeredeki tarih ücüncü yaka" width="1067" height="800" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Stolpersteine_in_Thessaloniki_01-e1546778182950.jpg 1067w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Stolpersteine_in_Thessaloniki_01-e1546778182950-300x225.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Stolpersteine_in_Thessaloniki_01-e1546778182950-768x576.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Stolpersteine_in_Thessaloniki_01-e1546778182950-1024x768.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Stolpersteine_in_Thessaloniki_01-e1546778182950-80x60.jpg 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Stolpersteine_in_Thessaloniki_01-e1546778182950-265x198.jpg 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Stolpersteine_in_Thessaloniki_01-e1546778182950-696x522.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2019/01/Stolpersteine_in_Thessaloniki_01-e1546778182950-560x420.jpg 560w" sizes="(max-width: 1067px) 100vw, 1067px" /><figcaption id="caption-attachment-31079" class="wp-caption-text">Selanik&#8217;teki bu Stolperstain&#8217;lar katledilen okul çocuklarını anmak için konulmuş (Foto: Wikipedia)</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;">Bizim özgürce dolaştığımız sokaklarda bir zamanlar bir trajedi yaşandığını, belki kiracı olarak yeni taşındığımız bir apartmandan bazı kişilerin zorla ölüme götürüldüğünü anlamış oluyoruz böylece. “Bir daha asla!” denen bir tarihi hatırlamanın en zarif yolu bu olsa gerek!</p>
<p style="text-align: justify;">Kim bilir, belki bu minik yerdeki tarih anıtları, sizi de kentinizi keşfetmeye yönlendirir!</p>
<hr />
<p style="text-align: justify;">&#8220;Türkiye’den yeni gelenlerin Berlin’de kurduğu paralel evren, “New Wave” ya da üçüncü yaka, kendine bir yaşam alanı yaratıyor.&#8221; Kurulan bu alternatif hayatı anlattığımız <em>Üçüncü Yaka</em> yazı dizisinin ilk bölüme <a href="https://lavarla.com/merhaba-ucuncu-yaka/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">buradan</a> ulaşabilirsiniz. Berlin&#8217;de ikinci el kültürünü merak ediyorsanız, bu <a href="https://lavarla.com/ucuncu-yaka-berlinin-ikinci-el-kulturu/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">yazıya</a> da bir göz atmalısınız.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ucuncu-yaka-yerdeki-tarih/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Üçüncü Yaka: Yerdeki Tarih&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ucuncu-yaka-yerdeki-tarih/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üçüncü Yaka: Beyaz Peynirin Peşinde</title>
		<link>https://lavarla.com/ucuncu-yaka-beyaz-peynirin-pesinde/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ucuncu-yaka-beyaz-peynirin-pesinde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Jeyan İdil Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Mar 2019 05:48:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Kebap]]></category>
		<category><![CDATA[New Wave]]></category>
		<category><![CDATA[Üçüncü Yaka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=28761</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>“Issız bir adaya taşınsanız yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?” “Börek fırını, yufka ve beyaz peynir!” Yeni bir yere gittiğimde ilk yadırgadığım şeylerden birisi oranın yemekleri oluyor. Bu nedenle bir yere ilk kez giden birine hep “Orada yemekler nasıl?” diye soruyorum. Belki de yüzeysel bir soru, bilemiyorum. Düşününce, dünyanın en zengin mutfaklarından birine sahip ülkemizden yabancı bir memlekete [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ucuncu-yaka-beyaz-peynirin-pesinde/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Üçüncü Yaka: Beyaz Peynirin Peşinde&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1" style="text-align: justify;"><em><span class="s1">“Issız bir adaya taşınsanız yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?”<br />
</span></em><em><span class="s1">“Börek fırını, yufka ve beyaz peynir!”</span></em></p>
<p style="text-align: justify;">Yeni bir yere gittiğimde <span class="s1">ilk yadırgadığım şeylerden birisi oranın yemekleri oluyor. Bu nedenle bir yere ilk kez giden birine hep <em>“Orada yemekler nasıl?”</em> diye soruyorum. Belki de yüzeysel bir soru, bilemiyorum.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Düşününce, dünyanın en zengin mutfaklarından birine sahip ülkemizden yabancı bir memlekete gidince zorlanmak haliyle kaçınılmaz… Berlin bu açıdan istisnai bir şekilde rahat yerlerden birisi olsa da konuşmaların ana konularından bir tanesi, yemek. </span></p>
<h2 class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Kebapla Dünyayı Ele Geçireceğiz</span></h2>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">… ya da geçirmişiz de, haberimiz yok! Milli yiyeceğimizin döner olduğunu kabul etmek istemiyorum aslında. Ancak kaçış yok, böyle tanınıyoruz. Aslında bir mutfaktan hangi yemek sokakta rahatça satılabiliyorsa, o ülkenin marka yiyeceği de o oluyor. Pizza, noodle, currywurst, falafel ve döner veya kebap&#8230; Nereye giderseniz gidin, en basit <em>“uluslararası mutfak”</em> örneklerini teşkil ediyor.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Berlin’de her mahallede, kimi mahallede de her sokakta bir dönerci bulmak mümkün. Avrupa’da yaşadığım “cevelan” sürecinde gitme fırsatı bulduğum Malmö ve Kopenhag’da da durum aynı. Herkes döneri biliyor, herkes döneri seviyor. Devletimiz dev projeleri arasına, döner ustası yetiştirmeyi dahil etmeli. Kültür ataşeleri, dönercilerimizden ders almalı. Döner, sadece ülkemizin değil; coğrafyamızın temsilcisi!</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Türkiye’den pek çok insanın yaşadığı Berlin’de de metrekareye düşen döner büfesi popülasyonu oldukça yüksek. Bunlar arasında bir tanesi var ki, yeri gerçekten özel: <a href="http://www.mustafas.de/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Mustafa’s Gemüse Kebab</a> (Mustafa’nın Sebzeli Kebabı). Kreuzberg’de Mehringdamm Sokağı 32 numarada bulunan Mustafa’s Gemuse Kebab, önünde insanların çılgınlar gibi sıraya girdiği bir kebapçı. 5 metrekarelik bu seyyar büfede; tavuk döner ve sebze sotesi ile beyaz peynir kullanarak bir dürüm yapan Mustafa, gerçek bir efsane.</span></p>
<p><iframe title="DIESEL X MUSTAFA - The Ultimate Collaboration" width="800" height="450" src="https://www.youtube.com/embed/l8kMq-DN_BA?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<h2 class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Sebze-sever Cenneti</span></h2>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Et tüketmeyen biriyseniz, Türkiye yaşaması gerçekten çok zor bir yer. Kesinlikle yiyecek bulmak anlamında değil bu… Mutfağımız zeytinyağlısından hamur işine, çorbasından tatlısına hem vejetarya</span><span class="s1">nlar hem de veganlar için lezzetli seçeneklerle dolu! Sorun, bir kavram olarak et yememenin ülkemizde insanların kafasında yarattığı soru işaretlerine dayanıyor. “Ben et yemiyorum” ifadesine verilen “O zaman tavuk verelim” cevabının komikliğinden tutun da “Sen nasıl besleniyorsun peki?” sorusunun müdahaleciliğine kadar uzanan bir yelpazede yanıtlanıyor.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Berlin bu konuda gerçekten müthiş bir yer. Et tüketmiyorsanız ya da genel olarak sebze seviyorsanız, Berlin’de seçenekleriniz sonsuz! Burada vegan bir şekilde yapılabileceği aklıma bile gelmeyen şeylerin vegan hallerini gördüm. Herhangi bir yemek organizasyonunda yiyecekler standart olarak etsiz servis ediliyor. Neredeyse hiçbir zaman hatırlatmak zorunda kalmıyorsunuz ve yemek bulmakta sorun yaşamıyorsunuz.</span></p>
<h2 class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Beyaz Peynir Bilmecesi</span></h2>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Gelelim Üçüncü Yaka serisinin bu yazısına başlığını veren konuya. Bu aslında benim fikrim değil. &#8220;New Wave in Berlin Facebook&#8221; grubunda gördüğüm bir gönderiden aklımda kalan bir konu. Zira vatanından ayrılıp gurbet ellere çalışmak, akademik kariyer yapmak, görgüsünü bilgisini arttırmak isteyen kişilerin bir numaralı derdi, en kaliteli beyaz peynirin nereden alınacağı. 1960’larda gelen işçiler de böyleydi, 2010’larda gelen öğrenciler de böyle. Beyaz peynir, bu toplumun bel kemiği.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Almanya’ya süt ve süt ürünlerini uçakla getirmek yasak. Kara yolunda durum nedir bilmiyorum… Buna rağmen tabii ki bizde çare tükenmiyor. Almanya’da yaşamış akrabası olanlar, gelirken çikolata dönerken peynir dolu bavulların yolculuklarını yakından takip etmişlerdir. Hava alanında peyniri kaptıran -özellikle yaşı büyük- Türkiyelilerin maceraları da yine herkesin malumu… Benim uçağa bindiğim her seferde de Türkiye’de havaalanı çalışanları, teyzeleri amcaları bavulda peynir varsa çıkartmaları konusunda uyardılar.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">İster 60 yaşında, hayatının yarısından fazlasını Almanya’da geçirmiş işçi emeklisi olsun; ister 30 yaşında doktora için ülkenin en iyi okullarına kalkmış gelmiş akademisyenler olsun, herkesin derdi aynı: Beyaz peynir nereden alınır, çökelek nerede bulunur, tulumun iyisi nerede satılır? Hatta arada coşup kokoreç nerede yenir, Kemalpaşa tatlısı bulunur mu, en iyi tantunici hangi sokakta gibi çılgın sorular da görüyorum grupta. Ama aslında güzel bu, özümüzü reddetmiyoruz. Bütün gün evde suşi yiyip belgesel izlediğimizi düşünmüyordum ben de.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Yani herkesin yurt dışında aradığı bir şeyi, bir “beyaz peynir”i oluyor. Yine Berlin’de şanslıyız bence. Hayatımda ilk defa burada muhlama yedim, Ankara’da gittiğimden daha fazla rakı içmeye gittim. Gerçekten aradığım tek şey çay, o da burada kaçak çayın popülerliğinden kaynaklanıyor. Türk mutfağının en güzel örneklerini tatmak için bir ara Berlin’e bekleriz!</span></p>
<hr />
<p>“Üçüncü Yaka nedir?” sorusunun yanıtını öğrenmek ve serinin ilk bölümünü okumak için bu <a href="https://lavarla.com/merhaba-ucuncu-yaka/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">bağlantıya</a> tıklayabilirsiniz.</p>
<p>Kapak görseli <a href="https://pixabay.com/photos/feta-feta-cheese-olive-oil-cheese-1464873/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">buradan</a> alınmıştır.</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ucuncu-yaka-beyaz-peynirin-pesinde/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Üçüncü Yaka: Beyaz Peynirin Peşinde&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ucuncu-yaka-beyaz-peynirin-pesinde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üçüncü Yaka: Berlin Rapsodisi</title>
		<link>https://lavarla.com/ucuncu-yaka-berlin-rapsodisi/</link>
					<comments>https://lavarla.com/ucuncu-yaka-berlin-rapsodisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceren Kulkul]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Mar 2019 05:10:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Berlin]]></category>
		<category><![CDATA[Bohemian Rhapsody]]></category>
		<category><![CDATA[Freddie Mercury]]></category>
		<category><![CDATA[Üçüncü Yaka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=30207</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Dünyada müzik olmasaydı ne yapardım hiç bilmiyorum. Oldum olası ritimlerin ve melodilerin beni şekillendirdiğine, zaman zaman dönüştürdüğüne, bazen de bana kendimi hatırlattığına inanırım. Gördüğüm birçok şeyin, yaşadığım birçok hissin bende şarkı olarak karşılığı vardır. Günbatımı pembeyse onun ayrı bir müziği vardır, bir şey hatırlatır. Çocuklar bisikletle yanımdan geçiyorsa, onun başka bir müziği vardır. Kalabalıkta koşturuyorsam, bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ucuncu-yaka-berlin-rapsodisi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Üçüncü Yaka: Berlin Rapsodisi&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Dünyada müzik olmasaydı ne yapardım hiç bilmiyorum. Oldum olası ritimlerin ve melodilerin beni şekillendirdiğine, zaman zaman dönüştürdüğüne, bazen de bana kendimi hatırlattığına inanırım. Gördüğüm birçok şeyin, yaşadığım birçok hissin bende şarkı olarak karşılığı vardır. Günbatımı pembeyse onun ayrı bir müziği vardır, bir şey hatırlatır. Çocuklar bisikletle yanımdan geçiyorsa, onun başka bir müziği vardır. Kalabalıkta koşturuyorsam, bir parkta uzanıyorsam, birini özlüyorsam, hepsinin bir melodik karşılığı vardır bende.</span></p>
<figure id="attachment_30208" aria-describedby="caption-attachment-30208" style="width: 300px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-30208" src="https://netreklam.net/wp-content/uploads/2018/12/üçüncü-yaka--300x201.jpg" alt="üçüncü yaka bohemian rhapsody berlin" width="300" height="201" data-wp-editing="1" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/12/üçüncü-yaka--300x201.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/12/üçüncü-yaka--768x515.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/12/üçüncü-yaka--696x467.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/12/üçüncü-yaka--626x420.jpg 626w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/12/üçüncü-yaka-.jpg 960w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /><figcaption id="caption-attachment-30208" class="wp-caption-text">Berlin Duvarları &#8211; pixabay</figcaption></figure>
<h4 style="text-align: justify;">Berlin&#8217;in Ritimleri</h4>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Gelelim Berlin’in ritimlerine&#8230; Bu şehrin sayılamayacak kadar ritmi olduğu bir gerçek. Gündüzüyle gecesi, doğusuyla batısı, her şeyiyle öyle dolu ve bambaşka ki&#8230; Berlin birçok Avrupa şehri gibi de değil üstelik. Sizi Champ Elysee ya da Big Ben karşılamıyor; onun yerine dünya üzerinde ne kadar farklılık varsa onlar selamlıyor. Stilettolarıyla saçlarını savuran bir kadının hemen yanından sakalları göbeğine kadar uzun, yırtık bereli bir adam geçiyor. O sırada arkadan Almanca (ve bazen Türkçe) rap duyuyorsunuz ve siz kafanızı o yöne çevirirken küçük çocuklarıyla bir göçmen aile önünüzden geçip gidiyor. Yerin üstünden altından trenler geçiyor, burnunuza önce currywurst sonra döner kokusu geliyor. Bütün bu farklılıkların nasıl bir harmoni içinde olduğunu ancak gördüğünüzde anlıyorsunuz. Sesler alçalıyor yükseliyor, akışlar değişiyor. İnsanlar kaldırımlarda, arabalar ve tramvaylar caddelerde birbirine karışıyor.</span></p>
<figure id="attachment_30210" aria-describedby="caption-attachment-30210" style="width: 1366px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-30210 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/12/BR_Header_1566.jpg" alt="Üçüncü Yaka Berlin Queen" width="1366" height="500" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/12/BR_Header_1566.jpg 1366w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/12/BR_Header_1566-300x110.jpg 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/12/BR_Header_1566-768x281.jpg 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/12/BR_Header_1566-1024x375.jpg 1024w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/12/BR_Header_1566-696x255.jpg 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/12/BR_Header_1566-1068x391.jpg 1068w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/12/BR_Header_1566-1147x420.jpg 1147w" sizes="(max-width: 1366px) 100vw, 1366px" /><figcaption id="caption-attachment-30210" class="wp-caption-text">Bohemian Rhapsody &#8211; The Movie &#8211; queenonline.com</figcaption></figure>
<h4 style="text-align: justify;">Bohemian Rhapsody</h4>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Seslerin, hislerin, kültürlerin bu kadar bambaşka ve aynı zamanda uyumlu olduğu bir şey daha var; <i>Bohemian</i> <i>Rhapsody</i>! Ben de <a href="https://www.youtube.com/watch?v=6S9c5nnDd_s" target="_blank" rel="noopener noreferrer">filmi</a> taze çıkmışken -ve beni kalbimden vurmuşken- şehri Queen’le gezeyim dedim. Son zamanlarda Queen dışında ne dinlesem tatsız tuzsuz geliyor zaten bana. Notaların, ritimlerin, Brian May’in sololarının ve Freddie Mercury’nin muazzam sesinin farklılaşıp bütünleştiği o anlar Berlin sokaklarını adımlarken müthiş bir hissiyat veriyor. <i>Fat Bottomed Girls</i> çalarken küçük sıçrayışlar yapmamak, <i>I Want to Break Free</i> çalarken yürüdüğüm yerde dans etmemek için kendimi çok zor tutuyorum. <i>Radio</i> <i>Ga Ga</i> başladığında Freddie’nin Live Aid konserindeki figürlerini taklit etmemek ise, benim için neredeyse imkansız!</span></p>
<figure id="attachment_30209" aria-describedby="caption-attachment-30209" style="width: 400px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-30209 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/12/üçüncü-yaka2.jpeg" alt="üçüncü yaka" width="400" height="267" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/12/üçüncü-yaka2.jpeg 400w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/12/üçüncü-yaka2-300x200.jpeg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /><figcaption id="caption-attachment-30209" class="wp-caption-text">Queen! &#8211; unsplash</figcaption></figure>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Queen’in ustalıkla icra ettiği o çok sesliliğin oldukça baskın olduğu Berlin’i belki bu özelliğinden dolayı değil ama verdiği hissiyat açısından doğup büyüdüğüm Ankara’ya da çok benzetiyorum. Sokaklarındaki aşinalık sizi öyle içine çekiyor ki uzun zaman sonra oraya dönünce şehri karşınıza alıp sohbet edesiniz geliyor. Bu iki şehir size hiçbir zaman arkasını dönmüyor, bütün uyumsuz parçalarıyla sizi yeniden kucaklıyor. Tıpkı Queen’in, ilk gençlik yıllarımdan beri, her yeniden dinleyişimde beni tutup kendine çekmesi gibi.</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Bohemian Rhapsody filminde, şöyle bir replik var, Freddie’nin söylediği, “Biz dört uyumsuzuz. Birbirimize ait değiliz. Diğer uyumsuzlar için çalıyoruz. Odanın arkasında duran kimsesizler, eminiz ki onlar da birbirlerine ait değiller. Biz onlardan biriyiz.” Berlin’i bilen biri bu cümlelerin bu şehir için ne kadar geçerli olduğunu iliklerine kadar hissedecektir. Bilmeyenler ise buraya ilk geldikleri an bu cümleleri hatırlayabilirler. Hiç kimsenin hiç kimseye ait olmadığı, toplumun içinde ya da dışında, herkesin kabul edildiği dev bir festival alanı!</span></p>
<h4 style="text-align: justify;">Şehir ve Müzik</h4>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Uzun lafın kısası, şehirlerin müziklerle eşleşme şansı olsaydı, Berlin’e kesinlikle Queen düşerdi. Müzikal zenginliği insanın içine işleyen <i>Bohemian Rhapsody</i>’nin opera kısmında Galileo’lar ve Mama Mia’ların arasında Bismillah naraları duyulması gibi çılgınca uçlarda ve farklılıklarıyla devasa bir bütün!</span></p>
<p class="p1" style="text-align: justify;"><span class="s1">Hamiş: Berlin’de yaşıyorsanız ya da buraya gezmeye gelecekseniz kendinize bir saat ayırıp kulaklıklarınızı takın ve Queen dinleyerek sokaklarda gezin. (Dans etmek isterseniz -isteyeceksiniz- utanmayın, Berlin delileri çok sever ve Freddie de dans etmenizi isterdi.)</span></p>
<hr />
<p>&#8220;Üçüncü Yaka nedir?&#8221; sorusunun yanıtını öğrenmek ve yazı dizisinin ilk bölümünü okumak için bu <a href="https://lavarla.com/merhaba-ucuncu-yaka/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">bağlantıya</a> tıklayabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bohemian Rhapsody ve son dönemin içinden müzik geçen filmleri ile ilgili <a href="https://lavarla.com/vizyonda-uc-muzikli-film-muslum-a-star-is-born-bohemian-rhapsody/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">şu yazıya</a> göz atabilirsiniz!</p>
<p><a href="https://lavarla.com/ucuncu-yaka-berlin-rapsodisi/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Üçüncü Yaka: Berlin Rapsodisi&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/ucuncu-yaka-berlin-rapsodisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Merhaba Üçüncü Yaka!</title>
		<link>https://lavarla.com/merhaba-ucuncu-yaka/</link>
					<comments>https://lavarla.com/merhaba-ucuncu-yaka/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Jeyan İdil Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Feb 2019 06:47:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Meseleler]]></category>
		<category><![CDATA[Berlin]]></category>
		<category><![CDATA[Beyin Göçü]]></category>
		<category><![CDATA[Göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[New Wave]]></category>
		<category><![CDATA[Üçüncü Yaka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://lavarla.com/?p=27913</guid>

					<description><![CDATA[<p><span class="reading-mode-buttons"></span>Merhaba. Burası üçüncü yaka. İstanbul’daki gibi ama bir tane fazla. Bir İhtimal Daha Var, O da İstanbul mu Dersin? Anadolu’da yaşayan biriyseniz, belirli yol ayrımlarında İstanbul bir ihtimal olarak karşınıza çıkar. Liseye giriş sınavları zamanında kolejleri, üniversite yıllarında iş imkanları ile cezbeder insanı. Bazılarımız için sanki eninde sonunda gidilecek bir yer gibidir: Kimi zaman büyük bir keyifle, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://lavarla.com/merhaba-ucuncu-yaka/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Merhaba Üçüncü Yaka!&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Merhaba. Burası üçüncü yaka. İstanbul’daki gibi ama bir tane fazla.</span></p>
<h2 style="text-align: justify;">Bir <span class="s1">İ</span>htimal Daha Var, O da <span class="s1">İ</span>stanbul mu Dersin?</h2>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Anadolu’da yaşayan biriyseniz, belirli yol ayrımlarında İstanbul bir ihtimal olarak karşınıza çıkar. Liseye giriş sınavları zamanında kolejleri, üniversite yıllarında iş imkanları ile cezbeder insanı. Bazılarımız için sanki eninde sonunda gidilecek bir yer gibidir: Kimi zaman büyük bir keyifle, kimi zaman ise uzun süren bir alışma (veya alışamama) dönemi ile. İstanbul sanki ilkokulda sınıfın renkli gözlü kızı, herkes bir noktada ona âşık olacak, kesin! Ya da kesin<em>-di.</em></span></p>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Bu bir şekilde artık olmuyor. İstanbul yaşanmaz bir hale geliyor. Sanki bütün şehir tıklım tıkış bir metrobüs gibi ve kimse arkaya ilerlemiyor. Potansiyelinin katbekat üzerindeki insana nefes alacak alan tanımıyor. Bu durumda İstanbul’un pabucu dama atılırken Anadolu ve Avrupa yakaları ortadan kalkıyor. Bunun karşılığında kimi yerlerde <em>üçüncü bir yaka</em> doğuyor. Hem gitmeyenlerin kaldığı öteki şehirlerde, hem de gidenlerin kurduğu başka ülkelerde.</span></p>
<h2 class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Berlin&#8217;de Ankara&#8217;yı Özle(ye)memek</span></h2>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Bir süredir Berlin’de yaşıyorum. Halimden memnunum. Ve bu deneyimin <em>yurt dışında yaşamak dışında her şeye</em> benzediğini söylemeliyim. İnsan biraz sıla hasreti çeker, biraz aşina bir şeyler görmeyi özler… Yok, olmuyor! Neden? Çünkü bana burada her şey fazlasıyla tanıdık geliyor.</span></p>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Sanki ben Ankara’dan Berlin&#8217;e değil de İstanbul’a ya da Türkiye&#8217;de başka bir kente taşınmışım gibi hissediyorum. Kadıköy’e ya da Beşiktaş’a değil de, sanki üçüncü yakasına… Öyle bir tanıdıklık hali. Aynı zamanda da öyle bir yabancılama durumu. Bekleyin, anlatacağım. </span></p>
<h2 class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Herkes Burada!</span></h2>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Son yıllarda Türkiye’den yurt dışına bir göç dalgası başladı. Farklı nedenlerle elbette. Adı değişiyor literatürde. &#8220;Beyin Göçü&#8221; ya da &#8220;Beyin Sirkülasyonu&#8221;, &#8220;Sürgün&#8221; ya da nefes alacak bir yer arama hali&#8230;</span><span class="s1"> Kimileri bu konuda özgür, yüksek eğitim ya da çalışma imkanlarını kovalıyor. Kimileri ise o kadar şanslı değil, mecbur kalıp (ya da bırakılıp) ülkesinden ayrılıyor.</span></p>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Etrafımdaki sosyal bilimcilerin neredeyse yarısı, (bir anlamda ben de dahil) göç üzerine çalışıyor. <em>Neden Türkiye’nin en iyi ve en parlak zihinleri yurt dışına gidiyor,</em> konu bu. Basın kuruluşları bu konuya dair haberler yapıyor, dernekler raporlar hazırlıyor. Gezi’den, Darbe’den, Seçim’den bahsediyor. Ben bunlardan bahsetmek istemiyorum. Zaten önümüzdeki on yıla yetecek kadar tez ve makale çıkıyor, merak etmeyin.</span></p>
<p style="text-align: justify;">Pek de fazla odaklanılmayan bir başka mesele var aslında. Göçen insanlar, kendilerine yeni ülkelerinde yeni yaşam alanları oluşturuyorlar. Yeni alışkanlıklar, sosyal hiyerarşiler, konular&#8230; Alternatif evrende yeniden bir Türkiye kuruluyor sanki. Bunu izlemek de, en az nedenlerini anlamak kadar önemli.</p>
<figure id="attachment_27946" aria-describedby="caption-attachment-27946" style="width: 909px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-27946 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/10/Ekran-Resmi-2018-10-30-15.26.04.png" alt="ücüncü yaka" width="909" height="676" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/10/Ekran-Resmi-2018-10-30-15.26.04.png 909w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/10/Ekran-Resmi-2018-10-30-15.26.04-300x223.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/10/Ekran-Resmi-2018-10-30-15.26.04-768x571.png 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/10/Ekran-Resmi-2018-10-30-15.26.04-80x60.png 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/10/Ekran-Resmi-2018-10-30-15.26.04-265x198.png 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/10/Ekran-Resmi-2018-10-30-15.26.04-696x518.png 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/10/Ekran-Resmi-2018-10-30-15.26.04-565x420.png 565w" sizes="(max-width: 909px) 100vw, 909px" /><figcaption id="caption-attachment-27946" class="wp-caption-text">Branderburger Tor &#8211; Branderburg Kapısı</figcaption></figure>
<h2 style="text-align: justify;">Bir Gece Ans<span class="s1">ı</span>z<span class="s1">ı</span>n 82 Kreuzberg&#8230;</h2>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Bir süredir Berlin’de yaşıyorum. Berlin, Almanya’da Türkiye’den gelen göçmenlerin en yoğun şekilde yaşadığı şehirlerden bir tanesi. Aslında Türkiye’den ilk gidenler (ya da bana göre konuşacak olursak <em>gelenler</em>) en yoğun şekilde endüstriyel bir merkez olan Kuzey Ren-Vestfalya Bölgesi’ne yerleşmişler. Buradan sonra da Baden-Württemberg geliyor. Berlin ise -kimi mahallelerdeki özel yoğunluğu da belirtilerek- üçüncü sıradan göçmenlerin varış noktası listelere giriş yapmış <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Almanya%27daki_T%C3%BCrkler" target="_blank" rel="noopener noreferrer">durumda</a>. Berlin, Türkiye&#8217;nin sekizinci büyük kenti!</span></p>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Berlin’e ilk kez 2017 yılının Eylül ayında Prag üzerinden otobüsle gelmiştim. Otobüs şehre doğru yaklaşırken, biraz merkeze uzak yerlerini göreyim diye gözlerimi yola dikmiştim. Kara yolunun yeşil bir ağaç koridoru içerisinden akmasıyla, terminale girene kadar hiçbir şey göremedim tabii&#8230;</span></p>
<figure id="attachment_27947" aria-describedby="caption-attachment-27947" style="width: 907px" class="wp-caption aligncenter"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-27947 size-full" src="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/10/Ekran-Resmi-2018-10-30-15.26.16.png" alt="ücüncü yaka" width="907" height="678" srcset="https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/10/Ekran-Resmi-2018-10-30-15.26.16.png 907w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/10/Ekran-Resmi-2018-10-30-15.26.16-300x224.png 300w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/10/Ekran-Resmi-2018-10-30-15.26.16-768x574.png 768w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/10/Ekran-Resmi-2018-10-30-15.26.16-80x60.png 80w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/10/Ekran-Resmi-2018-10-30-15.26.16-265x198.png 265w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/10/Ekran-Resmi-2018-10-30-15.26.16-696x520.png 696w, https://lavarla.com/wp-content/uploads/2018/10/Ekran-Resmi-2018-10-30-15.26.16-562x420.png 562w" sizes="(max-width: 907px) 100vw, 907px" /><figcaption id="caption-attachment-27947" class="wp-caption-text">Berlin&#8217;in pek çok mahallesi grafitti ve duvar resimleri ile kaplı. Bu aralarında en sevdiğim.</figcaption></figure>
<p style="text-align: justify;">İlk ziyaretimde, zaten bir ay sonra uzun süreliğine taşınacağım için, turistik noktaların hiçbirine gitmedim. Sıradan sokaklarda, mahallelerde geçirdim zamanımı. Yeni yaşamların kurulduğu mahalleleri keşfettim.</p>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Berlin’de ilk olarak Kreuzberg ve Neukölln&#8217;de bulundum. Bu nedenle kente dair ilk izlenimim, şehrin dev bir Ulus olmasıydı. Nedense o zaman Hermanntraße olduğunu bilmediğim Hermannstraße’de gezerken, gelinlik-abiye dükkanlarının, çeyizcilerin, nargile ve Hac malzemesi satıcılarının, kebapçıların<span class="Apple-converted-space"> </span>önünden geçerken kafamda bu semt canlanmıştı. O gelişimde gezdiğim her yerin aşırı derecede Türkiye’ye benzemesi beni hayrete düşürmüştü. “Bir gece ansızın 81 Düzce, 82 …” diye giden sözün 82.si </span><span class="s1">Kreuzberg, 83.sü ise Neukölln olabilir gibi gelmişti.</span></p>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Bir ay sonra tam da Ankara’nın 20 senelik belediye başkanının değiştiği günde Berlin’e taşındım. Kaldığım ilk evin renkli sokağı, ülkemize yakıştırdığım 82. şehre denk geldiği için; Berlin gözümde ev gibiydi. Ancak zamanla Berlin’in nasıl bir şehir olduğunu, daha anlamadığım çok şey olduğunu anlayabildim. </span></p>
<h2 class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Üçüncü Yaka</span></h2>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Gelelim üçüncü yaka konusuna…</span></p>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Buraya kadarı aslında dev bir giriş paragrafıydı. Mesele şu ki Berlin’de bir şeyler oluyor. Belki de 10 senedir. Belki de 1960’lardan beri devam eden bir şeyler ama şimdi ben içine girince fark ediyorum.</span></p>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Berlin’de paralel ikinci bir toplum kuruluyor. Almanlar, Alman-Türkler ve yeni Türkler. </span><span class="s1">Türkiye’den yeni gelenlerin Berlin’de kurduğu paralel evren, &#8220;New Wave&#8221; ya da üçüncü yaka, kendine bir yaşam alanı yaratıyor. </span>Bu evrende Alman-Türk toplumu ile yeni gelenler arasında yaşanan kesişmeler, Türkiye&#8217;de bir araya gelmeyecek insanları &#8220;göçmen olma durumu&#8221; üzerinden bir araya getiriyor. Almanlar ise sürekli <em>&#8220;Ama sen hiç Türk&#8217;e benzemiyorsun&#8221;</em> nakaratını yineliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Berlin&#8217;de üçüncü bir yakada Türkiye&#8217;ye alternatif bir hayat kuruluyor, kurulan bu hayat büyüyor. Yoksa Facebook’ta bile bulamadığım ilkokul arkadaşımla karşılaşmamı nasıl açıklayabiliriz? Ya da son zamanlarda gittiğim en iyi meyhanenin Sakarya&#8217;da değil de Spreewaldplatz’da olması nasıl anlamlandırılabilir? Deneyeceğiz işte, bir şeyler anlatmayı…</p>
<p class="p2" style="text-align: center;"><span class="s1">***</span></p>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Serinin yeni bölümlerinde:</span></p>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Doktora öğrencilerinin en büyük derdi: Ezine Peyniri!</span></p>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Evet, hava bugün de kapalı&#8230;</span></p>
<p class="p2" style="text-align: justify;"><span class="s1">Türkiye’den gelecek var mı?: Bir denklik belgesi sorunsalı.</span></p>
<hr />
<p>Kolaj: Berliner Dom &#8211; Foto: Naci Aslan</p>
<p><a href="https://lavarla.com/merhaba-ucuncu-yaka/">&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;Merhaba Üçüncü Yaka!&lt;span class=&quot;reading-mode-buttons&quot;&gt;&lt;/span&gt;</a> yazısı ilk önce <a href="https://lavarla.com">Lavarla - Kültür-Sanat ve Kent Yaşamı</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://lavarla.com/merhaba-ucuncu-yaka/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
